Surname

8,8/10  (6 Oy) · 
24 okunma  · 
7 beğeni  · 
532 gösterim
Bilindiği üzre Sumâme, Osmanlılar çağında, evlenme, düğün-demek, sünnet gibi sevinçli olaylar dolayısıyla, halkın da katılmasıyla yapılan ve bikaç gün süren zengin şölenleri, renkli törenleri, büyük eğlenceleri, olağanüstü gösterileri, bütün bu şenlikleri betimleyip anlatan kitaplara denilir. Yani Sumâme, kısacası düğün kitabı demektir. Kolayca anlaşılmaktadır ki, bu düğünler, başlık parası veremeyip yavuklusunu kaçırdığı için dama düşenlerin değil, sultanların, şehzadelerin düğünleridir.

Cumhuriyet döneminde, Osmanlı İmparatorluğu çağındaki bu şenliklere taş çıkartan, kırk gün kırk gece süren ve Hüseyin Baykara eğlenceleri örneği öyle düğünler dernekler, döner siteyşınlı nişanlar, görülmemiş şölenler, duyulmamış törenler, içkili fıskili açılışlar, türlü bin türlü şenlikler yapılmışsa da, ne yazık ki bütün bunları anlatan bir Cumhuriyet Surnâmesi bugüne dek yazılmamıştır.
  • Baskı Tarihi:
    Mart 2007
  • Sayfa Sayısı:
    200
  • ISBN:
    9789759038694
  • Yayınevi:
    Nesin Yayınevi
  • Kitabın Türü:
ihtiyar 
26 Ağu 2015, Kitabı okudu, Beğendi, 7/10 puan

Berber Hayri'nin kara mizahla idama giden öyküsünü mükemmel anlatmış yazar. Aziz Nesin bir konuşmasında şunları söylemiştir: “Oyunlarımın değeri ben öldükten sonra daha iyi anlaşılacak. Neyse ki, ‘Surname’ romanımı anlaması gerekenler anladı, yaşarken gördüm bunu…” Kitabı sıkılmadan okuyacaksınız ve ağlanacak durumumuza güleceksiniz. Mesajları da alabilirseniz alacaksınız.:)

ayşenben 
23 Şub 21:50, Kitabı okudu, 6 günde, Beğendi, 10/10 puan

Çok beğendim hakikaten çok ama çok beğendim. Sonunu bildiğiniz bir romanda okunabiliyormuş. Aziz Nesin okumak isteyenlere tavsiye edebileceğim bir kitap.
İdam mahkumu Berber Hayrinin hapse düşmesi, hapis hayatı, erkek dünyası, hapis hayatının acımasızlığı, sistemin acımasızlığı, Berber Hayri'nin değişimi ve sonunda ibretlik idamı...

umit kemal parlak 
20 Eki 2014, Kitabı okudu, Puan vermedi

idam cezasini sorgularken, bunun tarihcesini de bize anlatan muthis bir aziz nesin eseri.
hapishanedeki bes adet suclunun hapishaneye girme sebeplerini anlatan alti sayfalik muhtesem bolum icin bile okunmasi gereken harika bir kitap.
aziz nesin "anneye anlatir gibi" anlatiyor derdini.
o derece acik ve net.

Kitaptan 9 Alıntı

Sibiryalı Bir Güneş Subayı 
08 Ara 03:18, Kitabı okudu, Beğendi, Puan vermedi

Büyük bir tarihçi şöyle demiş : "Tarihten alınan en büyük ders,insanların tarihten ders almadıklarının anlaşılmasıdır."

Surname, Aziz Nesin (Sayfa 139)Surname, Aziz Nesin (Sayfa 139)
Sibiryalı Bir Güneş Subayı 
08 Ara 00:51, Kitabı okudu, Beğendi, Puan vermedi

"Her ülkede, onbinlerce, yüzbinlerce kişi keman çalar, piyano çalar, yada başka çalgılar çalarlar. Ama bunların hepsi de piyanocu, kemancı değildir, hepsi de ille konser vermeye kalkmazlar. Ne var ki, kendileri de bir çalgı çaldıkları için, çalgı çalmayanlara göre, müzikten daha çok zevk alırlar, dinledikleri konserleri daha iyi anlarlar. Zevk almak, bişeyden anlamak az şey midir? Şiir de böyleydi işte. Şiir yazan herkes ille de şair olmaz, ama yazmayanlara göre şiirden daha çok zevk alır. Şiirle hiç uğraşmayanlar, o zevki tadamazlar ve bunun ne büyük eksiklik olduğunu bile ayrımsayamazlar."

Surname, Aziz Nesin (Sayfa 93)Surname, Aziz Nesin (Sayfa 93)
Sibiryalı Bir Güneş Subayı 
08 Ara 01:50, Kitabı okudu, Beğendi, Puan vermedi

"Altın pas tutmaz, platin pas tutmaz" denir, doğrudur. "Altınla platin pas tutmaz ama pisliğe düşünce pislenir bunlar. Tek paslanıp pislenmeyen insanın özüdür" demişti. "O öz ki, en kötü sanılan insanın bile içinin bir yerinde gizlidir."

Surname, Aziz Nesin (Sayfa 109)Surname, Aziz Nesin (Sayfa 109)
Sibiryalı Bir Güneş Subayı 
08 Ara 01:52, Kitabı okudu, Beğendi, Puan vermedi

"Ne kendim iyi olmaya, ne başkalarına iyilik etmeye zaman bulabildim Ustam."

Surname, Aziz Nesin (Sayfa 108)Surname, Aziz Nesin (Sayfa 108)
Sibiryalı Bir Güneş Subayı 
08 Ara 01:58, Kitabı okudu, Beğendi, Puan vermedi

"Tartı çekmez suçlarımız, yer götürmez günahlarımız var."

Surname, Aziz Nesin (Sayfa 112)Surname, Aziz Nesin (Sayfa 112)
Sibiryalı Bir Güneş Subayı 
07 Ara 18:10, Kitabı okudu, Beğendi, Puan vermedi

Şair Nefti
Şair Nefti'den ikilik:
"Dalak, ciğer, işkembe, böbrek, beyin ver şurdan..." "Aman unutma sakın, beş paralık da vicdan!"

Surname, Aziz Nesin (Sayfa 14)Surname, Aziz Nesin (Sayfa 14)
Sibiryalı Bir Güneş Subayı 
 07 Ara 23:28, Kitabı okudu, Beğendi, Puan vermedi

Gözlüklü Beyfendi, elinde tuttuğu kitaptan şunları okuyordu:
1882 de Rusya'da idam cezasına çarptırılan nihilistlerin affı için, Rus çarına gönderdiği mektupta Victor Hugo şöyle yazıyordu: "Rasgele bir ses hem hiç kimsedir, hem herkestir. Adı bilinmeyen büyük kalabalıktır. Bu sesi dinleyiniz, "Af!" diyecektir. Ben de karanlığın içinden "Af!" diye bağırıyorum. Burada aşağıda af, yukarda da af demektir. Halk için imparatordan af istiyorum; yoksa imparator için Tanrı'dan af dilerim."
Dinleyenler büyük merakla:
— "Ne olmuş sonra? Çar affetmiş mi?" diye sordular.
Gözlüklü Beyfendi:
— "Evet, çar affetmiş idam cezasına çarpılan beş suçluyu" dedi.

Surname, Aziz Nesin (Sayfa 77)Surname, Aziz Nesin (Sayfa 77)
Sibiryalı Bir Güneş Subayı 
 08 Ara 13:48, Kitabı okudu, Beğendi, Puan vermedi

Bir zamanlar İttihatçılar varmış, İttihatçılar diye bir parti bunlar. Eskiden, daha Birinci Dünya Savaşı patlamazdan önce... Bu ittihatçıların kurduğu hükümet iş başında. O zamanlar İttihatçıların Musa Kâzım Efendi denilir bir şeyhülislamları varmış. Bu Şeyhülislam Musa Kâzım Efendi'nin taşrada yaşar bir dostu varmış, bu dostunun da çocukları çok, hepsine bakamıyor, yetişemiyor. Oğullarından en akıllısına yol parası
verip:

— "Hadi oğlum" demiş, "sen İstanbul'a git, Şeyhülislam Musa Kâzım Efendi amcanın huzuruna var. Benden selam ilet. O gönülsüz bir adamdır, eski dostunu unutmamıştır.
Benim seni bundan böyle okutmaya gücümün yetmediğini söyle. Durumumuzu anlat. Sana bir yol göstersin."

Delikanlı İstanbul'a gelmiş, arayıp sormuş. Şeyhülislam Musa Kâzım Efendi'nin evini bulmuş. Gitmiş evine, "ben falancanın oğluyum", demiş. Eski töreye göre, kapıdan girince ayakkabısını çıkarmış ayakkabılıkta. Musa Kâzım Efendi'nin odasına varıp elini öpmüş. Babasının kendine dediklerini söylemiş. Bunun üzerine Musa Kâzım Efendi, delikanlının hangi iş dalında hevesi olduğunu anlamak için ona sorular sormaya
başlamış. Hevesi olan işi anlayıp da ona göre uygun bir iş bulacak. O işi söylemiş, delikanlı isteksiz. Bu işi söylemiş, delikanlı isteksiz... Delikanlı hep gönülsüz yanıtlar veriyor. Bu konuşmadan hiçbir sonuç alınamamış. Böylesine isteksiz insana nasıl iş bulunur ki... Delikanlı Musa Kâzım Efendi'den izin isteyip elini öpmüş, gidiyor, ayakkabılıkta ayakkabılarını giyerken, Musa Kâzım Efendi:

— "Hele dur oğlum", demiş. Sana uygun hiçbir iş bulamadım ama, hiç olmazsa sana bir hikâye anlatayım da, belki günün birinde bir işine yarar. Ve oracıkta şu hikâyeyi anlatmış:

Hocanın biri, hem bulunduğu yerin medresesinde ders verir, hem de o kentte kadılık edermiş. O dönemde, asılma cezalarının yerine getirilişinde, idam cezasını veren kadı da orda bulunurmuş. Hoca bigün, medresede okuttuğu mollalarına
şöyle demiş:

— "Yarın, hükümet alanında bir suçlunun asılmasında, kadı olarak ben de bulunacağım. Bu yüzden öğleden önceki derslere gelemeyeceğim, ancak öğleden sonra gelebilirim. Ben gelene dek, kendiniz derslerinize çalışırsınız."
Ertesi günün sabahı, nasıl olsa hocaları derse gelmeyeceğine göre, asılma cezasının yerine getirilişini de çok merak ettiklerinden, medresenin mollaları hükümet alanına
gitmişler. Üçayak dikilmiş, herşey hazır. Kadıya, asılacak olan adamı gösterip:
— "idam hükmü verdiğiniz kimse bu mudur?" diye sormuşlar.

Kadı da:
— "Evet, budur! deyince, cellat, elleri arkasından bağlı suçlunun boynuna yağlı ipin halkasını geçirmiş. Çingene cellat, suçlunun ayaklarının altındaki sandalyeye bir tekme atınca, suçlu ipte sallanmış. Asılan adamın ayağının birindeki yırtık ayakkabı, yere düşmüş. Ayak çıplak, pis ve nasırlı. Kadı efendi hemen seğirtip, ipte sallanan adamın ayakkabısı düşen çıplak ayağını öpmüş. Bunu gören ordaki mollalar da, hocalarının
ardından, ipteki adamın çıplak ayağını öpmüşler. Kadı kızıp mollalarına:

— "Hele gidi teresler, ne diye ipte sallanan bir serseri cesedinin çıplak ayağını öpersiniz?" diye bağırınca onlar da:

— "Aman efendim," demişler, "o cesedin ayağını sizin öptüğünüzü görünce, demek bunda bir keramet var ki, bu asılan adamın bir kutsallığı neyi olacak ki, suçlu görünüşünün derininde gizli bir anlam olmalı ki, bizim ulu hocamız onun ayağını öptü diyerek, biz de size uyduk."

Bunun üzerine Hoca, mollalarına:
— "Hay Allah layığınızı versin!" demiş. "Neden onun ayağını öptüğümü anlatayım da dinleyin. Ben o herifin yıllar önce asılmasına karar vermeliydim. Belki de bu yüzden
Tanrı yanında suçluyum. Bu herif daha çocukken komşu evlerin kümeslerinden yumurta çalardı. Daha o zaman yakalayıp bana getirdiler. "Oğlum, bir daha yapma. Bir daha hırsızlık yaparsan sana alanda dayak attırırım. Bu kez bağışlıyorum, sana ders olsun" dedim. Gitti. Bisüre sonra bu kez tavuk hırsızlığından getirdiler. Hükümet alanında dayak attırıp; "Oğlum, sakın bir daha hırsızlık yapma, bu sana ders
olsun. Yine hırsızlık yaparsan, şeriat hükmünce parmaklarını kestiririm" dedim. Gitti. Bir zaman sonra yine hırsızlık suçuyla karşıma çıktı. Şeriat hükmünce parmaklarını kestirip
"Oğlum, ben sana söylemiştim. Sen bu hırsızlıktan vazgeç. Bir daha hırsızlık yaparken yakalanırsan, elini bileğinden kestiririm" dedim. Gitti. Onca sözüm, verdiğim onca öğüt işe yaramadı. Yine hırsızlık etti. Şeriat üzre elini kestirdim. "Sen bu hırsızlıktan vazgeç, bunun sonu darağacıdır. Sonra canından olursun, seni astırırım" dedim. Ama o yine hırsızlık etti. Ve işte görüyorsunuz asıldı. Ben böyle bir adamın ayağını nasıl öpmeyeyim ki, tuttuğu yolun sonunun ip olduğunu bile bile "Benim yolum bu yoldur" deyip, ipi göze aldı, yolundan dönmedi, sonuna dek o yoldan gitti. Ben işte bu yüzden
cesedinin ayağını öptüm, ya siz neye serseri cesedinin ayağını öpersiniz, a teresler."

Surname, Aziz NesinSurname, Aziz Nesin
ihtiyar 
10 Eyl 2015, Kitabı okudu, İnceledi, Beğendi, 7/10 puan

“İnsan koskocaman bir canlı çöplüktür ki, insan denilen bu çöplüğün herhangi bir çöplükten ayrımı, en pis, en iğrenç olanının içinde bile, ama içinin ta bilinmeyen bir yerinde, dünyalar değerinde, değer biçilmez değerde bir cevherin, insanlık cevheri olan cevherin bulunmasıdır. Kimi mutlu insanların bu cevheri dışta kaldığından yâda kolayca dışa vurduğundan yâda olanakları bulunduğu için alınıp dışa çıkarıldığından, onlar pırıl pırıl parlar; ama kimilerinin cevheri öyle derinde, derinin de derininde bir yerdedir ki, kimse de çıkarılmasına yardım etmediğinden, onlar da cevheri hiç ışımadan, hiç parlamadan, cevherleriyle birlikte ölürler.
İnsansa, insanlık cevheri olmayanı olmaz. Kendiliğinden yâda yardımla, nasıl olursa olsun cevheri ışıyanların insanlık görevi, cevheri dipte kalmış öbür canlı çöplükleri de hiç usanmadan eşeleyerek, o insanların derinlerinde bir yerlerinde gizli kalmış cevherlerini dışa çıkartıp parlatarak dünyanın karanlığını o cevherin nur yalazlarında boğup, yakıp, yok ederek, yeniden yepyeni, aydınlık bir dünya yaratmaktır.
Hayri arkadaş, buraya dek söylediklerimi sana söyleyecek çok bulunur. Çünkü işin asıl zoru bu değildir. Bundan da önemli insanlık görevimiz, yüzyıllardır denemiş, ama sonuç alınamamış olan tek tek insanların cevherini aramanın tek insanı kurtarmak, daha doğrusu kurtardığını sanmak olsa bile, bunun insanları, bütün insanlığı kurtarmak olmadığını, herkes kurtulmadıkça hiç kimsenin kurtulmayacağını artık anlayarak, her insan cevherinin ışıyacağı koşulda ortamı yaratmaktır.
Hayri arkadaş, salt insan cevheridir ki, her insanda ayrı, bambaşka, değişik bir cevherdir; o cevher ne altın, ne platin, ne elmas gibi her yerde aynıdır.
Bana hep sorarsın Hayri arkadaş, suçun ne senin diye, seni neden buraya attılar diye… Suçum işte bunlar, sana anlattıklarım Hayri arkadaş…”

Surname, Aziz NesinSurname, Aziz Nesin