6/10
·300 syf.··
2026 74. kitabı
Bazı kitaplar daha arka kapak yazısını okurken insanı öyle bir yakalıyor ki, beklentiyi arşa çıkarmamak elde değil. The Good Sister da benim için tam olarak böyle bir kitaptı. ​Şöyle bir gözünüzün önüne getirin: Eşiyle kavga etmiş ve bir anda ortadan kaybolmuş, ikiz kardeşini arayan bir kadın, ucu dark web’e uzanan bağlantılar, sonsuz mutluluk vadeden o gizemli tarikat kafası ve Meksika ormanlarının derinliklerinde saklanmış ultra lüks bir wellness merkezi… Konu kağıt üstünde tek kelimeyle inanılmaz! Özellikle benim gibi psikolojik gerilimde o tekinsiz, karanlık atmosferleri ve akıl oyunlarını sevenler için bulunmaz Hint kumaşı. ​Ama gelin görün ki, o müthiş fikir uygulamada maalesef sınıfta kalmış. Hani tam gerilim tırmanıyor, "Tamam, şimdi olaylar patlayacak" diyorsunuz ya, hop, o balon anında sönüyor. Olaylar bir türlü o beklediğim derinliğe ulaşamadı, haliyle beni de içine çekmeyi başaramadı. Eğer psikolojik gerilim okurken şöyle sizi sarsacak, temposu hiç düşmeyecek ve finaliyle ters köşe yapacak bir atmosfer arıyorsanız, bu kitap maalesef biraz yüzeysel ve havada kalan bir deneyim yaşatıyor. ​Bu arada küçük bir detay da dikkatimi çekti; kitabın Goodreads’te puanı 4.12 şu an sadece 58 puanlaması ve 40 yorumu var. Açıkçası bu kadar az okunmuş olduğu için puanının biraz suni bir şekilde yüksek kaldığını düşünüyorum. Çünkü benim gibi gerilimde yüksek tempo ve sarsıcı finaller peşinde koşan okurların bu kitaba pek de yüksek puanlar cömertçe dağıtacağını sanmıyorum. Uzun lafın kısası; fikre bayıldığım ama işlenişini fazlasıyla ortalama bulduğum, "ah ne olabilirdi ama ne olmuş" dedirten bir kitap oldu benim için. Küçük bir güncelleme: Yorumu paylaşmadan önce kitabın Goodreads puanına tekrar göz attım; an itibarıyla 70 okuma ve 45 yorumla 4.01 puana ulaşmış. Ancak
The Good SisterBonnie Traymore · DP Books · 20262 okunma
Çernobil 01:23:40
10/10
·460 syf.·
2026 29. kitabı
Romanın yalnız Nobel Edebiyat ödülü alması yetersiz kalmış diye düşünüyorum, zîra onun ötesinde bir kitap olduğunu söylemem gerekir. Bu romanı okumam için beni teşvik eden 2 esas sebeb şunlar oldu; 1. Nobel Edebiyat ödülü alacak kadar neden bu kadar yüksek olması. 2. Rus arkadaşımın okumam için dinmek bilmeyen ısrarı. Değdi mi? Kesinlikle. İlk olarak, bu bilgiyi es geçmeyeceğim; Çernobil Duası'nda yazar, Ukrayna’nın kuzey bölgesinde, Kiev yakınlarındaki Çernobil üssünde görevli olarak çalışan mühendis, teknisyen, işçi, eğitmen ve bunların aileleri ile çok kişiyle yüz yüze röportajlar yapmış ve bunları edebi dile aktararak kitap hâline getirmiştir. Ne yalan söyleyeyim, çokta başarılı olmuş. Sanki Çernobil faciasını kendi gözleriyle görmüş ve onun bıraktığı yaraları kendi sarmaya çalışmış gibi yazmıştı çünkü. Hem dil, hem de hikâye açısından sürükleyici bir romandır. Ayrıca Çernobil hakkında bir çok belgeseller çekilip ve ya romanlar yazılmakla beraber, bir çok dizi ve filmleri de yapılmıştır. Lakin 2019'ta çekilen dizisini daha çok beğendiğimi, başarılı bir yapım olduğunu da eklemem gerekir. Savaş ve onun açtığı yaralar, yarım kalmış hayatlar, masa arkasında konuşulan bir takım kanlı ve gizli gerçekler ve nicesi... Bu gibi konulara ilginiz varsa tavsiye edebileceğim bir kitaptır. Ve yazarın diğer kitaplarını da en kısa zamanda okumayı düşünüyorum. Keyifli okumalar diliyorum.
Düşünce
Çernobil DuasıSvetlana Aleksiyeviç · Kafka Kitap · 20171,274 okunma
Reklam
ah o yemendir, anlatılan senin de hikayendir..
Puan vermedi·200 syf.··
2025 489. kitabı
yemen.. islam inancına göre hazreti ademin oğlu kabil, kardeşi habili günümüzde suriyede yer alan şam şehrinde bulunan kasiyun dağında öldürür.. bu olaydan sonra kasiyun dağı çevresi 'dem-u şakik' olarak anılır bölgede yaşayanlarca.. (dem: kan; lugatim.com/s/DEM , şakik: ana baba bir erkek kardeş; lugatim.com/s/%C5%9EAK%C4%B0K ) dem-u şakik: kardeş kanı.. kardeş kanının aktığı yer.. zamanla bu kelime bölgeye gelenlerce gerek söyleniş gerekse yazılış olarak farklılığa uğrar; demuşk, dımaşk, dimaşk, damascus.. kardeşini öldüren kabil, babası adem tarafından kendisine beddua edilerek buradan kovulur.. kabil, yemene gider, burada nesli çoğalır, kendi yaşamı da hazin/ibretlik şekilde son bulur.. buraya dek yazdıklarımı -varsa- dikkatli okuyanlar dem-u şakikin söyleniş ve yazılışı değişirken bölgenin günümüzdeki adı olan şamın geçmediğinin farkına varmışlardır.. peki şam adı nereden gelmiştir? şuradan; şam, arapça sol, kuzey anlamına gelir.. islamiyet sonrası bölgenin, dünyanın, evrenin merkezi sayılan mekkedeki kabe araplarca bölgedeki yerleri isimlendirme konusunda da bölge insanını etkilemiştir.. mekkedeki kabenin sol tarafında kalan dem-u şakik bölgesine araplar dimaşk eş-şam demişlerdir, soldaki kardeş kanı bölgesi.. zamanla bu isim araplar arasında eş-şam, şam şeklinde kısaltılarak kullanılmıştır, bölgedeki müslüman olmayanlar ise buraya hala damascus demeye devam etmişlerdir.. bölgedeki araplarca mekkedeki kabeyi merkeze alarak bölgedeki yerleri isimlendirme olayından etkilenen bir diğer bölge de günümüzde aden körfezinde yer alan yemen bölgesidir.. yemen de kabenin güneyinde, sağında kaldığı için arapça güney, sağ anlamlarına gelen yemen sözcüğü ile anılan bu bölge zamanla dillerde, yazıda ve haritada bu adla belirtilir, gösterilir, ifade edilir
Türk Tarihi
Ah O Yemen'dirRüştü Paşa · Dorlion Yayınları · 020 okunma
Puan vermedi·276 syf.··
2025 437. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 12 Eylül 2025 14:36
türkçü karakter üzerinden, türkçü karakter gözüyle yazılmış bir istiklal harbi romanı.. çoğumuzun Eylül adlı kitabıyla kendisini tanıdığımız, kendisiyle tanıştığımız servet-i fünun döneminin önemli temsilcilerinden olan Mehmet Rauf kitaplarını okuyanların bileceği üzere genelde kitaplarında aşkın farklı türlerine, kadın-erkek arası ilişkilere, kadın-erkek arasındaki ilişkilerin yarattığı hayal kırıklıklarına yer vermiş, yaşadığı dönemin toplumunun sorunlu yanlarını kitaplarına taşımamıştır.. mehmet raufun eserlerine hakim olan yukarıda sayılanlara kendisinin son iki romanında pek rastlanmaz, rastlansa da roman bu yukarıda sayılanlar üzerine oturtularak oluşturulmaz.. bu iki roman; Define ve Halas adlı romanlardır.. 1926 yılında vücudunun sağ tarafına felç inen mehmet rauf; sağ kolunu, sağ ayağını ve kısmi olarak dilini dilediğince hareket ettirmekten mahrum kalır.. doktorların kendisine evinde istirahat ederek dinlenmesini tavsiye ettikleri mehmet rauf halas adlı romanını -zaman zaman eşine dikte ettirerek- şubat 1927den nisan 1928e kadar 14 aylık dinlenme süresi içerisinde tamamlar.. mehmet raufu tedavi eden doktorlar kendisini değil sağ kolunu kullanarak yazı yazmak, düşünmekten bile kesinlikle men etmişlerdi. ancak mehmet rauf, doktorların kendisine yönelik bu önerilerini dikkate almamış ve halas adlı romanı kah kendisi yazmış kah eşine dikte ettirmiştir.. mehmet raufun doktorların kendisinin hastalığına yönelik önerilerini dinlememe nedeni halas adlı romanın girişinde söylediği/yazdığı bir cümlenin bir bölümünde kendisini belli eder; 'en hakiki ve en sade manasıyla bir mucize
Türk Tarihi
HalasMehmet Rauf · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2020971 okunma
Puan vermedi·284 syf.··
2025 1. kitabı
Bu kitabı bu konuda nükleer enerji ve çernobil hakkında 101 kitabı olarak düşünebilirsiniz. Teknik bilgili konusunda oldukça yüzeysel. Bu konuda alt altyapısı olan birisi için basit gelecektir. Kazanın yaşandığı kente olan yolcusunu da anlatması kitabı bilimsel yapıdan uzaklaşıyor. Yer yer bir gezi yazısına dönüşüyor. Bazı yerlerde o bölgede yaşayan ve çalışan insanlar empati kurmamızı sağlıyor. Bir giriş kitabı olarak oldukça başaralı lakin bu konu hakkında teorik bilginiz varsa sıkıcı gelecektir
Çernobil 01:23:40Andrew Leatherbarrow · İndigo Kitap · 2019677 okunma
8/10
·284 syf.··
Beğendi
·
2022 1. kitabı
·
118 günde okudu
·
Okunma: 29 Ocak 2022 00:00
Okurken, adeta zamanın durduğunu ve tarihin içindeki o korkunç anın bir parçası oluyormuşum gibi hissettim. Leatherbarrow, Çernobil felaketinin yıkıcı etkilerini, sadece fiziksel değil, insan ruhunun en derin katmanlarında yarattığı travmaları da derinlemesine işliyor. 1986 yılında yaşanan bu korkunç olayın sonrasında, bir felaketten arda kalanlarla yüzleşen insanları, sadece hayatta kalma mücadelesi verirken değil, aynı zamanda bu travmanın zihinlerinde yarattığı kaosla baş etmeye çalışırken de görüyoruz. Leatherbarrow, yalnızca bilimsel ve tarihsel bir bakış açısıyla değil, çok katmanlı ve duygusal bir üslupla anlatıyor olayları. Çernobil bir felaketin sayısal ve teknik detaylarından çok, o anı yaşayanların ruh hallerine, yaşamla ölüm arasında gidip gelen anlık deneyimlerine, hayatta kalanların yaşadığı vicdan azabına dair bir kesit sunuyor. Kitap, bir yanda umutsuzluk ve dehşet içinde kaybolan bir halkı, diğer yanda ise bu yıkımın izlerini taşımaya devam eden insanların ruh halini yansıtıyor. Okurken, her sayfada felaketten bir adım daha uzaklaşıp, geriye doğru bir yolculuğa çıktığımı hissettim. Leatherbarrow’un betimlemeleri, Çernobil’in karanlık atmosferini o kadar canlı bir şekilde yaratıyor ki, yer yer soğuk bir korku, yer yer ise derin bir hüzün duygusuna kapıldım. Bu felakette kaybolan hayatların, sadece fiziksel değil, psikolojik ve duygusal olarak da nasıl yok olduğunu görmek, insana insan olmanın ne kadar kırılgan bir durum olduğunu hatırlatıyor. Kitap, aynı zamanda insanın doğayla, çevresiyle ve teknolojiyle olan ilişkisini de sorgulatıyor. Çernobil, bir yanda teknolojinin ne kadar büyük bir güç olduğunu, diğer yanda ise bu gücün ne kadar yıkıcı olabileceğini gözler önüne seriyor. Leatherbarrow, bu trajediyi yalnızca bir olay olarak değil, tüm insanlık
Çernobil 01:23:40Andrew Leatherbarrow · İndigo Kitap · 2019677 okunma
Reklam
Reklam