6/10
·96 syf.·
2026 105. kitabı
Kötülük Problemi Altay Cem Meriç Saat 02.37 Altay Cem Meriç’in Kötülük Problemi adlı eseri, yazarın daha önce okuduğum üç kitabından metodolojik olarak ayrılan, tamamen din felsefesi temelli bir çalışma olmuş. 96 sayfalık bu eser, teoloji dünyasının kadim ve sarsıcı sorusuna, yani "Eğer Tanrı mutlak iyiyse ve her şeye gücü yetiyorsa, dünyada neden kötülük var?" sualine odaklanıyor. Yazar, bu zorlu meseleyi ele alırken klasik akademik ve felsefi eserlerin o katı disiplininden ziyade, kendi yaptığı okumaları zihninde bir harç haline getirerek daha serbest bir metin ortaya çıkarmış. Kitabın en güçlü tarafı, meseleyi tikel örnekler üzerinden tartışmak yerine tümel önermelere giderek felsefi bir öz yakalamaya çalışmasıydı. Hedef kitle açısından bakıldığında ise bir ayrım yapmak gerekiyor diye düşünüyorum. Eser ve Altay Cem Meriç'in genel olarak diğer eserleri ve konuşmaları dine yeni ısınanlar veya zihni sorgulamalarla dolu gençler için harika bir rehber ve giriş niteliğinde olabilir. Öte yandan, benim gibi zaten İslami bir çevre veya gelenek içinde doğup büyümüş, temel kaynaklara aşina okurlar için ne yazık ki bir tık yüzeysel kalıyorlar diye düşünüyorum. Yazarın önceki eserlerinde de örneğin Muhtelif-1 adlı eserinde içtihadi olarak katılmadığım noktalar da olmuştu, bu eserde de derinlik beklentisi olan okur için bir başlangıç sınırında kalındığını söyleyebilirim. Buna rağmen, kitabın en takdir ettiğim ve bence en can alıcı noktası kapak tasarımıydı. Kapakta, fotoğrafçı Kevin Carter’ın 1993 yılında Sudan’da çektiği, bir akbaba ile açlıktan ölmek üzere olan küçük bir çocuğu aynı karede buluşturan o dehşet verici fotoğrafın illüstrasyonu yer alıyor. Bu kare sadece bir fotoğraf değil, dünyadaki sebepsiz gibi
Din
Kötülük ProblemiAltay Cem Meriç · Tin Yayınları · 2026282 okunma
ah o yemendir, anlatılan senin de hikayendir..
Puan vermedi·200 syf.··
2025 489. kitabı
yemen.. islam inancına göre hazreti ademin oğlu kabil, kardeşi habili günümüzde suriyede yer alan şam şehrinde bulunan kasiyun dağında öldürür.. bu olaydan sonra kasiyun dağı çevresi 'dem-u şakik' olarak anılır bölgede yaşayanlarca.. (dem: kan; lugatim.com/s/DEM , şakik: ana baba bir erkek kardeş; lugatim.com/s/%C5%9EAK%C4%B0K ) dem-u şakik: kardeş kanı.. kardeş kanının aktığı yer.. zamanla bu kelime bölgeye gelenlerce gerek söyleniş gerekse yazılış olarak farklılığa uğrar; demuşk, dımaşk, dimaşk, damascus.. kardeşini öldüren kabil, babası adem tarafından kendisine beddua edilerek buradan kovulur.. kabil, yemene gider, burada nesli çoğalır, kendi yaşamı da hazin/ibretlik şekilde son bulur.. buraya dek yazdıklarımı -varsa- dikkatli okuyanlar dem-u şakikin söyleniş ve yazılışı değişirken bölgenin günümüzdeki adı olan şamın geçmediğinin farkına varmışlardır.. peki şam adı nereden gelmiştir? şuradan; şam, arapça sol, kuzey anlamına gelir.. islamiyet sonrası bölgenin, dünyanın, evrenin merkezi sayılan mekkedeki kabe araplarca bölgedeki yerleri isimlendirme konusunda da bölge insanını etkilemiştir.. mekkedeki kabenin sol tarafında kalan dem-u şakik bölgesine araplar dimaşk eş-şam demişlerdir, soldaki kardeş kanı bölgesi.. zamanla bu isim araplar arasında eş-şam, şam şeklinde kısaltılarak kullanılmıştır, bölgedeki müslüman olmayanlar ise buraya hala damascus demeye devam etmişlerdir.. bölgedeki araplarca mekkedeki kabeyi merkeze alarak bölgedeki yerleri isimlendirme olayından etkilenen bir diğer bölge de günümüzde aden körfezinde yer alan yemen bölgesidir.. yemen de kabenin güneyinde, sağında kaldığı için arapça güney, sağ anlamlarına gelen yemen sözcüğü ile anılan bu bölge zamanla dillerde, yazıda ve haritada bu adla belirtilir, gösterilir, ifade edilir
Türk Tarihi
Ah O Yemen'dirRüştü Paşa · Dorlion Yayınları · 020 okunma
Reklam
Puan vermedi·276 syf.··
2025 437. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 12 Eylül 2025 14:36
türkçü karakter üzerinden, türkçü karakter gözüyle yazılmış bir istiklal harbi romanı.. çoğumuzun Eylül adlı kitabıyla kendisini tanıdığımız, kendisiyle tanıştığımız servet-i fünun döneminin önemli temsilcilerinden olan Mehmet Rauf kitaplarını okuyanların bileceği üzere genelde kitaplarında aşkın farklı türlerine, kadın-erkek arası ilişkilere, kadın-erkek arasındaki ilişkilerin yarattığı hayal kırıklıklarına yer vermiş, yaşadığı dönemin toplumunun sorunlu yanlarını kitaplarına taşımamıştır.. mehmet raufun eserlerine hakim olan yukarıda sayılanlara kendisinin son iki romanında pek rastlanmaz, rastlansa da roman bu yukarıda sayılanlar üzerine oturtularak oluşturulmaz.. bu iki roman; Define ve Halas adlı romanlardır.. 1926 yılında vücudunun sağ tarafına felç inen mehmet rauf; sağ kolunu, sağ ayağını ve kısmi olarak dilini dilediğince hareket ettirmekten mahrum kalır.. doktorların kendisine evinde istirahat ederek dinlenmesini tavsiye ettikleri mehmet rauf halas adlı romanını -zaman zaman eşine dikte ettirerek- şubat 1927den nisan 1928e kadar 14 aylık dinlenme süresi içerisinde tamamlar.. mehmet raufu tedavi eden doktorlar kendisini değil sağ kolunu kullanarak yazı yazmak, düşünmekten bile kesinlikle men etmişlerdi. ancak mehmet rauf, doktorların kendisine yönelik bu önerilerini dikkate almamış ve halas adlı romanı kah kendisi yazmış kah eşine dikte ettirmiştir.. mehmet raufun doktorların kendisinin hastalığına yönelik önerilerini dinlememe nedeni halas adlı romanın girişinde söylediği/yazdığı bir cümlenin bir bölümünde kendisini belli eder; 'en hakiki ve en sade manasıyla bir mucize
Türk Tarihi
HalasMehmet Rauf · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2020975 okunma
Kurucu Kitap
9/10
·1224 syf.··
Beğendi
·
2022 45. kitabı
·
153 günde okudu
·
Okunma: 21 Aralık 2022 12:04
Beğenmek yavan bir sözdür... Mukaddime’nin başlı başına sosyolojik bir çalışma olduğu söylenebilir. İbn-i Haldun yazmış olduğu Mukaddimesinde seleflerinin sosyo-ekonomik ve siyasal görüşlerine ciddi eleştiriler yapmış olsa da eserlerinde onların izlerini de taşımaktadır. Mukaddime diğer taraftan da haleflerine ışık tutacak ciddi görüşler barındırmaktadır. İbn-Haldun Mukaddimesinde sosyo-ekonomik ve siyasal sorunları akıl süzgecinden geçirerek kutsal kitabın öğretisi çerçevesinde yeniden yorumlamıştır. ''Dünya ve İslam Düşünce Tarihi’ne toplumsal, siyasal, ekonomik açıdan önemli katkıları olduğu ve yaşadığı dönemi iyi şekilde yansıtan önemli ilmi şahsiyetlerden birisi İbn Haldun’dur. İbn Haldun, tarih, sosyoloji, siyaset vb. birçok alanda yaşadığı dönemini detaylı şekilde anlattığı birçok ilmi eserleri bulunmaktadır. Günümüzde bile birçok ilmi konularda bilgilenebileceğimiz bu eserlerinden en önemlisi Mukaddime’ dir. ⅩⅠⅤ. yy. ’da İbn Haldun’un yazdığı Mukaddime adlı ilmi eseri, Dünya ve İslam Düşünce Tarihi’ne önemli katkıları olduğu ifade edilmektedir. Bu sebeple, İbn Haldun’un toplumun birçok alanında yazdığı hususunda fikir sahibi olabilmemiz için Mukaddime eserini incelemek gerekmektedir. Bu çalışma ile Mukaddime eseri hakkında fikir sahibi olabilmek için içeriğine kısaca değinilecektir ve öncelikle İbn Haldun’un kısaca hayatına, Mukaddime eserinin içerdiği konularına, önemine ve başlıca eserinin önemli bir kısmını oluşturan İbn Haldun’a özgü fikirlerini barındıran temel kavramlarından bahsedilecektir. Anahtar kavramlar: Umran, Asabiyet, İlim, Bedevilik, Hadarilik Giriş Dünya ve İslam düşünce tarihinde tarih, sosyoloji, siyaset ve coğrafya gibi birçok alanda önemli çalışmaları bulunan dönemini önemli ölçüde yansıtan ve bilgi veren İbn Haldun döneminin önemli
1000k
Mukaddimeİbn-i Haldun · Dergah Yayınları · 20161,731 okunma
10/10
·70 syf.··
Beğendi
·
2024 8. kitabı
Yüzüme Oyulan Havva “Yüzüme Oyulan Havva” Şair Hatice Doğanay’ın, Kasım 2023 tarihinde, Metinlerarası Kitap etiketiyle okurlarıyla buluşturduğu ikinci şiir kitabıdır. Eser, yetmiş sayfa hacmindedir. Üç bölüm ve yirmi yedi şiirden oluşmaktadır. Kitap bölümleri şu şekildedir. “Tanrının Altın Oranı”, “Yaralı Hücre” ve “Asal Olan Tanrıdır” Bu başlıklarla mülhem, bölümler ve şiirler arasında bir bütünlük olduğunu görüyoruz. Bir araya getirilen şiirlerden ziyade, sanki -haydi şiir kitabı yazayım, ismi ve teması da şu olsun- türünden bir planla yola çıkılmış izlenimi verilmektedir. Şiirler ve ilk bölüm hakkında bir fikir vermekte olan güzel bir sözle şiirler başlıyor. Bu söz; “Toplanır toplanır da/ Hep kendine eksilir insan” şeklindedir. Bölüm ismi ve şiir içerikleri ile bağdaşan güzel sözler. Anlamsal ve içerik bütünlüğü böylelikle sağlandığı görülüyor. İkinci ve üçüncü bölümde de bölüm başlarındaki girizgâh sözleri de şu şekildedir. İkinci bölüm giriş sözü; “iki yaralı hücrenin çarpışmasıdır kader/ taşıyanlara selam olsun” son bölüm girizgâh sözü de şu şekildedir; “bir bütüne ait sanarken/ bölündükçe çoğalır ayrışır insan” şeklindedir. “Altın Oranı” ilk bölümünde yer alan sekiz şiire verilen sayfa numaraları, altın oranı dizini şeklinde sıralanmıştır. “Altın Oranı” nedir? Bir bakacak olursak; “Bir sayı dizisinin elemanı, iki öncesi sayının toplamına eşittir. Bir ile başlayan dizin, (1,1,2,3,5,8,13,21…) şeklinde devam etmektedir. Yani, “1+1=2”, “1+2=3”, “2+3=5” böyle devam eden bir dizin. Gerek 'altın oran'ı şiir numaralandırması gerekse de şiir içeriğinde geçen “tanrı” ifadesi arasında anlamsal ve kavramsal anlamda bir bütünlük olduğunu söyleyebiliriz. Bu konunun açılımını birçok boyutuyla yapar şair. “Altın oranı’nı bir örnekle, açılan ayçiçeğinde görülür. “...Altın
Yüzüme Oyulan HavvaHatice Tarkan Doğanay · Metinlerarası Kitap · 202315 okunma
10/10
·64 syf.··
Beğendi
·
2024 6. kitabı
"Toprağın Derin Çağrısı" Kitabında Bozkır Esintisi "Toprağın Derin Çağrısı" Şair Murat Soyak’ın Ocak 2021’ de Çıra Edebiyat etiketiyle okurlarıyla buluşturduğu üçüncü şiir kitabıdır. Altmış dört sayfa hacmindeki kitapta otuz dokuz şiir yer almaktadır. Gerek kitap sayfası gerekse de yer alan şiir sayısından görüleceği üzere daha çok kısa şiirlerden oluştuğunu söyleyebiliriz. Şiirlerde ses daha çok dingindir. Şair, şiir sesini hiç yükseltmez. Şiirlerde imge çok az kullanılmış olduğunu başka bir ifadeyle az kıvamında imge, yalın ve kısa cümleler yer almaktadır. Şiirlerde konu, tema çeşitliliği vardır. Hatta bazı şiirleri çocuk şiirleri kategorisinde bile değerlendirebiliriz. Tezyinattan mümkün mertebe uzak durulmuş. Anlatımın bohem, şamanvari olmadığını, yalın ve sari bir anlatımda olduğunu söylesek yanlış olmaz. Böyle şiirler hem zordur hem de risklidir. Çünkü imgenin, çağrışımların, simgenin az olması hatta hiç olmaması, şiirlerin yükünü bizatihi daha çok şairine yüklemektedir. Bu bağlamda şairin, "Kanadı Kırık" şiirinden bir bölümünü burada paylaşmak istiyorum izninizle. "taşlı tarlada el emeği, alın teri/ yoksulluğu aşan gökçe umut/ bir varmış bir yokmuş günler/ anne sıcağında güzel ev/ eller geldi, bir sen gelmedin" (s. 7) Bu şiirde olduğu gibi bazı şiirlerde şairin, hece şiirinin ahenk unsurlarından destek aldığını görmekteyiz. Şiirlerde yer alan temler olarak: "çiçekler, kuşlar, çocuk, anne, baba, özlem, mor sümbül, kuğu, dağ, bulut, göç" gibi birçok olguyu sıralayabiliriz. Şiirlerde daha çok şairin ruh haline özgü temleri okuyoruz desek yeridir. Şiirlerde dikkat çeken diğer bir olgu da şiir fidanlığına dönüşmüş pastoral bir bakışın ve anlatımın izlerini taşımasıdır. Şair, hurcunda hep çiçekleri, toprağın kokusunu taşımaktadır. Hatta bu özlem de bir bozkır
Toprağın Derin ÇağrısıMurat Soyak · Çıra Yayınları · 20211 okunma
Reklam
Reklam