İnsanları hep ikiye ayırırlar: kadınlar-erkekler, zenginler-yoksullar, Kuzeyliler-Güneyliler. Ama bu taş duvarlar ardında tüm ayrımlar kaybolur; geriye tek bir çizgi kalır: içeridekiler ve dışarıdakiler.
Ama bir eylem kendi sınırlarının ötesinde bir etki bırakır ve artık zincirde bir halkadan başka bir şey değildir. Bu adamı serbest bırakırsan ayrılmak isteyen diğerlerini nasıl zincir altında tutabilirsin?
...Birileri tarafından, cinsellikten korunup kollanmam gerektiğini söyleyen tavra öfkeliydim. Kendi bedenimden bile korunmam gerekiyordu. Çünkü ben bir kadındım. Ve kadınlar, bildiğiniz üzere, duygusal, ahlaksal ve zeka açısından zayıftır, olgunlaşmamıştır. Onlar özdenetimden yoksundur, baştan çıkarılmaya, ayartılmaya karşı savunmasızdır.
Dünyayı değiştirmek bana göre anlamsız bir çaba, çünkü dünyayı değiştirmek sonuçsuz bir çaba, çünkü dünyada hiçbir şey hiçbir zaman devrilmiyor, çünkü yüzeyde farklılaşsa bile tüm düzenler, tüm uluslar, tüm insanlar birbirinin aynı, çünkü dünya özünü değil gömleğini değiştiriyor, çünkü güçlü olan her zaman kazanıyor, güçsüz olan kaybediyor. Bu komünizmde de böyle, kapitalizmde de böyle, feodalizmde de böyle. Stalin, burjuvaları yok etmeye çalışırken,en iyi modaevlerinden giyiniyordu. İngiltere'den getirttiği çayı yudumluyordu. Atatürk, Dolmabahçe Sarayı'nda öldü. İnönü'nün beyaz treni vardı. Güçlü olanlar devrimi yaptıktan sonra burjuvazinin saraylarına yerleşiveriyorlar.