Evi Nepal’de kalmış Slovakyalı bir salyangoz

Evi Nepal’de kalmış Slovakyalı bir salyangoz
Hikayenin sonunda hepimiz ölüyoruz…
8/10
·190 syf.··
2025 15. kitabı
Yakup Kadri Karaosmanoğlu
8.2/10 · 4.307 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·124 syf.··
2025 14. kitabı
Usta bir kalemden nefis bir halk söylencesi. O kadar güzel ki, bir günde bitirirsiniz. Kitabı bu ikinci okuyuşum. Ah çok etkileyici bir üslup, halk hikayesi, olağanüstü öğelerle süslenmiş bir Efsane. Kitap Ağrı Dağında baharın gelişini küp gölü etrafında kepeneklerinin üstüne oturup gün ağarana kadar Ağrının öfkesini kavalları ile çalan çobanların geleneksel ritüelleri ile başlıyor. Gün ağarınca bir ak kuş geliyor. Kanadını küp gölüne batırıyor, uzaktan gümüş, altın koşumlu bir ya beliriyor ve kayboluyor. Ve efsane başlıyor.Ağrının Osmanlı paşası Mahmut Han’ın atı gider dağlı Ahmet’in kapısında durur. Ahmet atı 3 kere uzaklara götürür ama at her seferinde geri gelir. At artık Ahmet’in kısmetidir. Ve her şey böyle başlar. Mahmut Han atın Ahmet’te olduğunu öğrenince Ahmet’i ve dağlıların çok saydığı yaşlı sofi’yi ve Ahmet’in haklılığını savunan Ağrı Beylerinden Musa Bey’i zindana atar. Burada Mahmut Han’ın kızı Gülbahar ile Ahmet birbirlerine büyük bir aşkla bağlanırlar.Gülbahar zindanda kavalıyla Ağrının öfkesini çalan Ahmet’e büyük bir aşkla bağlanır.Ağrı halkı çok kızar bu işe. Ağrılıların ve civar vilayetlerin büyük saygı duyduğu Kervan şeyhi ve Demirci Hüso’da çare bulamaz. Ve Gülbahar bir tutam saçı karşılığında zindancı Memonun esirlerin kaçmasına izin vermesini sağlar. Esirler kaçar bunu öğrenen Mahmut Han Memoyu suçlar. Memo savaşarak kale burçlarından kendini, ben bu dünyadan alacağımı aldım, bizi sevenlere sevmeyenlere selam olsun diyerek burçlardan atar. Ölürken memonun kalbinin üstünde sımsıkı tuttuğu avucunda bir tutam kapkara saç vardır. Gülbahar’ın herşeyi bilen kardeşi Yusuf babasından öyle korkar ki, korku telaşıyla gidip her şeyi anlatır. Öfkeden çıldıran Mahmut Han bu kez Gülbahar’ı zindana atar. Ama Ağrı halkı buna dayanamaz. Büyük bir kalabalık
Ağrıdağı EfsanesiYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 202536,1bin okunma
Sergüzeşt
9/10
·130 syf.··
2025 13. kitabı
Tanzimat dönemi edebiyatının, romantizmden gerçekçiliğe geçiş yolundaki ilk edebi örneği olan bu roman beni çok etkiledi. Esirlik, insan satışı, cariyelik.. gibi insanlığın alnındaki en kara lekelerden birini en kalbe dokunan hali ile sunmuş bize. Kafkasya’dan ailesinden koparılıp kaçırılan esir bir kız çocuğunun İstanbul’da başlayan acı dolu hayat macerasını okuyacaksınız. İlk satıldığı evde daha küçücük bir çocukken görmediği işkence, eziyet kalmıyor. Hem hanımından hem de Taravet denen siyasi kalfadan dayak, horlanma görerek gücünün üstünde işler yapmak zorunda kalıyor. Öyle ki, dayanamayıp bir gece evden kaçıyor. Neyseki bu korkunç aile görev sebebiyle İstanbul’dan ayrılmak zorunda kalınca artık kendisine Dilber adı verilen küçük kız yeniden esirciye satılıyor. Esircinin korkunç evinde korku dolu geceler geçiren Dilber bu kez de Asaf paşanın konağına satılır. Burada dayak yoktur ama evin hanımları esir ve cariyelere kibirli tavırlarla, insan muamelesi dışında davranışlarla dövmekten beter ederler. Evin ressam oğlu Celal bey Dilber’i Klopatra’dan dilenciye, köylü kızından akla gelir çeşitli kılıklara sokarak resmetmeye başlar. Dilber kendini bir kukla, oyuncak gibi görüp kırılır. Bir gün dayanamayıp ağlamaya başlar ve Celal Bey kızın nasıl güzel bir genç kıza dönüştüğünü farkeder. Farketmeden, resmini çizerken aşık olmuştur Dilber’e. Her an onu düşünür. Bir gece dayanamayıp odasına girdiğinde Dilberin koynunda bir resimle uyuduğunu görür. Resmin kendi resmi olduğunu görünce sevinçten havalara uçar çünkü Dilber’de ona aşıktır. Ertesi gece birlikte bahçeye çıkarlar ve sabaha kadar birlikte vakit geçirirler. Sabah Celal’in annesi Dilber’i ve Celal’i odalarında bulamayınca durumu anlar. Cemal evde yokken, Dilber’i esirciye satar. Çünkü o, oğlu için bir köle değil asil
SergüzeştSamipaşazade Sezai · İletişim Yayınları · 202256,5bin okunma
Sürgün
10/10
·230 syf.··
2025 12. kitabı
Uzun zamandır Türk klasiklerini okumak istiyordum ve nefis bir kitapla başladım. Sürgün eski asker Hilmi Efendi’nin Beyrut’a sürülmesiyle başlıyor. Burada açlık ve sefaletle mücadele ediyor. Bir medreseden bozma harabede kalan kendisi gibi dört sürgünle yolları kesişiyor. Bunlardan çopur Apti ile memleketten tanışıyorlar. Çopur Apti ile bir süre el arabasında sokak sokak gazoz satıp açlık belasından kurtuluyor. Ancak kendisi hala Osmanlı’ya bağlı olduğu için medresedekiler ile siyasi bir tartışmaya girip orayı terk ediyor. Bu sırada es kaza yurdu terkeden Osmanlı şehzadesi Keramettin bey ile yolları kesişiyor. Aklı İstanbul’da bıraktığı kızı Seher ve karşında kalsada şehzadenin konağına yerleşip rahat bir hayat sürüyor. O gururlu ve sınırları olan hilmi efendi onca zorluktan sonra şehzadeye yaranmak için hergün biraz daha kişiliğinden taviz veriyor. Üstelik konağın hizmetçilerinden Suzidile aşık oluyor. Suzidil kızı yaşındadır. Şehzade Mısır’a yerleşme kararı alınca Hilmi Efendinin lüks ve rahat yaşamı kısa sürüyor. Üstelik ömrü boyunca taşıyacağı bir aşk acısı vardır artık. Bir süre daha Beyrut’ta oyalanıp bu kez Şam’a geliyor. Ülkesine dönme yolları arasa da bu mümkün olmuyor. Burada kahvehanelerde vakit öldürürken, şehzade ile ahbaplığı duyulunca devlet başkanı ile tanışma imkanı buluyor. Eski askerlik anılarını da kullanarak bir süre daha zengin sofralara konuk oluyor. Bu sırada tanıştığı İrfan adlı gençle birebirlerini çok seviyorlar. İrfan Halep’te bir çiftlik alacağını isterse kendisiyle yaşayabileceğini söylüyor. Buna çok sevinen Hilmi efendi İrfandan haber beklemeye başlıyor. İrfan Halep’te çiftlik işleri ile meşgulken İstanbul’dan gelen Sitti Nevler adlı bir oyuncuya aşık oluyor. Ve anlıyor ki bu Hilmi Efendinin kızı Seherdir. Bu sırada devlet başkanının
SürgünRefik Halid Karay · İnkılap Kitabevi · 2018677 okunma