Puan vermedi·220 syf.··
2026 74. kitabı
Kitab Gülistan bi’t-Türk Sadi’nin 1258 yılında yazdığı Gülistan adlı eserinin bilinen en eski tarihli Türkçe tercümesidir. 1 Eylül 1391 tarihinde tamamlanan tercüme Seyf-i Sarayî tarfından Kıpçak Türkçesiyle yazılmıştır. Tercümeden çok adaptasyon karakterinde olan eserin yazarı Seyf-i Sarayî hakkında bilinenler oldukça sınırlıdır. Adından Altın Ordu’nun başkenti Saray’dan olduğu anlaşılmaktadır (Karamanlıoğlu 1989: XXIV). Seyf-i Sarayî eseri Mısır’da hacipler hacibi Emir Bathâs adına tercüme etmiştir. Serbest çeviri özelliği taşıyan eser Kıpçak Türkçesinin bilinen tek edebi eseridir. Eserin sonunda Seyf-i Sarayî’nin kendi şiir ve nazireleri de vardır. Seyf-i Sarayî’nin elinden çıkan nüsha günümüze ulaşan tek nüshadır ve Hollanda’da Leiden İlimler Akademisi Kütüphanesindedir.
GülistanŞeyh Sadi Şirazi · Kapı Yayınları · 20136,7bin okunma
Bu bitti yenisini yaz!!!!
10/10
·352 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
·
8 saatte okudu
·
Okunma: 06 Haziran 2026 20:46
Reading slumptan çıkmak için heyecan verici ve akıcı bir kitap arayışındaysan dur. İşte o kitap bu kitap. Bu sabah başladım ve aralıklarla 6 saatte bitirdim kitabı. Konusundan bahseymeyeceğim zaten kitabın arkasında yazıyor. Kurgu çok akıcıydı ve betimlemeler çok yerindeydi. Bir film izler gibi izledim. Eylül karakteriyle kendi aramda güçlü bir bağ kurdum. Yaşadığı anlaşılmama duygusunu ve en yakınlarının bile ona inanmaması duygusunu iliklerimde hissettim. Çok gerçek bir yerden yakalamış Sezinim. Okurken şüphelendiğimiz şeylerin yavaş yavaş cevap bulması ve gerçeklerin gün yüzüne çıkarken bşr anda temponun hızlanması çok iyiydi. Ve sonu.... Sonu neydi öyle inception finali gibiydi anlamadım. Nasıl yani? sorusunu sordum sürekli. Kısaca sadece 1 günde okuyabileceğiniz sürükleyici, heyecanı bol, gerilimi tadında bir kitaptı. Kitabı merak ettiyseniz Sezinin kanalındaki kitap hakkında çektiği videoyu izleyebilirsiniz. Sezin Karameşe
İnceleme
Kusursuz YabancıSezin Karameşe · Ephesus Yayınları · 202632 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Kitap üzerine ayrıntılı incelemem
10/10
·440 syf.·
2026 33. kitabı
Fatih Yaşlı'nın Halkçı Ecevit adlı çalışması, Türkiye siyasal tarihinin 1960-1980 dönemini tarihsel materyalist bir perspektifle ele alan önemli eserlerden biridir. Kitap yalnızca CHP'nin bu dönemde izlediği siyaseti kronolojik olarak aktarmakla kalmamakta, aynı zamanda siyasal gelişmeleri sınıf ilişkileri ve toplumsal güç dengeleri üzerinden analiz etmektedir. Konuyu daha geriden ele alacak olursak, 1925 yılında Şeyh Said İsyanı'nın ardından çıkarılan Takrir-i Sükûn Kanunu, hükümete olağanüstü yetkiler tanımış ve yalnızca isyan hareketlerine karşı değil, aynı zamanda sosyalist, komünist ve sendikal faaliyetlere karşı da kapsamlı bir baskı rejiminin kurulmasına zemin hazırlamıştır. Takip eden yıllarda Türkiye'de sol hareketler, sendikalar ve çeşitli emek örgütleri sürekli olarak baskı altında tutulmuş; tutuklamalar, parti kapatmalar ve örgütlenme yasakları uzun yıllar boyunca siyasal yaşamın belirleyici unsurlarından biri olmuştur. Bu dönemde 1 Mayıs kutlamaları ortadan kaldırılmış, Cumhuriyet'in resmî ideolojisi ise sınıf çatışmasını reddeden ve toplumu "sınıfsız, imtiyazsız, kaynaşmış bir kitle" olarak tanımlayan solidarist bir anlayış üzerine inşa edilmiştir. İkinci Dünya Savaşı'nın ardından şekillenen Soğuk Savaş koşullarında Türkiye'nin Batı blokuna eklemlenmesiyle birlikte antikomünizm devlet politikalarının merkezî unsurlarından biri haline gelmiştir. Bu durum, zaten sınırlı olan sol siyasal alanın daha da daralmasına yol açmıştır. Bununla birlikte, 1950-1960 arasındaki Demokrat Parti iktidarının ardından gerçekleşen 27 Mayıs müdahalesi ve sonrasında hazırlanan 1961 Anayasası, Türkiye tarihinde görece daha özgürlükçü bir siyasal ortam yaratmıştır. Sendikal hakların genişlemesi, grev ve toplu sözleşme imkanlarının tanınması, üniversite gençliğinin ve çeşitli
Düşünce
"Halkçı Ecevit"Fatih Yaşlı · Yordam Kitap Yayınları · 202038 okunma
9/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2026 12. kitabı
·
20 saatte okudu
·
Okunma: 15 Mart 2026 20:34
Türk toplumunda pekçok kadın yazarın yazmaya cesaret edemeyeceği ölçüde cesur ayrıntılar içeren, erkek bakış açısından anlatılan, ortak teması yabancılaşma olan üç melankolik öyküden oluşan bir kitap. 1. “Türkan Hanımın Ölümü”: Eşsiz kişiliği ve keyifli sofraları ile ün salmış Türkan Hanımı eşlerinden, genç sevgilisinden, çocuklarından ve arkadaşlarından dinliyoruz. Parçalı anlatım sayesinde bir insanın farklı bakış açılarında nasıl farklı şekillerde görünebildiğini görüyoruz. 2. “Temmuz, Ağustos, Eylül”: Dul kalmış orta yaşlardaki Edibe Hanım ile genç bir oyuncu olan Turhan’ın hikayesi. Tutku, yalnızlık ve zamanın insan üzerindeki ağırlığı bu öyküde incelikle işleniyor. 3. “Kış Yolculuğu”: Eski bir siyasi mahkumun eşi, çocukları ve metresi ile kurduğu yaşamından uzaklaşıp çocukluğunun geçtiği yere yolculuğuyla ilerleyen bir varoluş hikayesi. Tabut yapmayı reddeden marangoz babasının aksine; cenazelere çelenk yapmaktan para kazanan bir oğul oluşunun farkındalığı ile yaşadığı içsel tezatlığa ve daha birçok şeye dikkat çeken bir hikaye. Selçuk Baran, hukuk mezunu bir kadın yazar ve çevirmen. Almanya’da yüksek lisansa başlamış ama yazma aşkı yüzünden yarım bırakıp Türkiye’ye geri dönmüş. Ancak sonrasında yazdıklarını beğenmeyip 30 yıllık yazma serüvenini kendi isteğiyle noktalamış (Kafka’nın reenkarnasyonla vücut bulmuş hali olabilir misin acaba?). Aslında ben Selçuk Baran’ın kaleminde Sait Faik Abasıyanık’ın olaydan ziyade duruma yoğunlaşan, içe dönük ve insan ruhunun kırılganlıklarını yakalayan üslubunu hatırladım. Zaten 1978 yılında “Sait Faik Hikaye Armağanı” ödülünü kazanmış. Ayrıca 1972 TDK Öykü Ödülü, 1979 Milliyet Roman Yarışmasında mansiyon ödülü de almış. Bir santçıyla gerçekleştirdiği aldatma sonucu boşanma ile gerçekleşen otuz yıllık bir evlilik hayatı.
Kış YolculuğuSelçuk Baran · Yapı Kredi Yayınları · 2020590 okunma
YILLAR ÖNCE GİDEN ANNEDEN GELEN ARAMA
Puan vermedi·424 syf.·
2026 31. kitabı
Hep bir olmamış hissiyle okuduğum bir kitaptı. Sebebi belki de yazarın, hikayenin de yarım kalmışlıklar üzerine kurulu hayatları ele alması neticesinde okuyucu da bu hissiyatı uyandırmak istemesi olabilir. Ya da Nermin YILDIRIM’ın ilk romanı olması hasebiyle bir acemiliğin de romanın mayasında bulunması sonucunda hafif çiğliğin yer alması normal gelmeli biz okurlara. Ana kahramanımızın adı Süreyya. Onun hayat hikayesini okurken bir yandan da o dönemi siyasi olaylarını, o dönemlerde yaşanmış olan büyük depremlerin getirmiş olduğu müthiş kaosu, acı kayıpları ve 11 Eylül saldırısına tanıklık ediyoruz. Küçük yaşta babasının öldüğünü annesinin ise onu bırakıp gittiğini düşünerek büyüyen Süreyya, hep insani duygular açısından bir yanı eksik olarak gelişiyor. Dışarıya karşı kendisine bir zarar gelmesin diye kabuğunu kendi kendine o kadar sert oluşturuyor ki, kendisi dahi içerisine ulaşamaz, dokunamaz oluyor. Bu vurdum duymaz tavırlarını bazı yerlerde bi anda bırakıp çok hassas biriymişçesine karşısındakiyle empati yaptığı anlar, (SPOİLER)kendi yaşadığı kaderi kendi çocuğuna yaşatması durumu, okuduğum cümleler eşliğinde bana pek gerçekçi gözükmedi. Yani roman dediğimiz şey kurgudur en nihayetinde ancak gerçekliğini hayattan alır. Romanın nefesi gerçek hayattır. Düşününce de hayatta böyle birisi olsa ve tanıyor olsaydım Süreyya gibi olmazdı bazen onun yaptıklarını yapmazdı diye düşündüm. Tabi bu benim kafamda kurguladığım anne-babasız büyümüş bir çocuk neler hissederdi durumuyla ilgili, belki siz okuduğunuz da çok haklı ve normal bulacaksınız Süreyyayı. Hikayenin işleniş şekli açısından ise, 3 parçaya ayırabilirim. 1. Geçmiş bir zaman, 2. Telefon görüşmesi yapılan kısım -ki romanın vurucu olması için tasarlanmış, merak uyandırsın diye de sürekli yarı da kesilerek yazarın
Unutma Beni ApartmanıNermin Yıldırım · Hep Kitap · 20176,1bin okunma
Puan vermedi·160 syf.··
2026 67. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 21 Mayıs 2026 09:22
SAKARYA MİTİ . Manisa, Aydın, Ayvalık dahil olmak üzere İzmir ve çevresi işgal edilmiş, Bursa düşmüş ve Yunanlılar Trakya'ya saldırmıştı. 2 hafta içinde Edirne'den Çatalca'ya kadar olan bölge işgal edilmiş ardından ağır koşullar içeren Sevr Barış Antlaşması imzalanmıştı. 1 ve 2 İnönü Muharebeleri sonrası Eskişehir, Afyon, Kütahya Yunan işgaline uğramıştı. Ankara'da ise yeni kararlar alınmış Mustafa Kemal Paşa'ya Türkiye Büyük Millet Meclisi yetkileri yanında Başkomutanlık yetkisi de verilmişti. Artık Mustafa Kemal'in ağzından çıkan kanun demekti. Ölüm kalım mücadelesi başlıyor, Mustafa Kemal'in milletine olan sarsılmaz güveni devam ediyordu. Sakarya'nın doğusunda kazma, kürek, elde avuçta kalan her türlü cephane, silah, malzeme toplanıyor; yeniden orduya alınmalar yapılıyordu. Öte yandan Yunanlılar da boş durmuyor ve " Türk askerleri; amacımız Türk askerini yok etmek değil, Türk halkını Mustafa Kemal'in işkencesinden kurtarıp Anadolu'da güven ve huzuru sağlamaktır. " gibi bildiriler atıyordu. Yunan ordusu, doğu yönünde harekâta başlanmıştı. O sıralar gönüllü olarak cephede çalışmak için müracaat eden Halide Edip, yaşananlar için ateşle imtihanın son safhası demişti. Ve tarih 22 Ağustos 1921. Iki Ordu Anadolu'nun ortasında, bu çorak ağaçsız topraklarda muharebeye başlamak için artık karşı karşıyaydı. Muharebenin ilk günü Mangal Dağı, ardından da Türbe Tepe'nin kaybı Türkler tarafından büyük bir moral çöküntüsü yarattı. 2. gruba gelen ölümle nişanlı olmak anlamındaki Tümenler, son erleri ölünceye kadar mevzilerini kesin olarak savunacaklardır komutu hayatları pahasına kabul edilmeliydi. Unutulmaması gereken şuydu ki Türk ordusu her neye mal olursa olsun Sakarya'da ölümüne direnecekti. " Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır! Vatanın her karış
Sakarya MitiOsman Pamukoğlu · İnkılap Kitabevi · 013 okunma