Büyük Doğu Beyannamesi
• Salı, 28 Haziran 1949, nazarımızda tarihî bir gün... Zira Büyük Doğu Cemiyeti, kanun hükmüyle o gün kuruldu. Ana Nizamnamemizin iki nüshası şu anda Hükümetin elindedir. • Büyük Doğu okuyucularının proje şeklinde de gördüğü ve kanunun ilâna mecbur tuttuğu, 9 fasıllı ve 63 maddeli Ana Nizamnamemizi, son kıvamile ve inceden inceye elekten geçiren, anlar ki, üstüste bindirilmiş cevhersiz kalıplar değil, bazı kalıpların içinde eritilmiş dâvalı mânalar bahis mevzuudur. • Kâinatın en muğlak meselesi olan insanı, en kaba kemiyet ifadelerine göre istife sokan şu veya bu cemiyet şeklinin umumî manzarasında, kimse Büyük Doğu vâkısını bulamaz. Biz, ablak ve umumî hatlar içinde herhangi bir cemiyet kurmak hevesinde değiliz; en ince ve hususî çizgilerile bütün bir ruh mimarlığı işini tezgâhlaştırmak dâvasındayız. Dileğimiz şudur ki, Türk insanı, bütün iç ve dış unsurlarını, terkibindeki ölçüyle beraber, o tezgâhtan devşirsin... (Büyük Doğu Cemiyeti bir Ocaktır.) • Ona, cemiyet yerine parti de diyebilirler. Yalan değil, bir parti kurmuş bulunuyoruz! Her parti siyasî bir cemiyettir ve kanunda parti diye bir tarif yoktur. • Şunun için parti ismini arzulamadık ki, Allahın izni ve Türk Milletinin tam benimseyişi sayesinde (hep)i elde edeceğimiz güne doğru, çıkış noktamız, şimdilik, kemiyet sathını köpürterek işe girişen parti misallerine göre bir (hiç)den ibarettir; ve bu hâl bazı demagocya ustaları tarafından Donkişotvari bir fakirlik diye istismar edilebilir. • Kasasında milyonlar ve arkalarında yalnız "isterük!" veya "istemezük!" çığlığını ezberlemiş kiralık homongoloslardan yüzbinler bulunan parti misallerinin köpürtüğü kemiyet sathına karşılık, bizim keyfiyet sathımızın inci ve yakutla döşeli olduğunu kim anlayacaktır? Zaten bizim muhtaç olduğumuz Büyük Doğucular da bu anlayışın
Sayfa 13·Kitabı okuyor
Alıntı
"Dibê welat rût e, tazî De megrî welato megrî De megrî welato megri Yekî digo nav nifin e Yekî digo pir birîn e Lewra: dile min bixûn e De megrî welato megri De megrî Xuda li me kerîm e Welatê min wê dinale..." (Evdirehim Rehmi Hekari)
Sayfa 18
Kurdî
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
k*rt sevgi dilinden anlamaz
Mareşal Çakmak özetle diyordu ki: “1- Dersim’de bugünkü durumun devamı tehlikelidir. 2-Dersimli okşanmakla kazanılmaz. Silahlı kuvvetlerin müdahalesi Dersimliye daha çok tesir yapar ve iyileştirmenin esasını oluşturur. 3- Dersim önce koloni gibi ele alınmalı, Türk toplumu içinde Kürtlük eritilmeli, ondan sonra ve yavaş yavaş öz Türk hukuku uygulanmalıdır.”
Ve ip işte orada koptu RT Erdoğan’ın bu tarihî ve talihsiz demeci türban meselesinin çözümünün: 1. AKP ve ona eşlik edenlerce 2. Anayasa değişikliği ile 3. Türbanın dinin kesin emri namus ve iffet meselesi olduğunu iddia ederekdine yalan söyletenlerce çözülemeyeceğini kesin bir biçimde ortaya koymuştur
Sayfa 140·Kitabı okudu
Haftalık , aylık hatta yıllık günlüğü :))
8 M A RT 1 9 2 6 , C U M A , 2 3 . 0 5 Sırf ileride senin canın sıkılmasın diye, bir şeyler mi yazmak zorundayım? Sen önüme geçip, bana yazdın mı ki? Zorlama beni - zaten kar yağıyor.
Sayfa 44·Kitabı okudu
Alıntı
Haklı bir serzeniş +1
İçedönük olmak zor değil. Hatta bunun zorlukla bir ilgisi yok. Zor olan, bunu tuhaf bulmaları. Oysa ben, senin kadar konuşmak, senin kadar gürültülü olmak, kahkaha atmak, ağlamak zorunda değilim. Benim fırtınam içeride kopuyor. Gemim yol mu alıyor, su mu alıyor ben ona bakıyorum. Ya hu güzel kardeşim, bu dünya bir düğünse, ben halaya katılmak zorunda mıyım? Ben halaya katılanlara neden oynuyorsunuz, çok tepinip terlediniz, acık oturun, diyor muyum? Düğünde, mümkünse en az görünen, kimsenin uğramadığı bir masada yer almak istiyorum. Bunun nesi tuhaf? Hadi tuhaf desen anlarım, onunla da kalmıyorsun. Soğuk diyorsun, donuk diyorsun, yabani diyorsun. Tabiatımızın farklı olması, neden birimizi yukarı çıkarıp diğerimizi aşağı indiriyor ki? Hem zaten ben de senin gibi her akşam için bir plan yapıyorum. Evdeyim, oturuyorum. Sonra bir de şey var, "hiç görünmüyorsun ortalarda", "sesin çıkmıyor", "bir yorum yap, beğen, rt, fav, gönder gelsin ya"... Sebep? Hareketlerimin hepsi neden senin istediğin gibi olmalı? Hareket etmek istemiyorsam mesela, sen buna neden alınıyorsun? Şöyle düşün mesela: Bütün gece kar yağmış. Sabah millet kendini sokağa atmış kar topu oynamak, kardan adam yapmak için. Bense pencereden onları seyretmek istiyorum. Bunun nesi tuhaf? Nedir yani? Pes. Zaten ben kardan adam pek sevmiyorum. Havucu, zeytini, bilmem nesi. Nimetle oyun olmaz hem. Aşırılığı sevmiyoruz kardeşim biz. Artık sen buna "kaçıngan karakter" mi dersin, "pasif agresif" mi dersin, "anası küçükken terliğini ters giydirmiş o yüzden dünyaya ayak uyduramıyor" mu dersin, "çocukken bakkal buna leblebi tozu kalmadı demiş o yüzden travmalı" mı dersin. Deme kardeşim. Bir şeyim yok benim. Çok iyiyim, valla. Tüm bunları yazmak bile benim için ne kadar zor bir bilsen. Zorunda bırakıyorsun işte. Bizim aslında
Sayfa 10 - 11