Bence Hayvan Çiftliği küçük hacmine rağmen insanı uzun süre düşündüren kitaplardan biri.
İlk bakışta hayvanların devrimi gibi görünse de aslında şu soruyu soruyor:
"İyi niyetle başlayan bir hareket neden zamanla baskıcı bir düzene dönüşebilir?"
Kitap boyunca beni en çok etkileyen şey, değişimin bir anda olmaması. Napoleon bir gecede diktatör olmuyor. Kurallar bir gecede değişmiyor. Her şey yavaş yavaş oluyor. O kadar yavaş oluyor ki hayvanlar çoğu zaman neyi kaybettiklerini fark etmiyorlar. Bu da gerçek hayattaki birçok toplumsal değişime benziyor.
Bir diğer güçlü tarafı ise şu:
Orwell sadece kötü liderleri eleştirmiyor. Aynı zamanda insanların:
sorgulamama eğilimini,
rahatına düşkünlüğünü,
güçlü olana inanma isteğini,
propaganda karşısındaki savunmasızlığını da gösteriyor.
Bu yüzden kitap sadece "Napoleon kötüydü" diye okununca eksik kalıyor. Çünkü domuzların güç kazanmasına izin veren bir ortam da vardı.
Bazı kitaplarda olduğu gibi burada da etik sorular çok güçlü:
Sessiz kalmak suç ortaklığı mıdır?
İyi niyet tek başına yeterli midir?
Gücü denetleyecek mekanizmalar olmazsa en iyi fikirler bile bozulur mu?
Ve bence kitabın en hüzünlü yanı Boxer değil, aslında hafızanın kaybolması. Hayvanlar zamanla geçmişi unutuyorlar. Kuralların değiştiğini hatırlamıyorlar. Eski vaatleri hatırlamıyorlar. Böylece gerçeklik, onu anlatanların elinde şekilleniyor.
Son sahne ise müthiş bir kapanış:
Domuzlarla insanların birbirine benzemesi, Orwell'in "Sorun sadece kim yönetiyor değil; gücün kendisi kontrol edilmezse herkes birbirine dönüşebilir" demesinin bir yolu gibi.
Ben kitaba puan verecek olsam 10 üzerinden 9 derdim. Çünkü dili çok sade ama altında katman katman anlam var.
Mükemmel Çift, Ruth Ware’den okuduğum ilk eser. Macera romanlarını her zaman çok çok sevmişimdir. Agatha Christie tadında bir günümüz romanı diyebilirim.
Anlatı bir realite show üzerine ve Endonezya’da bir adada geçiyor. Birbirinden farklı yaşantılarda 5 çift toplamda 10 yarışmacı ile başlayan serüven ihanetler ve ölümlerle işleri karıştırıyor.
Daha fazla ayrıntı vermeden gece okumam olan bu güzel kitapla sizleri baş başa bırakmak isterim. Umarım siz de okur ve beğenirsiniz. Tavsiye ederim.
Mahvolmuş bir vaziyetteyim ve sanırım bu kitabı sindirmem için epey bir zaman gerekecek.
Kitap kulübümüzün haziran ayı kitabı Onur Ayı'na özel bir konseptle Adınla Çağır Beni seçilmişti. Bu beni epey bir mutlu etti çünkü yıllar önce filmini seyrettiğimden beri kitabı delicesine merak ediyordum ve hiç vakit kaybetmeden kitabı okumaya başladım.
Fazlasıyla etkileyici, tutku ve şehvetle donatılmış, tüm çıplaklığı ve ilkel duyguları ile okuduğum bir aşk hikayesiydi bu. Oliver ve Elio, Elio ve Oliver... Bizim ülkemizden pek çok okurun tanımladığı "sapkınlık" veya "rezillik" yorumlarına hiç katılmadığımı söylemek istiyorum. Çünkü aşk biraz da böyledir, sevgili dostlar. Aşk; arzu ve şehvetten bedeninizin yanıp kavrulduğu ve "o kişinin" her şeyini bütünüyle istediğiniz bir duygudur. Sonsuz bir çekim vardır aranızda ve o kişinin her bir zerresine muhtaçsınızdır. İşte Elio da böyle duygularla görüyor Oliver'ı.
Kitabı okurken elimden kalemi düşürmedim, altını çizdiğim bir sürü satır oldu. Yorumumda bu alıntılara da yer vereceğim.
"Dostluk sözcüğü geldi aklıma. Ama herkes tarafından bilindiği şekliyle dostluk hiç ilgimi çekmeyen, yabancı, ekilmemiş toprak gibi bir şeydi. Oysa benim, onun taksiden inmesinden Roma'da vedalaşmamıza dek hep istediğim şey belki de bütün insanların birbirinden istediği, yaşamı yaşanabilir kılan şeydi."
Elio'nun ne istediğini anlatan en güzel pasaj buydu belki de. Utangaç, içine kapanık, pek arkadaşı olmayan ve dostluk tanımından bihaber olan Elio, Oliver'dan bunu hiç talep etmemişti.
"Onun ölmesini de istiyordum, çünkü onu düşünmekten ve bir daha ne zaman göreceğim konusunda endişelenmekten kendimi alamadığıma göre, ölümü hiç olmazsa bu işe bir son verirdi bari."
Elio'nun sevdiğine duyduğu merak bedenini öyle ele geçiriyor ki onun ölmesini bile
Bayıldım... Lottie ve 10 yaşından beri yaşadığı tüm sıkıntılar nedeniyle sık sık gözlerim dolarak okudum. Kesinlikle filmi çekilmeli. Yazar Vicky karakteri için de kitap yazar umarım.
Başıma gelen acıyı seçemeyebilirim ama okuyacağım acıyı seçebilirim. Daha fazla Dazai okuyabileceğimi sanmıyorum. Daha fazla Japon yazar okuyabileceğimi sanmıyorum. Kotayı doldurdum. Ancak 10/10 önerilerinize açığım.
Kitap Yorumu : Güzel ve Çirkin / Simon Rousseau
Özet;
Richard Trudeau, namı diğer Timsah… Adını duyan insanların yolunu değiştirecek kadar korkulan bir seri katil. Kurbanlarını öldürmekle yetinmeyen, onları parçalayan, insan eti tüketen ve bunu yaparken haz alan bir psikopat.
Saatlere karşı saplantılı bir ilgisi vardır ve işlediği suçlar yüzünden hapse düşmesine rağmen unutulmaz. Kimileri ondan nefret ederken kimileri ona hayranlık duymaktadır. Bu yüzden hapiste olduğu süre boyunca yüzlerce mektup alır.Bir gün gelen mektuplardan biri dikkatini çeker.Rose… Diğerlerinden farklıdır. Daha ilk satırlardan itibaren merakını uyandırır. Zamanla mektuplar çoğalır, merak ilgiye, ilgi ise tehlikeli bir bağa dönüşür.Sonunda Timsah hapisten kaçar ve Rose’u bulur.
Rose, ya da gerçek adıyla Izabella; hayatı boyunca ailesi tarafından dışlanmış, sevgi adı altında sahte ilgiye maruz kalmış ve içinde yıllardır büyüttüğü öfkeyle yaşamayı öğrenmiş biridir. Dışarıdan bakıldığında sessiz, asosyal ve yalnızca işiyle ilgilenen bir hemşire gibi görünse de zihninde çoktan kurduğu bir plan vardır. Timsah’ın hayatına girmesiyle birlikte bu plan yavaş yavaş işlemeye başlar. Ama okudukça anlıyorsunuz ki bu masalda canavar yalnızca Timsah değil..
Yorum;
Bu kitap tam anlamıyla ters köşeydi. Meğer ilk kısım, Iza’nın polislerden kaçabilmek için oluşturduğu mağdur hikâyesinden ibaretmiş. Gerçekler ortaya çıkmaya başladığında okuduklarım çok daha rahatsız edici bir hâl aldı. Şiddet ve işkence sahneleri gerçekten tüylerimi ürpertti. Bazı bölümlerde karakterlerin ne kadar karanlıklaşabileceğini görmek beni ciddi anlamda huzursuz etti. Ne kadar dışlanmış, sevilmemiş ya da kırılmış olursa olsun bir insanın kardeşlerine ve babasına bunları yapabilmesi bana göre açıklanabilecek bir şey değildi.
Belki