Kürtler, Versailles Antlaşmasının temellerini oluşturan Wilson prensiplerinin 12'nci maddesine göre hak ettikleri "Self Determinasyon" hakkını, daha sonra Londra Antlaşmasıyla kaybedeceklerdi. 10 Ağustos 1920 Sevr (Sevres) Antlaşmasında elde ettikleri ve şarta bağlanan bazı haklarını ise, 24 Temmuz 1923(Lausanne) Lozan'da umud ederken, bu antlaşmada hiç söz konusu bile olmamışlardı.
Sayfa 17·Kitabı okuyor
"Evliydim... İki de 4 ve 6 yaşında evladım vardı. Kocam memurdu. İçmeden yapamıyordu. O, 38 yaşındaydı... Ben, ondan 10 yaş küçüğüm, 28'indeydim. Evde, mecburdum dul anneme de bakmaya... Çaresizdi, hâlsizdi. Kısaca yardıma muhtaçtı. İçkili kocam ikide bir, "atsana bu cadalozu, suratını gördüm mü çileden çıkıyorum" diyordu... Biraz karşı geldim mi, sille tokat veryansın, iki çocuğumun önünde, annemin önünde bana meydan dayağı atıyordu. Anneciğim de, yavrularım da, o kocam olacak rezil adam beni döverken ağlıyorlar, çırpınıyorlardı. Sonunda isyan ettim ve annemle anlaşıp evi terkettim... Haftası içinde ayyaş kocam da sır olmuş evden; çocuklarını da yüzüstü bırakıp yoklara karışmış. Ne yapabilirdim?.. Çalmadığım kapı kalmadı, ama cevap aynıydı: İş yok!.. Ve mecburen, gecelerin kadını oldum. Evi de boşaltıp başka bir eve taşındık... Gecekondu bir ev bu ama, komşu dedikodusundan uzak. Pis bir hayat sürüyorum, farkındayım ama, hergün dayak yemekten uzağım şimdi; tesellim işte bu... Gece kazancım, evime ve yavrularıma yetiyor. Kahroluyorum onları severken, yaşadığım, mecbur edildiğim hayata. Bugün İstanbul, benim gibi binlerce, çaresizlikten gece hayatı yaşayan kadınlarla dolup taşıyor. İçimizde 17 yaşında olan da var, 40 yaşında olan da... Aklınıza gelebilecek her köşe bucakta varız maalesef. Ben lise mezunuyum. İstanbul'un fuhuş yuvaları içinde adeta doktora yaptım... Kahroluyorum ama, evde iki yavrum ve annemin geçimleri, benim bu çirkin hayatımın sürüp gitmesine sebep oluyor. Söyleyin, nasıl kurtulayım bu bataktan?.. Sayın Başbakanımız bir kadındır, erkeklere nazaran daha içli düşünür... Bizleri, gece hayatına çaresizlikten atılanları başka kim kurtarır; düşünemiyoruz bile. "Çaresizim" diyerek bu girdapta ömür törpülüyoruz, hiçbir el uzanmıyor bizlere!.. **Sayın
Sayfa 336 - Ağustos 1994, Vâridât: Tahsin Bey’e Mektup
Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Avlanır bu sahnede
Uzman çavuş Yusuf Karakurt şehit düştü uzman çavuş Ali Alptekin şehit düştü daha nice asker şehit düştü ertesi gün de manşetlerde tek bir haber vardı Hakkari'de karakola saldırı 10 şehir
Atmaya kıyamadığımız karnelerimizi gösteriyoruz birbirimize! Ahlak: O! Milli Güvenlik: O! Matematik: 10! Gülümsüyoruz.
Sayfa 8 - Parantez Yayınları
Alıntı
10 milyon Afrikalı köle Amerika'ya getirildi ve bunların yüzde 70'i şeker çiftliklerinde çalıştırıldı. Çalışma koşulları felaketti. Çoğu kısa ve sefil bir yaşam sürüyordu, milyonlarcası da köle ele geçirmek için yapılan savaşlarda veya Afrikanın iç bölgelerinden Amerika kıyılarına yapılan uzun seyahatlerde ölüyordu. Bütün bunlar, Avrupalılar şekerli çay içebilsin ve tatlı yiyebilsin, tabii bu arada şeker baronları da muazzam karlar elde edebilsin diye yaşanıyordu.
Sekiz gün süren Sığındere savaşlarında Türklerin kaybı 16.000 kişiydi: 6.000 şehit, 10.000 yaralı. İngilizlerin kaybı 5.000'di.