Bazıları, Kuran’da “namaz” anlamında “salat” kelimesinin hiç kullanılmayıp, bu kelimenin hep “destek” anlamında kullanıldığını ifade etmişlerdir. Kuran’ı biraz dikkatli okuyan bir kişi bu iddianın yanlışlığını hemen anlayacaktır. Öncelikle bu iddia ayakta durma (kıyam), rüku (eğilme) ve yere kapanma (secde) ifadelerinin mecazi anlamda alınıp gerçek anlamında alınmamasına sebep olmaktadır ki bu hiç de makul gözükmemektedir. Bazı ayetlerde bu iddianın tutarsızlığı iyice gözükmektedir. Örneğin 4-Nisa Suresi 102. ayette, düşmandan bir tehlike gelme endişesi olduğunda bir grubun nöbet tuttuğunu ve diğer bir grubun bu arada secde gibi hareketleriyle namaz kıldığını, sonra namazı kılmamış olan diğer grubun gelip namaz kıldığını görüyoruz. Buradaki “salat” ifadesini hareketler içermeyen bir destek olarak alırsanız birçok mantıksız husus karşınıza çıkar; hareketli olmayan bir destekte bir grubun diğerinin arkasında nöbette bekleyip, bu arada o grup “mecazi anlamda secde ettikten” sonra gelip de öbür grubun da “destek vermesi” gibi anlamlandırmalar mantıksız olacaktır. Ayrıca 4-Nisa Suresi 103. ayette belirtildiği gibi namaz belirli vakitlerde insanlara farz kılınmıştır, Allah’ın
dinine destek ise her vakit yapılabilen bir eylemdir, bunun için belli vakitleri beklemeye gerek yoktur.
Bu ayetten savaş tehlikesinin olduğu bir durumda bile namazın secde de dâhil olmak üzere (secde kişinin en savunmasız halidir) yerine getirildiğini fakat nöbetleşe, silahları bırakmadan, düşmana fırsat verilmeden bunun yapıldığını görüyoruz.
Cenab-ı Hak, Hakîm-i Mutlak hazır, nâzır olduğu için, abdin duasına cevab verir. Vahşet ve kimsesizlik dehşetini, huzuruyla ve cevabıyla ünsiyete çevirir.
(İman ve Küfür Müv. 102.sh - Risale-i Nur)
102
NEDÅMET
Hicran yollarında ben
Daha inleyecektim
Bir felåket gelmeden
Çabuk elimi çektim
Hele artık kurtuldum
Bir küçücük hicrânla
Aşktan kalmadı korkum
Hakka sarıldım cânla
Gel ey günahkar güzel
Sen de sarıl Allaha
Dünyada yalnız o el
Hitâm verir her åha
Çağlayan, (5) 15 Kânunuevvel
ذٰلِكَ الْكِتَابُ لَا رَيْبَۚۛ ف۪يهِۚۛ هُدًى لِلْمُتَّق۪ينَۙ
İşte o Kitap; kendisinde hiç şüphe yoktur; müttakiler için yol göstericidir.
Bakara 2
اَلَّذ۪ينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُق۪يمُونَ الصَّلٰوةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَۙ
Onlar ki gaybde(gizlide, içtenlikle) inanıp namazlarını kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allah rızası için) harcarlar.
3
وَالَّذ۪ينَ يُؤْمِنُونَ بِمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ وَمَٓا اُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَۚ وَبِالْاٰخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَۜ
Sana indirilene ve senden önce indirilene inanırlar; ahirete de kesinlikle iman ederler.
4
اُو۬لٰٓئِكَ عَلٰى هُدًى مِنْ رَبِّهِمْ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
İşte onlar, Rablerinden bir hidayet üzeredirler ve umduklarına erenler, işte onlardır!
5
يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا رَبَّكُمُ الَّذ۪ي خَلَقَكُمْ وَالَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَۙ
Ey insanlar, sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk edin ki, (azaptan) korunasınız.
21
اَلَّذ۪ي جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ فِرَاشاً وَالسَّمَٓاءَ بِنَٓاءًۖ وَاَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَخْرَجَ بِه۪ مِنَ الثَّمَرَاتِ رِزْقاً لَكُمْۚ فَلَا تَجْعَلُوا لِلّٰهِ اَنْدَاداً وَاَنْتُمْ تَعْلَمُونَ
O (Rabb) ki yeri, sizin için döşek, göğü de bina yaptı. Gökten su indirdi, onunla size rızık olarak çeşitli ürünler çıkardı. Öyleyse siz de, bile bile Allah’a eşler koşmayın.
22