Siyasetnâme, Selçuklu veziri Nizamülmülk tarafından 11. yüzyılın sonunda (yaklaşık 1091-1092 yılları arasında) yazılmış kült bir eser.
Eserde genellikle devlet yönetimine dair nasihatler, dinî ve tarihî referanslar eşliğinde sunulmakta. Yazıldığı dönem itibariyle Sünni Abbasi devletinin zayıfladığı, Bağdat'ın Şii Büveyhoğulları kontrolüne girmesi, Mısır'da Şii Fatımî Devleti'nin kurulduğu 10. yüzyıl sonrasına denk geliyor.
Bu nedenle eserin büyük bölümünde Batınîlik (Hasan Sabbah) ve Rafızilik ile mücadele yer almakta; Sünnî akidenin korunması ve hasım olarak görülen diğer grupların tasfiyesi ve etkisiz kılınmasına dair doktrin ortaya koyma çabası bariz biçimde görülmekte.
Bu bağlamda, Siyasetnâme'nin;
- İslâm dünyasında Hz. Muhammed'in vefatı sonrasında halifenin kim olacağı odağında ortaya çıkan anlaşmazlıkların Sıffin Savaşı ve Hakem Olayı, Kerbela Hadisesi ile büyümesi, Abbasi Devleti otoritesinin ise mezhepsel gerilimin yükselmesi sonucu zayıflaması sonrasında ortaya çıkan askeri-siyasi rekabet ortamının bir yansıması olduğu,
- Selçuklu otoritesinin beka kaygısıyla tahkim etmeyi amaçladığı Bir Sünni doktrin oluşturma çabasının ürünü olduğu,
- İslâm dünyasındaki mezhep çatışmasının bir devlet politikası haline geldiği evreyi temsil ettiği söylenebilir.
Kitabın rahatsız edici bu yönü bana şunu düşündürdü: Mevlânâ'nın gene Selçuklu döneminde ortaya koyduğu Mesnevi'de bildiğim kadarıyla böyle bir mezhep çatışmasının izleri yok. Tam aksine kendi iç dünyasında önemli etkileri olan Şems Tebrizî'nin Şii kökenli olduğuna dair güçlü emareler var.
Mesnevi ve Siyasetname arasındaki yaklaşım farkı dikkate alındığında; Nizamülmülk'ün devlet adamı refleksiyle beka/güvenlik kaygısı taşıdığını; Mevlânâ'nın ise birleştirici, mürşit rolünü üstlenen bir düşünür, bir