Ölümde var sonunda
8/10
·200 syf.··
2026 20. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 21:32
Yazarımız Paul, 36 yaşında akciğer kanseri teşhisi alan beyin cerrahıdır. Kanser olduğunu öğrendiğinde ise şimdiye kadar çok çalışmış didinip durmuş ve rahata ereceği zamanın hayalini kurarak sabretmiş biridir. Tıp fakültesi, asistanlık, uzmanlık, ameliyatlar derken akıp geçen zamanda çocuk sahibi bile olmayı ertelemiştir. Yani anlayacağınız tam ömrünün baharını yaşayacağını sandığı zamanda ömrünün son kışında bulmuştur kendini. En hızlı metastaz yapan ve bu sebepten en yüksek mortaliteye sahip akciğer kanserine yakalanır. Tedavilerle birlikte gelen her umudun baharında bir nüks ediş karşılar onu. Hayal kırıklığı kelimlere dökülemez. Yazarın, yazmak ve geride bir şeyler bırakmak gibi hayali vardır ve bu kitap da o hayalin ürünüdür. Yıllarca hastaların hayatında çok önemli yere sahip olduğunu anlatır bize ama sıra kendine geldiğinde işlerin pek de öyle yürümediğini görür. İnsanın tek başına çıkması gerekir o kuyudan ama sevdiği biri varsa bu iş değişir. O kuyuya bir el uzanır. Hem Yusuf Atılgan Aylak Adam da dememiş miydi insanın bir tutamağı olmalı diye. O tutamak kesinlikle sevgiydi. Son nefesi havaya karışmadan Paul’un söylediklerine kulak vermek gerekir. Bir cerrah olarak hayatları kurtarmaya, öldürmemeye odaklı bir adanmışlık görürüz onda. Bunca hayatı kurtarmanın karşılığı genç yaşta hayatını kaybetmek midir? Şimdiye kadar ne için çabalamıştı? Şimdi her şey sona erecekti hem de mutlu sonu göremeden. Burada tam da yapılacak olan şey tanrıyı sorgulamaktır ve bu soruda tahmin edersiniz ki “Neden ben?”le başlar. Derin felsefi konulara girmiyor yazar zaten pek önemi de kalmadı artık. Aslında şu anda ölüme paulden belki daha yakınız ya da çok daha uzağız bunu bilemeyiz. Hayatı anlamlı kılan da budur belki bilememek. Bunu da daha önceden Oscar Wilde söylemişti “Sis her şeye
Son Nefes Havaya KarışmadanPaul Kalanithi · Altın Kitaplar · 20162,652 okunma
Kitap Tarih Kitabı Değildir
Puan vermedi·510 syf.··
2026 2. kitabı
Bu yüzden kitapta tarihi olaylardan çok, hoşuma giden alıntıları paylaştım. Kitapta hurafeleri, iftiraları baz alarak kurgulanmış tarihi bi içerik olmayan romandır. O dönemde 100 bin haşhaşinin yaşadığı iddia ediliyor. Bu rakam oldukça uydurma bir rakamdır. Zira rakamların sayısı gerçek olsa Selçuklu'da bütün devlet kademelerini kontrol edebilme ve hatta yok edebilme gücüne sahip olabilirlerdi. Kitapta gerçek nerede bitiyor , kurgu nerede başlıyor pek ayırt edilemiyor. Gelelim Hasan Sabbah yani Nam-ı diğer Yüce Seyduna'ya; Hasan sabbah'ın ataları Yemen'den gelme bir aileye mensup ama bu aile zamanında göç edip İran'daki Kum şehrine geliyor. Hasan Sabah İran'da Kum şehrinde dünyaya geliyor. Hasan Sabbah'ın babası da Şii inancında önde gelen alimlerden birisidir. Oğlunun da bu şekilde yetişmesini ve bu konuda da hoca olmasını istiyor. Bu nedenle oğlu Hasan Sabbah'ı Rey şehrine gönderiyor. Hasan Sabbah dönemin büyük zatlarından Nişaburin'in yanına gidip ondan eğitim alıyor. Hasan sabbah'ın babası oğlunu neden oraya gönderdi ? 12 Şii inancında olduğu ve oğlunun orada büyük bir eğitim almasını istediği için. Ama burada başka bir etken işin içine giriyor. Zaten o dönemde İsmail'iler Şiilik'ten ayrılıyor. Babası İsmail'leri sevmiyor, Hasan Sabbah İsmail'lere karşı antipati duyuyor.İsmaili zatları ile tanışıyor. Tanıştıkları zatlar İsmail'iligi Hasan Sabbah'a anlatıyor. Bir süre sonra Hasan Sabbah'ta İsmail'iligi mantıklı buluyor ve İsmail'i kanadında bir Dai( Fedai) olmaya karar veriyor. Hasan Sabbah'ı İsmail'ilige geçiren zat Fatimi İsmail'isidir. Hasan sabbah'ın ne kadar zeki ve bu propagandayı iyi yöneteceğini bildiği için Dai olmasına izin veriyor. Hasan Sabbah Fatimi merkezinde eğitim aldıktan sonra görevini yerine getiriyor ve insanlara Fatimiligi, İsmail'iliği
Fedailerin Kalesi AlamutVladimir Bartol · Koridor Yayıncılık · 201250bin okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
9/10
·144 syf.··
2026 18. kitabı
11.Yüzyılın İslam Coğrafyasında,Horasan'ın Tus şehrinde dünyaya gelir Gazali.Çocukluk yıllarından itibaren Bilgi Felsefesi Gazali'nin yakasını asla bırakmaz.1091 yılında Bağdat'taki Nizamiye Medresesinin Baş Müderrisi olur.Bu andan itibaren sadece düşünen değil,temsil görevi yüklenen bir alim olur.Ömer Hayyam gibi düşünürler de o cağda ön plana çıkan isimlerdendir.Ortada Felsefe vardı ama buna paralel olarak da bir huzursuzluk vardı.Bu anlamda Gazali'nin içinde çatlaklar oluşmaya başlar.Konuşur ama kalbi kendisine eşlik etmez.Filozofları okudukça bir tutarsızlık gördü.Huzursuzluğu artınca görevini bırakır. Gazali Selçuklu'nun güçlü bir şekilde hüküm sürdüğü yıllarda yaşar.Her ne kadar Selçuklu Siyasi ve İktidari olarak güçlense de Zihni ve ahlaki yönden istikrar gösteremez.Bilgiye ihtiyaç duyulması ile tartışmalar başlar.Ancsk tartışmslsr hakikati aramak yerine sınır çizer.Gazali'nin filozofları eleştirmesi çoğu zaman yanlış anlaşılır.Oysa Gazali onlara bir saldırı değil,bir hesaplaşma yapmaktadır.Gazali Felsefeye değil aslında Filozofların haddini aşmasına karşıdır.Tutarsızlık diye bahsettiği şey ise filozofların her konuda kesinliklik dilini kullanmasıdır.Filozoflar da Gazali'yi anlamak istemez.Çünkü Gazali Felsefesyi alışılmamış bir biçimde eleştirir.Filozofların öncülerini tek tek çürütür.Bu da tabi onların işine gelmez.Zamanla Gazali'ye bu bağlamda iftiralar da atılır. Gazali'nin Dünyaya bakış felsefi çok hoşuma gitti.Gazali'nin meselesi Dünya değil,Dünya ile kurulan bağdır.Gazali'ye göre dünya bir amaç değil, araçtır.Bu ayrımda çoğu kişi Gazali'ye katılmaz çünkü işlerine gelmez.Nitekim bu dünyada ölümsüz gibi davranmak gibi bir huyları olduğu için bu dünyaya bağlanırlar. Gazalinin bu felsefesini kitapta derinlemesine okuyoruz.Zaman algısı,erteleme
İnsan Nasıl Kaybeder?İmam Gazali · Destek Yayınları · 2026239 okunma
Bir gün dünyada dayanılacak tek şeyin sevgi olduğunu öğreteceğim
Puan vermedi·192 syf.·
2026 29. kitabı
8/10 Selam herkese:) Aylak Adam gerçekten de Türk edebiyatında insanın iç sıkıntısını, yabancılaşmasını ve “ait olamama” hissini en güçlü anlatan eserlerden biri. Yusuf Atılgan ’la tanışma kitabım oldu. Atılgan’ın dili ilk bakışta sade görünse de insanın içine işleyen bir yalnızlık taşıyor. Kitap bittikten sonra olaylardan çok hisler kalıyor akılda. Bir anlamda Aylak Adam, bir adamın hikâyesinden çok “anlam arayan insanın” hikâyesi. Romanın merkezinde C. vardır. Çalışmak zorunda olmayan, şehirde dolaşan, insanları gözlemleyen, ilişkiler kurmaya çalışan ama hiçbir yere tam olarak ait hissedemeyen bir adam. C.’nin hayatındaki en büyük mesele aslında “gerçek bağ” arayışı. İnsanlarla konuşuyor ama anlaşamıyor. Kadınlarla yakınlaşıyor ama aradığı şeyi bulamıyor. Kalabalıkların içinde ama sürekli yalnız. Roman boyunca: * aşk, * yabancılaşma, * modern insanın sıkışmışlığı, * toplumdan kopuş, * anlam arayışı gibi temalar hissediliyor. Ve en acı tarafı şu: C. aslında yalnız kalmak istemiyor. Ama insanların yüzeyselliği onu yalnızlığa itiyor. Felsefi İnceleme 1. “Aylaklık” gerçekten tembellik mi? Bence kitabın en güçlü taraflarından biri bu soru.
Aylak AdamYusuf Atılgan · Can Yayınları · 202571,2bin okunma
10/10
·112 syf.··
2026 10. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 16 Nisan 2026 00:00
Kitap o kadar güzel ve dolu doluydu ki bir solukta zevkle okudum. Ama beni Gazali’nin hayatı çok etkiledi o yüzden incelemeye kısada olsa ekledim. İmam Gazâli Kimdir? İmam Gazâli 1058 yılında Horasan'ın Tus şehrinde doğmuştur. Fakir ve eğitimi hayatı olmamış bir babanın güzide evladıdır. Babası eğitimsiz olmasına rağmen eğitimin ve ilmin önemini bilen bir insandı. İlim öğrenemediği için üzülen babası, kendi çocuklarının ilim sahibi olmasını büyük bir arzuyla Allah'tan ister. Allah da salih niyetle yapılan bu duayı kabul eder ve iki oğlu da değerli ilim adamları olurlar. İmam Gazâli ve kardeşi henüz ergenlik çağına gelmeden babaları vefat eder. Vefatından önce babaları iki oğlunu da bir şeyhe emanet etmişti. Bu şeyh iki kardeşin bakım ve terbiyeleriyle ilgilenir. Ancak babalarının bıraktığı para tükenince şeyh, onları eğitim ve bakımın ücretsiz olduğu bir medreseye gitmelerini tavsiye eder. Ilk öğrencilik yıllarında ilk fikıh bilgilerini Tusda Ahmed ibn Muhammed er-Radeganiden öğrendi. O zamanın ilim merkezi Cürcana gitti. Imam Ebu Nasr el-Ismaili'ni öğrencisi oldu. Bu imamdan bir süre ders aldıktan sonra tekrar Tusa döndü. Bu sırada başından geçen bir olayı Imam Gazâli şöyle anlatıyor: "Tusa gelirken kafilemiz eşkiyaların baskınına uğra-dı. Yanımızdaki bütün eşyaları alarak bizi öylece bıraktı-lar. Ben de peşlerinden koştum. Eşkiyaların başına yetişip yalvardım: - Çok rica ediyorum. Allah aşkı için benim ders notlarımı bana geri veriniz. Onlar sizin işinize yaramaz, dedim. Eşkiyaların başı sordu: - Ne önemi var onların? Ben de: - Bazı defterlerdir. Onlarda öğrendim ilimlerin notları var. Cürcana gitmiş ve çok emek harcayarak o bilgileri yaz-mıştım, dedim. Eşkıya güldü ve şöyle dedi: - Sen nasıl olur da ilim öğrendiğini iddia edersin? Baksana
Dil Belasıİmam Gazali · Ahir Zaman Yayınları · 202517,1bin okunma
8/10
·365 syf.··
Beğendi
·
2026 23. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 15 Nisan 2026 00:00
Siyasetnâme, Selçuklu veziri Nizamülmülk tarafından 11. yüzyılın sonunda (yaklaşık 1091-1092 yılları arasında) yazılmış kült bir eser. Eserde genellikle devlet yönetimine dair nasihatler, dinî ve tarihî referanslar eşliğinde sunulmakta. Yazıldığı dönem itibariyle Sünni Abbasi devletinin zayıfladığı, Bağdat'ın Şii Büveyhoğulları kontrolüne girmesi, Mısır'da Şii Fatımî Devleti'nin kurulduğu 10. yüzyıl sonrasına denk geliyor. Bu nedenle eserin büyük bölümünde Batınîlik (Hasan Sabbah) ve Rafızilik ile mücadele yer almakta; Sünnî akidenin korunması ve hasım olarak görülen diğer grupların tasfiyesi ve etkisiz kılınmasına dair doktrin ortaya koyma çabası bariz biçimde görülmekte. Bu bağlamda, Siyasetnâme'nin; - İslâm dünyasında Hz. Muhammed'in vefatı sonrasında halifenin kim olacağı odağında ortaya çıkan anlaşmazlıkların Sıffin Savaşı ve Hakem Olayı, Kerbela Hadisesi ile büyümesi, Abbasi Devleti otoritesinin ise mezhepsel gerilimin yükselmesi sonucu zayıflaması sonrasında ortaya çıkan askeri-siyasi rekabet ortamının bir yansıması olduğu, - Selçuklu otoritesinin beka kaygısıyla tahkim etmeyi amaçladığı Bir Sünni doktrin oluşturma çabasının ürünü olduğu, - İslâm dünyasındaki mezhep çatışmasının bir devlet politikası haline geldiği evreyi temsil ettiği söylenebilir. Kitabın rahatsız edici bu yönü bana şunu düşündürdü: Mevlânâ'nın gene Selçuklu döneminde ortaya koyduğu Mesnevi'de bildiğim kadarıyla böyle bir mezhep çatışmasının izleri yok. Tam aksine kendi iç dünyasında önemli etkileri olan Şems Tebrizî'nin Şii kökenli olduğuna dair güçlü emareler var. Mesnevi ve Siyasetname arasındaki yaklaşım farkı dikkate alındığında; Nizamülmülk'ün devlet adamı refleksiyle beka/güvenlik kaygısı taşıdığını; Mevlânâ'nın ise birleştirici, mürşit rolünü üstlenen bir düşünür, bir
Kitap İncelemesi
SiyasetnameNizamülmülk · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20234,719 okunma