1970’li yılların sonu… Türkiye siyasi, sosyal ve ekonomik açıdan büyük bir karmaşanın içindedir. Üniversitelerde, sokaklarda ve mahallelerde çatışmalar yaşanırken toplum giderek daha keskin çizgilerle ayrılmaya başlar. İnsanlar farkında olmadan büyük bir kırılmaya doğru sürüklenmektedir.Roman, bu atmosferi Çorum Olayları ekseninde anlatıyor. Alevi-Sünni çatışmasının nasıl körüklendiğini, yıllardır bir arada yaşayan insanların nasıl birbirine düşman hâline getirildiğini ve yaşanan olayların arkasındaki görünmeyen güçleri gözler önüne seriyor. Yazar, yalnızca sokakta yaşananları değil devlet içindeki yapılanmaları, istihbarat faaliyetlerini, darbe hazırlıklarını ve uluslararası güçlerin Türkiye üzerindeki hesaplarını da hikâyeye dâhil ediyor. Hikâyede CIA ajanı Peck’in faaliyetleri, Türkiye’de oluşturulmaya çalışılan kaos ortamı ve ülkenin adım adım 12 Eylül Darbesi’ne götürülüşü önemli bir yer tutuyor. Bir yandan siyasi hesaplar yapılırken diğer yandan Metin ve Ceren de kendilerini Çorum’da yaşanan olayların tam merkezinde buluyor. Bakalım bu çalkantılı günler onların hayatını nasıl etkileyecek?
Osman Balcıgil’den okuduğum ikinci kitap oldu. Daha önce Nahit Hanım’ı okuduğum için yazarın kalemine ve tarihî olayları kurguyla bir araya getirişine az çok aşinaydım. Bu kitap da beklentimi karşılayan bir okuma oldu. Kitapta birçok tarihî olay ve bilgiye yer verilmesine rağmen anlatımın akıcılığı hiç kaybolmuyor. Sayfalar ilerledikçe hem yaşanan olayları hem de olayların arka planını daha net görmeye başlıyoruz. Yazar, o yılların gerginliğini, belirsizliğini ve karmaşasını oldukça başarılı bir şekilde aktarmış. Tarih, casusluk, macera ve aşkı aynı hikâyede buluşturan bu romanı keyifle okudum. Yakın tarihe ilgi duyanların da severek okuyacağını düşünüyorum.
Yağmur ÇiseliyorOsman Balcıgil · Destek Yayınları · 20241,107 okunma
Metin Sevil sosyal medyada paylaştığı denemeleri bir kitapta toplamış.
.
Asr Suresi çok kısa ama bu kısalığının yanında az kelam ile çok şeyin anlatıldığı, derin anlam yüklü bir suredir. İnsanların çoğunu ziyanda olduğu, bundan sadece iman edip salih amel işleyenlerin ve birbirini hakkı ve sabrı tavsiye edenlerin müstahsına olduğunu bildirir. sayfa 13
.
Bu kısa denemelerini dokuz başlıkta toplamış.
Ekim 2015 de başlayan sosyal medya paylaşımları Kutlu Yayınevi nden ikiyüzdoksaniki tanesini paylaşmış kitabında.
.
Gençliğinde; yoğunken, sağlıklıyken, koştururken, telaşeliyken, ölüm uzak gözükürken Allah'ı an, ölümü/kabiri/hesabı hatırla, günahlardan kaç, namazını ve diğer ibadetlerini aksatma! Böyle yap ki piri ifade olup da bunları sürekli yapar olduğunda bir nebze olsun teselli bulasın. sayfa 57
.
Oradan buradan başlığında seksenaltı denemesini paylaşmış. Bir alıntısı aşağıya bırakıyorum.
.
Artık birisi/birileri de çıkıp; "Domuz eti haram değildir, o ayetin tercümesi hep yanlış yapılmıştır, gerçek manası o değildir, yanlış okuyor, yanlış yorumluyorsunuz, orada asıl anlatılmak istenen..." derse hiç şaşırmayacağım sayfa 129
.
Yazarın diğer kitapları Cevap Bekleyen Sorular, Dini Hurafesiz Yaşamak, Düşün Korkma Sor ve 12 Eylül Müdahalesi Ezberler ve Gerçekler
.
Kısa KısaMetin Sevil
Bayram Ali Öztürk... Hayatını Allah ve Resulü'nün (s.a.v.) yoluna adamış bir Allah kulu. Kendisini Allah'ın yoluna kurban etmiş mübarek bir hoca. Gelin size de hayatını kısaca anlatayım.
Bayram hoca, Sakarya Karasu'nun Konacık köyünde doğmuştur. Henüz 5 aylık iken babasını kaybeder. İki yıl sonra tekrar evlenip evden ayrılan annesi de onu bırakınca 2-3 yaşından itibaren halası ve babaannesi'nin himayesi altına girmiştir. 12-13 yaşına basınca şehirde okumak için amcasının yanına yerleşir. Evlenene kadar amcasıyla kalan Bayram hoca, yüreğinde ki yetimlik duygusunu her daim taşır. Bu yüzden sakin bir mizaca sahiptir. Başı bükük, kendi hâlinde, suskun...
Okuduğu için hep ders çalışırmış. Kendisine "Kütüphane mi olacaksın" derlermiş. Gerçekten de dedikleri gibi oldu hocamız...
Evlenip askerliğini yapan Bayram hoca, üniversiteyi bitirmeye yakın Mahmut Ustaosmanoğlu'na (k.s.) danışarak bundan sonra nasıl bir yol izlemesi gerektiğini sorar ve böylece İstanbul'a gelir. Bir süre imamlık yaparak, sonrasında ise kadrolu olarak göreve başlar. Çektiği yokluk bir yana, marul-ekmek yiyerek hafızlığını tamamlar. Emekli olana kadar da camii görevine devam eder.
İlköğretimden itibaren okuduğu kitapları biriktirir. Okuma, ilim, kitap aşkı ile 20.000 ciltlik bir kütüphanesi vardır. Bu kütüphane ile hoca ve öğrencilerin müracaat kaynağı olmuştur. Kendisine "Kürsüde kükreyen, sokakta kedi gibi olan" lakabı takılmıştır. Canım hocam... Verdiği sohbetler içime işledi okurken. İnsanlara karşı koruduğu mizacı ise çok başka... O ise bu cümlenin ezikliğini hep hissetmiştir.
Kitapta ise hocamızın hayatı, notları (bu kısımda çok güzel bilgiler vardı), sevdiği şiirler, beyitler, onu tanıyanların gözünde ki yeri ,albüm (şehadet elbiselerinin resmi de dahil) bölüm bölüm aktarılır. Sağolsunlar,
"Insan gençliğini aşka vermezse, gençlik ne işe yarar?"
"Ama kaybeden sonunda siz olmuşsunuz."
"Kayıp mı? Kaç kişi böylesine sevebilmiştir dünyada?"
"Ama bir kucak korla kalan siz olmuşsunuz."
"İyi ya boş değildi kucağım."
"Ama yandınız, kül oldunuz."
"Ama vardım, kül bunun kanıtı."
12 Eylül'ün gölgesinde boğulan bir aşk hikâyesi... Yaşamın kıyısında seyirci olmaktan öteye gidememiş bir erkek... Birbirinin ışığıyla kamaşan iki ayna arasında parçalanan bir kadın... Başkasının gözünde nasıl göründüğünü, iki günlük üzerinden anlatan deneysel bir çalış-ma. Modern zamanların karmaşık insanlık halleri Ayfer Tunç'un usta kaleminden unutulmaz bir edebiyat şölenine dönüşüyor.
Suzan Defter, daha önce öykülerinden biri olduğu Taş-Kâğı-Makas'tan azat olmuş, tek başınalığı hak etmiş bir eser.
Suzan DefterAyfer Tunç · Can Yayınları · 202520,2bin okunma
2026 yılında en çok okuduğum yazar olan Nermin Yıldırım ‘ın ilk romanı. Burdan başlamamıştım ama 5 kitap sonra işte burdayım (: Nermin Yıldırım okurken alıntılama yapmaktan yeni sayfaya bir türlü geçemediğim için de ağır ağır sindire sindire haftalarca okurummm.
Yine bir kopuk aile.. anne-baba-evlat üçgenindeyiz.
Süreyya, bir yazar, yıllardır görmediği annesinden gelen bir telefonla başlar anlatmaya..Bir kırklarındaki Süreyya’dan bir de 69 yaşındaki annedinden dinleriz her şeyi. Bölümler bir kızı bir anneyi konuşturur.
Pal Sokağı Çocukları okumalıyım artık (: Süreyya’nın da başucu kitabıymış. Ve de benim çocukluğumun da favori yazarı Jules Verne ile birlikte..
Bu kez Paul Auster’ı keşfediyorum Nermin hanım sayesinde.
Süreyya üniversiteyi 12 Eylül darbesi zamanında hukuk okur. Dönemin soğuk günlerine götürür bizi. En iyi arkadaşı Zinnur, istismar mağduru bir genç kız. Yine Nermin Yıldırım imzası gibi bir karakter daha. Yıllar sonra çocuk yaşta başlayan istismarın katili olacaktır. Süreyya babaanneyle büyür. Ona da ait olamaz, hep boşlukta gibi. Babanne o üniversite 3’teyken ölür. Mezun olur, çevirmenlik yapmaya başlar. Hukukçu olmayı istemez. En güzel işi ranyo programı sunduğu kısımdı. Kırmızı Defter, edebiyat dolu bir akış. Her yazardan, her karakterden alıntılarla müthiş bir yayın akışı..
Gerçek olmasını isterdimm.
Aslında kitabı, isminden etkilenerek satın aldım. Sekiz ay önce babamı kaybettiğim için, içimde yaşadığım duyguların satırlara dökülmüş hâlini bulmayı umut etmiştim. Bu yüzden beklentim biraz farklıydı. Ancak kitap, beklediğim gibi çıkmadı. Bunun nedeni tamamen benim beklentilerimdi.
Eser, kısa hikâyelerden oluşuyor. Hikâyelerde 12 Eylül döneminin atmosferini, direnişi, umudu ve özgürlük özlemini okuyorsunuz. Özgürlüğün ne kadar kıymetli bir nimet olduğunu yeniden hatırlatıyor. Bu yönüyle oldukça etkileyici ve değerli bir kitap.
İsmi beni farklı bir hikâyeye hazırlamış olsa da, kitapta anlatılanlar güçlü ve anlamlıydı. Beklentimle örtüşmese de okuduğuma pişman olmadığım, düşündüren bir eser oldu.