Fi tarihinde kervanların buluşma yeri olan, hac zamanında Mekke'ye doğru yola çıkacak beyaz develerin toplandığı Üsküdar'da yaz aylarında güneş batarken tüm evlerin camlarından sanki alevler fışkırır; şehre yeni gelmişseniz koca bir semtin yandığını zannedersiniz. Dört tane güzel cami vardır: Mihrimah Camisi, Yeli Valide Camisi, Atik Valide Camisi ve Orta Valide Camisi (Çinili Cami). Ahmet Hamdi Tanpınar, Huzur adlı romanında bu dört güzel caminin aşka, güzelliğe yahut hiç olmazsa annelik duygusuna ithaf edilmiiş olduğunu söyler ve bunu Üsküdar'da hakiki kadın saltanatı olmasına bağlar. Bakışlar Üsküdar'ı iyice resmettikten sonra sağa doğru, Kadıköy tarafına çevrilip orada Florence Nightingale adlı hemşirenin Kırım Savaşı'nda yanımızda savaşırken yaralanan İngiliz askerlerine şefkat dağıttığı kadim Selimiye Kışlası'na bir selam çakar. Bu binanın 12 Eylül döneminde sıkıyönetim karargâhı olduğunu hatırlayanlar bu selama katılmaz, kimileri suskun kalmayı tercih eder, kimileri ise açıktan lanetler. En iyisi oradan uzaklaşmaktır. Gözler sola doğru Boğaz'a kaydığında, sular Çengelköy'le Bebek arasında, orada sanki emsalsiz güzellikteki bir gölün karşı kıyısına vuruyormuşcasına sonlanır.
Sayfa 45 - Üsküdar·Kitabı okuyor
Bunun yolu da 12 Eylül faşist cuntasıyla açılacaktı…
Türkiye'nin ekonomik ve siyasi yapısını kökten değiştirmek, denetimini tümüyle emperyalist ülkelerin denetimine vermek için 5 Ocak 79 Guadeloupe Zirvesi'nde alınan kararlar neydi? Anımsayalım: a) Türkiye'de uygulanan karma ekonomi anlayışının tamamen terk edilmesi, b) kamunun ekonomiden tamamamen çekilmesi, c) KiT'lerin özelleştirilmesi, d) tüm sübvansiyonların, devlet desteklerinin kaldırılması, e) sermayenin tamamen özgürleştirilmesi, f) kapitalist piyasa ekonomisinin önündeki tüm engellerin kaldırılması. Bütün bunlar, emperyalizmin "globalleşme", "neoliberalizm" dediği, başına "yeni" sözcüğü ekleyerek "yeniden" piyasaya sürdüğü, ama eskisinden çok daha fazla "emek sömürüsüne" dayanan, "emeğe kölelik", "sermayeye sınırsız özgürlük" getirmeyi hedefleyen uygulamalardı.
Sayfa 384 - İmge
Tarih
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
ZAFER!.. "... Zafer!.. Yunanlıların gittikleri yol, Ankara değil, İzmir Yolu: daha sonra inşallah Atina yoludur..." Hakimiyet-i Milliye (11 Eylül 1337/1921) SEVRES ARTIK VEFAT ETMİŞTİR "... Taarruzumuz muvaffakiyetle devam ediyor. Dün Duatepe, Çekirdeksiz ve Üçpınar'ı işgal ettik, düşmanın dünkü taarruzunu tardettik. Yunanlıların vaziyeti pek elimdir. Yunan ordusu ric'at ederken, pek fena vaziyete düşmüştür./ Avam Kamarası'nda münakaşalar: Sevres artık vefat etmiştir... " Yeni Gün (12 Eylül 1337/1921)
Alıntı
Demirel seçim meydanlarında Türkiye’de nasıl %50 oy alınacağını gerçekten de gösteriyordu: “Biz komünist düşmanıyız. Komünizmle yılmadan mücadeleye kararlıyız…. Biz aşırı sol cereyanlarla mücadeleye kararlıyız…. Nüfusumuzun yüzde 98’i Müslüman olduğu için komünizm Türkiye’ye giremez. Kendimize Müslüman diyebilmeliyiz.” Bu yüzde hesabına göre korkulacak bir şey olmaması gerekirdi ama mücadeleye devam ediyorlardı. Demirel bir başka toplantıda sınıf mücadelesine izin vermeyeceklerini söyleyecekti. Aybar’ın buna cevabı şöyle oldu: “Başbakan Yardımcısı sınıf kavgasını önlemek mi istiyor? O halde, hemen petrolü millileştirsin, topraksıza toprak versin, herkesten gücüne göre alınmasını sağlayacak vergi kanunları çıkarsın, işsizlik sigortası kanunu getirsin. Kısacası, Anayasayı eksiksiz, tastamam uygulasın. Yoksa, ‘sınıf kavgasını önlemek’ sözünün altında yatan gerçeğin bugünkü bozuk düzeni ayakta tutmak çabasından başka bir şey olmadığı ortaya çıkar…”
Alıntı
12 Eylül 1980 askeri darbesi, Türk toplumunun entelektüel, siyasal ve kültürel genetiğini kökten değiştiren bir "sosyal mühendislik" projesidir.
İletişim Yayınları,İstanbul.
Alıntı
Baskının şekli değişiyor ama açlığın şekli değişmiyor maalesef..
12 Eylül Cuntası'nin bütün kültürel filizleri kurutan, ülkeyi baştan başa bir çorak ülke haline getiren rüzgarı hepimizde entelektüel bir açlık yaratmıştı; kitap dağıtımcılarından çıkmıyorduk; kitaplıklarda ne bulursak yutarcasına okuyorduk; sinemaların, tiyatroların kapısını aşındırıyorduk; panelleri, seminerleri, toplantıları kaçırmıyorduk.
Alıntı