• " DERİMİN ALTINDAKI KARIŞIKLIĞI BİLMEDEN YARGILIYORSUNUZ BENİ !"

    Üniversite yıllarından hocası Mustafa İnan'ın biyografik romanını yazmasını istedi TÜBİTAK. Gençleri bilime yönlerdirmek için yapılması istenen bir çalışmaydı bu.Başlarda pek sevindi ama daha sonra yazdıklarının denetim altında olması kitaba sipariş gözüyle bakmasına sebep oldu. Oysa o Mustafa İnan'ı 'kendi' gibi anlatmak istiyordu. Bir çok baskıya rağmen ısrarla çıkarmadığı bölümler mevcut romanda.
    Kendiyle benzerlik kurduğu Halit Ziya Uşaklıgil'in biyografisini de yazacaktı ama kaynak sıkıntısı yolunu kapattı.

    " BENİ YA ŞIMARTIN YA DA KAPI DIŞARI EDİN! YARI İÇTENLIĞE DAYANMAM ZOR BENİM."

    Yaşamı boyunca 'anlaşılamama' kaygısıyla yazdı yazılarını. Hakkında yazılmış bir çok makale, biyografik eser olsa bile onu anlamanın kitaplarını okumaktan geçtiğini biliyorum. Yazılarındaki ayrıntılarda saatlerce boğulmuş olmak, onun yazarken yaşadığı o ruhsal sancıları okurken yaşamış olmak gerekir. Onu başkalarından dinlemek yerine kendisinden dinlemektir tercihim. Aksi halde onun hakkında yazılmış her şey anlamını yitiriyor.
    Ben seni anlatmaktan şeref duyuyorum, Atay!
    Keşkeyaşasaydıngillerden Derya, büyük bir iftiharla sunar!

    Ya mimarlık ya mühendislik, dediler. O da inşaat mühendisliğini kazandı ve ailesiyle İstanbul'a taşındı. Hiç bir zaman sevmedi mühendisliği. Dersleri aksatırdı. Derse girdiğindeyse, en arka sıraya geçer ya resim yapardı ya da kitaplarından âşina olduğumuz kelime oyunlarını oynardı, arkadaşlarıyla. Okulu uzattı. Bir dönem geç bitirdi okulu.

    "BÜTÜN ÜMİDİ(M), DOSTOYEVSKİ GİBİ , MÜHENDİS OLDUKTAN SONRA İSTİFA ETMEK(Tİ)." der karakterinin ağzından.
    Burada aslında kendinden bahsettiğini dikkatli okuyucularının gözünden kaçmadığını düşünüyorum. Yazdıklarıyla hayatının oyunlar üzerine kurulu olduğunu okuyucularını da bu tehlikeli oyunların süregeldiği dünyaya davet ediyor, Atay.

    Ben onu ruh dünyamın tek kadim dostu bilirken, o da Dostoyevski'yi çok sevmiş başucuna koymuş...

    İçine işlemiş olan yabancılaşma duygusunu atmak için mizahı kullandı. Ve onu tutamağı haline getirdi. Yaşamın içindeyken şakacı ve mizah yeteneği yüksek; kendi başınayken ise hayalci.

    " CANIMLARIM BENİM SEVİYORUM SİZLERİ İNSAN KARDEŞLERİM. DURUP DURURKEN SEVİYORUM İŞTE. SEVİP DURUYORUM. KOLLARIMI AÇIP BÜTÜN İNSANLIĞI KUCAKLIYORUM. PAPATYALAR GİBİ SİZİ KOPARIP GÖĞSÜMDE TUTMAK İSTİYORUM."
    İroni, ironi, ironi...

    Birazda, Sevin Seydi'den bahsetmek isterim. Oğuz Atay'ın aşık olduğu kadın...
    Atay, Fikriye F. Gürbüz'den ayrıldığında, Sevin ile Uğur da ayrılmıştı. Boşanmalarının bu durumla alakası olmadığını belirtmek isterim.
    Sevin'i çok severdi. Ona kitaplar getiren, bir kolu Londra'da olan bu kadın, Atay'ı daktilo başına oturtup Tutunamayanlar'ın yazılmasını sağlayan kişidir. Atay yazarken Sevin'de bir yandan İngilizce çevirisini yapmıştır. Bu bir senelik beraberlikte Tutunamayanlar kitabı biter. Sevin'de gider bu arada...
    Londra'ya...
    Neden gittiğinin sebebi bilinmiyor.
    Atay Tutunamayanlar'dan sonraki kitaplarında da sıkça Sevin'e değinir. Bu onu hala sevdiği anlamını taşıyor.

    Tutunamayanlar'ın yazıldığı, Sevin ile Atay'ın bir sene boyunca beraber yaşadığı apartman dairesi
    İstanbul Beyoluğun'daydı. Şu anda yok. Yıkıldı.
    Defalarca önünden geçmişliğim vardır. Ne kadar garip. Bir beton yığını bile bazı durumlar sayesinde anlam kazanabiliyor...
    Anlam çok önemli ama:

    " BİR ANLAM ARAMAMALI. ANLAM KADAR İNSANIN HAYATINI ZEHİR EDEN BİR KAVRAM YOKTUR. " diyor.
    O kadar doğru ki...

    Ayrıca, Tutunamayanlar'ın birinci baskısındaki çizim de Sevin'e aittir. Sevin aynı zamanda ressam olduğu için kitaba; saçlarında papatyalar bulunan kadın kafası figürünü resmetmiş ve Tutunamayanlar'a armağan etmiştir.
    Atay kitabını ilk olarak Vüsat O. Bener'e ve Cevat Çapan'a göstermiştir.

    Ve 13 Aralık 1977...
    Önce berberi İlhami'ye gidip saçlarını kestirmiş. Şakalaşmışlar. Sonra Pâpi ile birlikte Altay Gündüz'ün evine gitmişler. Atay, başı ağrıdığı için biraz istirahat etmek ister. Banyoya gider. Kapıyı kilitlememesi konusunda uyarılınca sinirlenir, çağla gözleriyle bir bakış fırlatıp banyonun kapısını kilitler. Hasta gibi yaşamadığı için hasta muamelesi de görmek istemiyordu, çünkü. Aradan uzun zaman geçince tedirgin olurlar. Altay, kapıyı kırar.
    Oğuz Atay
    öldü...

    "SEN ÖLDÜN; BEN DE KORİDORLARDA, ANLAMSIZ BEKLEYİŞLERİN İÇİNDE ÖLÜYORUM."
    Gerçekten öldün mü Atay?
    En sevdiğim dostumu kaybetmiş gibi üzgünüm. Kayboldum.

    Burada tüyler ürpertici bir ayrıntı var. Atay'ın Tutunamayanlar kitabındaki Selim Işık ile kurduğu bir özdeşimi farkediyorum.
    Selim Işık'ta ölmeden
    -intihar etmeden- önce kendini banyoya kilitliyor.

    Artık ne diyeceğimi bilemiyorum. Gerçekten bilemiyorum...
    Ruhum yoruldu.
    Daha Eylembilim'i tamamlayacaktı. Sonra 'Geleceği Elinden Alınan Adam'ı yazacaktı. 'Türkiye'nin Ruhu' da vardı...

    "SEN GENE DE, ALINIP HEMEN KAYBOLMA. YOKSA BEN DE KAYBOLACAĞIM. KAYBOLUYORUM. YAŞAMAK, ÖLMEK GİBİ DEĞİL."

    Bağırması mı gerekiyordu?
    Çağla gözlü adam...
    Anlaşılamadan gitti.
    Sevgili okuyucun burda. Sen neredesin?
  • "Beni anlamalısın çünkü ben kitap değilim, çünkü ben öldükten sonra kimse beni okuyamaz, yaşarken anlaşılmaya mecburum."

    İyi ki doğdun OĞUZ ATAY...

    12 Ekim 1934
    13 Aralık 1977
  • Herkes birikmiş bizi seyrediyor. Dağılın! Kukla oynatmıyoruz burada. Acı çekiyoruz.

     -Oğuz Atay-
    (12 Ekim 1934 - 13 Aralık 1977)

     
  • D.12 Ekim 1934 kastamonu inebolu
    Ö.13 Aralık 1977 İstanbul

    "Şu anda, sana güzel bir söz söyleyebilmek için, on bin kitap okumuş olmayı isterdim" dedi: Gene de az gelişmiş bir cümle söylemeden içim rahat etmeyecek: "Seni tanıdığıma çok sevindim kendi çapımda..."

    Tutunamayanlar, Oğuz Atay

    Romancı öykü ve oyun yazarı. Ortaöğrenimini 1951 Ankara Maarif kolejinde tamamladı.1957 de Istanbul Teknik Üniversitesi İnsaat Fakültesini bitiren Atay, 1960 yılında bugünkü adıyla Yıldız Teknik üniversitesi. Öğretim üyeliği yaptığı dönemde (1975) doçentliğe yükseldi.
    Atay bu dönemde ilk kitabı olan Topoğrafya adı altında mesleki bir kitap la yazarlığa ilk adımını attı.

    Öykü ve yazıları (1971) Yeni Dergi ve Soyut ta yayınlandı. Beynindeki bir tümör nedeni ile Londra da tedavi gördü ama sağlığına kavuşamadı. Atay, büyük projesi “Türkiye'nin Ruhu“nu yazamadan 13 Aralık 1977′de, İstanbul'da hayatını kaybetmiştir. Edirnekapı Sakızağacı Mezarlığı'na defnedildi.

    İlk Romanı TUTUNAMAYANLAR ile büyük bir kitleye hitap etmesede, dönemin en iyi eleştirmenlerinden olan Berna Moran tarafından " Hem söyledikleri hem söyleyiş biçimiyle ilgili bir başkaldırı" olarak nitelendirilmiş ve Moran a göre Türk romanını çağdaş roman anlayışına göre aynı hizaya getirmiş ve çok şey kazandırmıştır.

    Oğuz Atay'ın Eserleri

    ☆Roman:

    Tutunamayanlar (1971-1972'de iki cilt, yeni basımı tek cilt 1984)Tehlikeli Oyunlar (1973)Bir Bilim Adamının Romanı (1975)Eylembilim (1998, tamamlanmamış roman)

    ☆Öykü:

    Korkuyu Beklerken (1975)

    ☆Tiyatro:

    Oyunlarla Yaşayanlar (1985)

    ☆Ödülleri:

    1970 TRT Sanat Ödülleri Yarışması Başarı Ödülü, Tutunamayanlar ile

    TUTUNAMAYANLAR

    " Hangi kusurunu düzeltmene fırsat verdiler? Son durağa gelmeden yolculuğun bitmek üzere olduğunu haber verdiler mi sana? Birdenbire: buraya kadar! dediler. Oysa, bilseydin nasıl dikkatle bakardın istasyonlara; pencereden görünen hiç bir ağacı, hiçbir gökyüzü parçasını kaçırmazdın. Bütün sularda gölgeni seyrederdin.Üstelik, " daha önce haber vermiştik" derler. "Herşeyin bir sonu olduğunu genel olarak belirtmiştik. Yaşarken eskidiğini ve eskittiğini söylemiştik.".

    "Kitapçıların ve çiçekçilerin bazı özellikleri olmalıdır Olric. Gelişigüzel insanlar bu mesleklerin içine girmemeli. Kitaplar ve çiçekler özel itina isteyen varlıklardır. Ne yazık, bu meslekler de artık olur olmaz kimselerin elinde, sattıklarıyla ilgileri olmayan kişilerin. Durmadan kitaplara ve çiçeklere eziyet ederler, onlara nasıl davranılacağını bilmezler. Bana kalırsa, bir “kitapları koruma derneği” kurmalı ve kitaplara kötü muamele edilmesini önlemeli...''

    "Ben, seni görür görmez anlamıştım: bütün kaygısız görünüşünün altında, duygulu, içine kapanık bir insan olduğunu. Bunu beğendim işte."
  • Kalbim 13 Aralıkta atıyor.
  • Acaba ağaçtan, ottan ya da uçamayan böceklerden filân bir yerden sevmeğe başlamış mıydım? Bir yerden sevmeye devam edebilir miydim? Çünkü sevmek, yarıda kalan bir kitaba devam etmek gibi kolay bir iş değildi. Ya hiç sevmemişsem bugüne kadar? Bir kitaba yeniden başlamak gibi, sevmeye yeniden başlamak pek kolay sayılmazdı herhalde.