Mustafa Kemal'den corinne'e ilk mektup..
21 kasım 1913, Sofya Sevgili Corinne, Çarşamba akşamı İstanbul'dan, kollarında geçirdiğim günün tatlı anısıyla İstanbul'dan ayrıldım. Beni senden uzaklaştıran tren zannettiğim gibi 16.30'da değil, 15.20'de hareket etti. Trenin kalkış saatini soran bütün arkadaşlarım da benim gibi yanıldılar. Hareket saatinde yanımda kimse yoktu, kimseyi göremeden ve hiçbir arkadaşıma veda edemeden ayrıldım. Yol arkadaşım, Almancadan başka bir dil bilmeyen bir Alman'dı. Sizinle yaptığımız çalışmalara güvenerek bu beyle bir diyaloğa girme cesaretini gösterdim. Bir taraftan lisanımın zayıflığı, diğer taraftan senden ayrılmakla duyduğum hüzün, konuşmayı devam ettirmeme mâni oldu. İstasyondan aldığım gazeteleri okur gibi yaparak birlikte geçirdiğimiz güzel anları rüya gibi yaşadım; parkta yaptığımız gezintiyi, Sceting Palace'taki buluşmalarımıza, Edith'in korkularını, kısaca yalnız sizi düşünđüm. Ruhumda sırf size ait güzel hatıralar var. Akşamın yedisi olmuş, restoranın garsonu beni yemeğe çağırdı. Saat 10'da yatağıma yatmıştım bile. Uyumak için değil, Alman yol arkadaşımdan kurtulmak ve rahat rahat seni düşünmek için. Sınırı ne zaman geçtiğimizi bilmiyorum, çünkü ortalık henüz zifiri karanlıktı. Tren öğleden sonra saat 2'de Sofya'ya vardı, bir araba tutarak elçiliğe gittim. Şu anda Hotel Bulgarie'deyim, fakat bu otelden memnun değilim, yarın değiştirmeyi düşünüyorum. Bana göre mobilyalı bir ev bulmak çok zor, bulana kadar otelde kalmaya mecburum. Elçilikte bir büro düzenledim. Orada misafir kabul edebileceğim. Nazik mektubunuzu, yazdığım bu satırların sonuna gelirken aldım. Cevdet Bey
Sayfa 36·Kitabı okudu
Iustinianus 15 Kasım 530'da, Deo auctore [Tanrı'nın inayetiyle] başlıklı bir emirnameyle daha kapsamlı ikinci bir derlemenin hazırlanması için emir verir ve quaestor savri palatii [imparatorluk emirnamelerini hazırlayan görevli] Tribonianus'u eski dönemlerin prudens'lerinin yazılarının derlenmesi için bir iurisconsultus komisyonu oluşturmakla görevlendirir. Kırk kadar hukuk danışmanının 1600'den fazla kitabı incelenir, yürürlükteki hukukun yorumlanması ve uygulanması açısından faydalı sayılan metinler elde edilir: Digesta'nın en öne çıkan yazarı Ulpianus'tur. Komisyonun vazifesi, kadim metinleri elden geçirip düzeltmek, çelişkili kısımları ortadan kaldırmak, artık geçerli olmayan kurumları feshetmek veya yeniden adlandırmaktır: metinler, yürürlükteki hukuka uygun hale gelecek şekilde adapte edilir. Hukuk danışmanlarının bu derlemesi Digesta veya Pandektai adı altında 16 Aralık 533'te Constitutio Tanta yoluyla yayınlanır ve yürürlüğe girer. Digesta, komisyon tarafından Romalı prudens'lerin metinlerinden alınmış bölümleri alt başlıklar halinde içeren 50 kitaptan oluşur.
Tarih
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
1925 yılının 13 Şubat’ında Doğu’da Şeyh Said ayaklanması patladı. Bundan 12 gün sonra Başvekil Fethi Bey, ana muhalefet partisi olan Terakkiperver Cumhuriyet Partisi’ne Şükrü Kaya Bey’i yollayarak partiyi kapatmalarını, yoksa kan döküleceğini bildirdiyse de; 6 gün sonra yerini İsmet Paşa’ya bırakarak çekilmek zorunda kaldı. Hemen “Takrir-i Sükun” adlı bir kanun çıkarılıp gazetelerin kapatılmasına girişildi. Biri başkaldırma mıntıkasında olmak üzere iki İstiklal Mahkemesi kuruldu. Terakkiperver Cumhuriyet Partisi’nin İstanbul şubeleri basıldı, Şeyh Said isyanı 62 gün sürerek 15 Nisan 1925’te bastırılmıştı. Bundan bir buçuk ay sonra, muhalif partinin basılan şubelerinin kapatılmasına Ankara İstiklal Mahkemesi karar verdi, bu karar Vekiller Heyeti’nce onaylandı Büyük gazetelerin başyazarları bu arada Elaziz’deki İstiklal Mahkemesi’ne gönderilmiş, gazeteleri geçici olarak kapatılmıştı. Ötekiler vartayı bu kadarla atlattılar ama Hüseyin Cahit beş yıl sürgün cezasına çarptırılıp Çorum’a gönderildi. Daha sonra, iktidar gazetelerinin “Büyük İnkılaplar” adını taktıkları değişmeler sökün etti. Kastamonu’ya giden Gazi Paşa, “buna şapka derler”, diyerek kafasına hasır şapkayı geçirdi. Yedi gün sonra “Memurlar şapka giyecek”, emri çıktı. Bir ay sonra İstanbul’un ikinci seçmenleri, o zamana kadar “Vatan kurtaran aslan” olarak tanıtılan Kazım Karabekir, Refet Paşalarla eski başvekillerden Hamidiye kahramanı Rauf ve eski vekillerden Adnan Beylerin mebusluktan çekilmelerini isteyen bir bildiri yayınladılar. Tam bir ay sonra, 30 Kasım 1925’te tekkelerle zaviyelerin kapatılması kararı çıktı. Aynı yılın Noel yortusuna rastlayan 26 Aralık’ta eski tarihin yerine İsa’nın doğumuyla başlayan Frenk tarihi kabul edildi. Bundan sonra kısa aralıklarla İsviçre Medeni Kanunu, İtalyan Ceza Kanunu
Mükemmel bir anlatım...
Kurgan mezarlara kadar girmişken, Türk tarihinde önemli yer tutan, Türklerin son kurganı olan anıt kabrimize, ANITKABİR'imize değinmemek olmazdı. (Halkı yanıltmaya çalışanlara inat birkaç satır eklememek de... Çünkü bu muhteşem yapının ardındaki zekâ da, niyet de anlaşılmalı.) Türk'ün atası Atatürk'ün kabrinin bulunduğu yer, Rasattepe, eski bir Frig yerleşkesi. 1944'te başlayan Anıtkabir'in inşa süreci 1953'te tamamlanırken, Atatürk'ün naaşının getirildiği gün olan 10 Kasım 1953'te, yaklaşık 70 bin ziyaretçinin akınına uğradı, ki 40 bini Ankara dışından gelen yurttaşlar, Ankara'daki oteller, misafirhaneler dolduğu için kaldırımda uyuyarak Ata'sını bekledi. Üç bölüm (Aslanlı Yol, tören meydanı, mozole), anıt bloku ve Barış Parkı'yla toplamda 750 bin m^2'lik alana sahip devasa büyüklükteki yapıda Selçuklu taş işçiliği motifleri ve izleri ve de Osmanlı dönemine ait öğelerin izleri hayranlık uyandırırken, sembollerde saklı detaylar da büyüleyici. Mesela ziyaretçileri Atatürk'ün huzuruna hazırlayan 262 metrelik Aslanlı Yol'da kullanılan yer döşemesi, 5 cm aralıkla çim boşluğu bırakılarak döşenmiş, ki bu da ziyaretçileri başı önde yürümeye yönlendiriyor. Anıtkabir'e uzanan, doğu yönünden girilen yürüyüş yolundan yüksekliği 4 metre olan, 26 basamağa sahip merdivenle çıkılıyor, ki bu sayı 26 Ağustos Büyük Taarruzu'nu sembolize ediyor. Merdiven yüksekliğinin 4x26 sayısı olan 104, aynı zamanda Maya takviminde asrı ifade ederken, Hititlerin sanat üslubuyla yapılıyor. Ülkenin en kıymetli heykeltraşlarından Hüseyin Anka Özkan imzalı, 12 sağda 12 solda kullanılan oturmuş pozisyonda 24 aslan heykeli 24 Oğuz Boyu'nu, çift sıralanması Türk milletinin birlik ve bütünlüğünü, yatar pozisyonda olması da barışseverliğini temsil ediyor. ​(Aslan figürü, tıpkı kurt figürü gibi, kültürümüzde
Kitap Alıntısı
1946'da, King David Hotel'deki İngiliz Genel Karargahı dinamitlenip en az 90 kişinin ölmesi ve onlarca kişinin yaralanması üzerine İngiltere bu bölgeden çıkmaya iyiden iyiye karar verdi. Bu amaçla 2 Nisan 1947 tarihinde sorunu Birleşmiş Milletlere götürdü. BM Genel Kurulu, iki haftalık müzakerelerden sonra, Filistin meselesine bir çözüm bulması için özel bir komisyon kurdu. Ancak İngiltere'nin bu girişiminin ardından, Mısır ve Irak 21 Nisan'da, Suriye, Lübnan ve Suudi Arabistan ise 22 Nisan'da Birleşmiş Milletler'e başvurarak, Genel Kurul gündemine, "Filistin'in bağımsızlığının ilanı" maddesinin konulmasını istediler. Filistin Komisyonu, 16 Haziran-24 Temmuz tarihleri arasında Filistin'de yaptığ incelemelerden sonra, Ağustos ayında raporunu yayınladı. Bu raporda komisyon, oy birliğiyle, Filistin'in bağımsızlığını teklif ediyordu. Ancak bağımsızlığın ne şekilde olacağı yönünde iki farklı görüş vardı. Kanada, Çekoslovakya, Guatemala, Hollanda, Peru, İsveç ve Uruguay'ın desteklediği çoğunluk teklifine göre, Filistin Araplarla Yahudiler arasında taksim edilmeli ve iki ayrı bağımsız devlet kurulmalı, Kudüs şehri ise milletlerarası statüye sahip olmalıydı. Hindistan, Yugoslavya ve İran tarafından desteklenen azınlık teklifine göreyse, Filistin, Yahudi ve Arap devletlerinden meydana gelen "federal" bir devlet olmalıydı. Yahudiler çoğunluk planını, Araplar ise azınlık planını tuttular. Çünkü Araplara göre, azınlık planı veya teklifi, Filistin'in toprak bütünlüğünü korumaktaydı. 27 Kasım 1947'de, Filistin Komisyonu'nun çoğunluk teklifi benimsendi ve 13 aleyhe ve 10 çekimsere karşı, 33 oyla Filistin'in Araplarla Yahudiler arasında taksimine karar verildi. Fakat karara göre, Filistin'de kurulacak Yahudi ve Arap devletleri arasında bir ekonomik birlik kurulacak ve Kutsal Kudüs
Sayfa 113
İçlerinde Seyit Rıza'nın da olduğu toplam 58 kişinin 1937 Ekiminde başlayan yargılanması 15 Kasım'da biter. Seyit Rıza da dahil 7 kişi idama, 37 kişi ağır hapis cezalarına çarptırılır. Seyit Rıza'nın yaşı küçültülerek, oğlu Resik Hüseyin'in ise yaşı büyütülerek, diğer beş kişi ile birlikte, 15 Kasım 1937'de Elazığ Buğday Meydanı'nda idam edilirler: Kureyşan Ocağından, Seyhan Aşireti Reisi Seyit Hüseyin, Yusufhan Aşireti Reisi Fındık Ağa, Dmenan Aşireti Reisi Hasan Ağa, Kureyşan Ocağı'ndan Hasan, Mirza Ali Ağa. Cesetleri ise mezar yerleri belli olmasın diye yakılır. Mehmet Gülmez, darağacından indirilen cesetlerin, bugün Fırat Üniversitesi'nin bulunduğu dereye götürülerek yakıldığını yazmaktadır.