14 Haziran 164. gün
"Her olayın iki kapısı vardır: Biriyle onu yönetebilirsiniz, diğeriyle yönetemezsiniz. Erkek kardeşiniz size karşı bir kusur mu işledi, onun hatasının üzerine giden kapıyı açmayın. Çünkü bu kapı olayları çözme kudretine sahip değil. Onun yerine diğerini kullanın. Orada onun kardeşiniz olduğu ve beraber büyüdüğünüz gerçeğini bulacak ve böylece sorunları çözebileceksiniz." Epiktetos, Kılavuz Kitap, 43
Sayfa 189
Alıntı
"Bir kısım peygamberleri sana daha önce anlattık, bir kısmını ise sana anlatmadık. Ve Allah Musa ile gerçekten konuştu. Nisa, 4:164
Sayfa 124·Kitabı okudu
Din
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
"Necip Fazıl'a katılmadığım bir düşüncesi!"
"Bir masumu haksız yere suçlamaktansa, on suçluyu cezasız bırakmayı tercih eden sözde medenî hukuk ölçüsüne karşılık, bütün milleti ölüme sürükleyici tehlike ânında gerekirse 1 suçlu yanında 10 masuma kıyacak kadar sert kanun..." ​ "1970 ile 1980 yılları arasındaki o büyük kargaşa ikliminde söylenmiş bir sözdü bu: 12 Eylül darbesi, suçluyu cezalandırma iddiasıyla gelirken, ne yazık ki kurunun yanında yaşın da yanmasına sebep olmuş, masumların hayatını da acımasızca yakmıştır." Bu çelişkili veya sert durum, İslam hukukunda (Fıkıh) çok net ve üzerinde ittifak edilmiş kurallarla cevaplanmıştır. ​Doğrudan söylemek gerekirse: Metinde savunulan "1 suçlu için 10 masumun feda edilmesi" anlayışı İslam hukuk felsefesine (makâsidü'ş-şerîa) kesinlikle uygun değildir. İslam dini, olağanüstü durumlarda veya devletin bekası gerekçesiyle bile olsa masum insanların kasten feda edilmesini kabul etmez. ​İslam hukukunun bu konudaki temel yaklaşımlarını şu başlıklarla özetleyebiliriz: ​1. Masumiyet Karinesi ve "Şüphe" İlkesi ​Metnin ilk kısmında "sözde medenî hukuk ölçüsü" diye küçümsenen kural, aslında İslam hukukunun en temel sütunlarından biridir. Hz. Muhammed'in (s.a.v.) bu konuda çok net bir hadisi vardır: ​"Ceza vermektense affetmekte (hata etmek), hata ile ceza vermekten daha hayırlıdır. Şüphelerle cezaları düşürün." (Tirmizî, Hudûd, 2) ​İslam hukukçuları bu hadisten yola çıkarak "Beraat-i zimmet asıldır" (Aksi ispatlanana kadar herkes masumdur) ilkesini geliştirmişlerdir. Yani İslam, 10 suçlunun cezasız kalmasını, 1 masumun haksız yere cezalandırılmasına her zaman tercih eder. ​2. Suçun Şahsiliği İlkesi ​Metindeki "1 suçlu yanında 10 masuma kıymak" ifadesi, İslam'ın en katı olduğu "Suçun Şahsiliği" ilkesini tamamen çiğner. Kur'an-ı Kerim'de defalarca şu ayet
Al-i İmran 164: Hakikaten Allah, mü'minlere büyük bir lütufta bulundu da kendi içlerinden, onlara âyetlerini okuyan, onları (fena huy ve günahlardan) temizleyen ve onlara Kitab'ı, hikmeti* öğreten bir Resûl gönderdi. Halbuki onlar, bundan önce hiç şüphesiz açık bir sapıklık içinde idiler. * Âyet-i kerîmedeki "hikmet", Allahu Teâlâ'nın Resûlü'ne indirdiği Kur'an'ın hükümlerini, gizli ve ince mânalarını anlama, onu yaşama, onunla hükmetme ve onu uygulama ilmidir; bunu da Resûlullah (sas.), sünnetiyle ortaya koymuştur. Kendisi de, "Şüphesiz bana bir Kitab ve onunla birlikte bir benzeri (açıklama ve uygulama ilmi) verilmiştir." buyurmuştur. Buhârîde de Resûlullah (sas.), "Bütün ümmetim cennete girecek, ancak sünneti hesaba katmayanlar giremeyecekler." buyurmuştur. Yüce Allah da Kur'an'da ona itaati emretmiştir. Bir de İmran b. Husayn, "Kur'an'dan başkasından bahsetmeyin." diyen adamı; "Namaz, zekât vb. hükümleri nereden öğrendin?" diyerek meclisten kovmuştur.
Michel de Certeau, mekânı kullanmak [/mekâna uğramak] "çocukluğun coşkun ve sessiz deneyimini tekrarlamaktır: Yerde [/yer söz konusu olduğunda], öteki olmak ve ötekine geçmektir" (s. 164) diye yazmaktadır. Çocukluğun coşkun ve sessiz deneyimi ilk seyahatin deneyimidir, [yani] farklılaşmanın ezelî deneyimi olarak doğumun, mekânın ilk kullanımı olarak yürüme deneyiminde ve kendi imgesiyle ilk özdeşleşme olarak aynanın deneyiminde tekrarlanan, kendini kendi olarak ve öteki olarak tanılamanın deneyimidir. Her anlatı çocukluğa dönmektedir. "Mekân anlatıları" ifadesine başvurduğunda Certeau hem yerleri "geçen" ve "düzenleyen" anlatıları ("Her anlatı bir seyahat anlatısıdır.."s. 171) hem de anlatının yazılmasıyla tesis edilen (".. okuma, bir işaretler sisteminin -bir anlatının- tesis ettiği yerin kullanımı tarafından üretilen mekândı" s. 173) yeri kast etmektedir.
Sayfa 73·Kitabı okudu
En'âm Sûresi 164. Ayet
De ki: Allah herşeyin Rabbi iken, ben O'ndan başka Rab mi arayayım? Herkesin kazandığı yalnız kendisine aittir. Kendi (günah) yükünü taşıyan hiç kimse, bir başkasının (günah) yükünü taşımaz. Sonra dönüşünüz Rabbinizedir. O, ayrılığa düştüğünüz gerçeği size haber verecektir.
Alıntı