Bu kitap, Grisha evreninin daha derinlerinde bir yolculuk.
7/10
·528 syf.··
2026 12. kitabı
·
27 günde okudu
·
Okunma: 26 Mayıs 2026 00:00
Selamlar, karanlığa sinenler ve ışığın onu bulmasını dileyenler... Saat 05.01 umarım keyifler yerindedir! Herkes uyurken yine biz bizeyiz, ay ışığında bir satır arasında daha buluştuk. Öyleyse incelemeye başlayalım. Öncelikle ilk 250 sayfayı zor okudum, pek sarmadı ama akabinde olaylar hızlandıkça güzel aktı. Çoğu okur, Gölge ve Kemik serisini beğenmemiş ve Kargalar Meclisi'ni methetmişti. Belki de bu yüzden bu kitaptan beklentilerim çok yüksekti bilmiyorum. Başlarda günlerce ara verip kendimi okumaya zorlamam gerekse de devamı su gibi aktı, bir gecede bitirdim kitabı. Bu evreni beğeniyorum. Evet, yazarın yazım dili diğer seriye göre oldukça gelişmişti, fazlasıyla da tatmin ediciydi ama sürükleyicilik açısından Gölge ve Kemik daha başarılıydı. Olaylar çok daha akıcı ve hızlı ilerliyordu bu kitapta bunu göremedim. Karakterlere gelince hepsini sevdim, (Özellikle Gölge ve Kemik'teki Alina ve kompleksli Malyen gibi sinir bozucu karakterlerden sonra cidden ilaç gibi geldi. Alina da neyse ama Malyen'in sahneleri beni delirtmişti.) Bundan sonrası Spoiler içerecektir. ☆ ☆ ☆ Kaz Brekker'ın geçmişi, beni en çok etkileyen oldu. Neden eldivenlerini asla çıkarmadığını/çıkaramadığını anladığınızda ona karşı sempati geliştiriyorsunuz. Dışarıdan duygusuz, ölçülü ve hesaplı görünen o adam; aslında hâlâ abisinin çürük cesedine sokulmuş, korkudan titreyen küçük bir çocuk saklıyor içinde. Ölüme terk edilen ve ölümün pençesinden sıyrılan inatçı bir çocuk aslında Kaz Rietveld. Kimseyle temas edememesi, teması halinde midesinin bulanması ve bayılacak raddeye gelmesi, geçmişin yaralarının onda ne kadar derin iz bıraktığını gösteriyor. Hatta bu yüzdendir ki sevdiği kadının bile kalmasını sağlayamadı. Inej ve Kaz'ın birlikte olmasını cidden istiyorum ikisi de biraz çekingen ama bir
1000Kitap
Kargalar MeclisiLeigh Bardugo · Novella Dinamik Yayınları · 20164,565 okunma
Puan vermedi·112 syf.··
2026 8. kitabı
NAMAZ Psikolojisi 1. ALLAH’ın isteğini ve rızasını düşünerek yapılan bütün davranışlar birer ibadettir. 2. Dinde ibadet olarak belirlenen bazı özel davranışlar vardır ki bunlar, insanın ALLAH’la olan ilişkilerini canlı tutmak için belli aralıklarla tekrarlanırlar, işte namaz, her gün tekrar edilen, belli hareketleri ve dualar içine alan bir ibadettir. 3. Namaz İslam dininde ilk emredilen ibadettir. 4. Namaz aynı zamanda, yaratılanın YARATANA karşı duyduğu saygı, sevgi, minnettarlık ve bağlılığın, şükür duygusunun bir ifadesidir. 5. Namaz önce ki peygamberlere de farz kılığı Kuran-i Kerimin değişik ayetlerinde ifade edilmektedir. ( H.z. İbrahim Kur’ani Kerimde geçen duası ; ‘’Rabbim! Beni ve Soyumu namaz kılanlardan eyle!’’ amin…) Ancak önceki peygamberlerden sonra o din mensuplarının namazı koruyamadıkları. Ondan uzaklaştıkları anlaşılmaktadır. 6. Taha Süresi 132 ayette ALLAH C.C. şöyle buyurmuştur. ‘’ Ailene namazı emret! Sen de sabırla ona devam et… ‘’ buyuruyor. 7. Cehenneme girenlere neden cehennem girdikleri sorulduğunda? Biz namaz kılanlardan değildik! Buradan namazın ne kadar önemli olduğu anlaşılmaktadır. 8. Genelde ibadetler, dini inancın koruyucularıdır. 9. Yetişkinlerin, anne babanın namaz kılmasının, çocukların namaz kılmayı arzu etmeleri, namaz kılmak istemeleri açısından da önemi büyüktür. Çünkü çocuk çevresini tanımaya başladığı anadan itibaren çevresinde ki büyüklerin, özellikle anne babasının söz ve davranışlarını taklit edip örnek almaya başlar. Bu nedenle namaz kılan bir anne babanın çocukları da namaz kılmaya özenir. Namazın Psikolojik Süreçleri 10. ‘’Vay haline şu namaz kılanların! Ki onlar şuurunda değildir namazlarının. Gösteriş yaparlar onlar, Hayra engel olurlar.’’ Ma’un 4-7 ayetler. 11. Namazda neyi okuduğunun bilincinde olunmalıdır. Çünkü
Din
Namaz PsikolojisiHüseyin Peker · Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları · 2020122 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Bir Liderin Son Yılları
9/10
·320 syf.··
2025 64. kitabı
1. İlk Belirtiler: Kaşıntı ve Burun Kanamaları Hastalık, ilk somut ve acımasız yüzünü 1937 yılının başlarında, Atatürk'ün günlük yaşamını cehenneme çeviren belirtilerle göstermeye başladı. Bu işaretler, hem onu fiziksel olarak yıpratıyor hem de yakın çevresinde giderek büyüyen bir endişe halkası yaratıyordu. 1.1. Geçmeyen Kaşıntılar ve Çözüm Arayışları 1937'nin başlarında ortaya çıkan kaşıntılar, basit bir rahatsızlığın ötesinde, geceyi gündüze katan bir çileye dönüşmüştü. Bu, Atatürk'e huzur vermeyen, dinmeyen bir azaptı. Ankara Numune Hastanesi'nin saygın hekimi Prof. Dr. Alfred Marchionini tarafından özel olarak hazırlanan merhemler ve solüsyonlar, bu inatçı düşman karşısında çaresiz kaldı. Tedaviler geçici bir rahatlama sağlasa da kalıcı bir çözüm sunamıyor, bu da sorunun kaynağının çok daha derinlerde yattığını acı bir şekilde ortaya koyuyordu. 1.2. Durdurulamayan Burun Kanamaları Kaşıntıların getirdiği fiziki ve ruhi yorgunluğu, çok daha endişe verici bir belirti takip etti: sıklaşan ve durdurulamayan burun kanamaları. Bu kanamalar, içeriden gelen bir ihanetin somut habercisiydi. Sağlık Müsteşarı Dr. Asım Arar, bu durumu gözlemlediğinde tıbbi bilgisi ona acı gerçeği fısıldıyordu: bu tür kontrolsüz kanamalar, "karaciğer kifayetsizliği" ve özellikle de "atrofik siroz" gibi ölümcül hastalıkların en belirgin işaretlerindendi. KBB uzmanı Dr. Ziya Yaltırım'ın tampon tedavileri, Prof. Max Mayer'in muayeneleri gibi uzman müdahaleleri de sonuçsuz kaldı. Tüm bu çabalara rağmen kanamalar azalmak yerine daha da arttı. Artık göz ardı edilemeyecek bu tehlike çanları, Atatürk'ün ruhunda derin bir yara açacak trajik bir olayla birleşerek hastalığın seyrini acımasızca hızlandıracaktı. * 1936 sonları: Şiddetli ve geçmeyen
Atatürk
Atatürk'ün Katilleri ve O DoktorYaşar Gürsoy · Destek Yayınları · 2022229 okunma
Puan vermedi·276 syf.··
2025 437. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 12 Eylül 2025 14:36
türkçü karakter üzerinden, türkçü karakter gözüyle yazılmış bir istiklal harbi romanı.. çoğumuzun Eylül adlı kitabıyla kendisini tanıdığımız, kendisiyle tanıştığımız servet-i fünun döneminin önemli temsilcilerinden olan Mehmet Rauf kitaplarını okuyanların bileceği üzere genelde kitaplarında aşkın farklı türlerine, kadın-erkek arası ilişkilere, kadın-erkek arasındaki ilişkilerin yarattığı hayal kırıklıklarına yer vermiş, yaşadığı dönemin toplumunun sorunlu yanlarını kitaplarına taşımamıştır.. mehmet raufun eserlerine hakim olan yukarıda sayılanlara kendisinin son iki romanında pek rastlanmaz, rastlansa da roman bu yukarıda sayılanlar üzerine oturtularak oluşturulmaz.. bu iki roman; Define ve Halas adlı romanlardır.. 1926 yılında vücudunun sağ tarafına felç inen mehmet rauf; sağ kolunu, sağ ayağını ve kısmi olarak dilini dilediğince hareket ettirmekten mahrum kalır.. doktorların kendisine evinde istirahat ederek dinlenmesini tavsiye ettikleri mehmet rauf halas adlı romanını -zaman zaman eşine dikte ettirerek- şubat 1927den nisan 1928e kadar 14 aylık dinlenme süresi içerisinde tamamlar.. mehmet raufu tedavi eden doktorlar kendisini değil sağ kolunu kullanarak yazı yazmak, düşünmekten bile kesinlikle men etmişlerdi. ancak mehmet rauf, doktorların kendisine yönelik bu önerilerini dikkate almamış ve halas adlı romanı kah kendisi yazmış kah eşine dikte ettirmiştir.. mehmet raufun doktorların kendisinin hastalığına yönelik önerilerini dinlememe nedeni halas adlı romanın girişinde söylediği/yazdığı bir cümlenin bir bölümünde kendisini belli eder; 'en hakiki ve en sade manasıyla bir mucize
Türk Tarihi
HalasMehmet Rauf · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2020970 okunma
Puan vermedi·535 syf.··
2025 330. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 20 Temmuz 2025 21:18
Mustafa Kemal'in geçerken uğradığı cephe(!), çanakkale .. okumuş olduğum kitap mehmet niyazinin (yazarın adı mehmet değil, mehmed, farkındayım.. el alışkanlığı sebepli kendisinden yazım boyunca yeri geldiğinde mehmet niyazi şeklinde bahsedeceğim..) yedi yıllık bir çalışma, okuma, sonrası yazdığı bir çanakkale romanı.. kendisi bu romanın ortaya çıkış sürecini şöyle dile getirir; 'aslında benim tarihi olayları yazmak gibi bir niyetim yoktu. 70li yıllarda bir program için almanyaya gitmiştim. yaşlı bir prof. yanıma geldi. 'genç, bu çanakkale savaşını bir daha yapabilir misiniz?' dedi. ben tabi çok şaşırdım, ama 'yapabiliriz.' dedim. almanyaya gittiğim zaman bana hep 'çanakkaleyi anlat.' diyorlardı. ben de onların çanakkale hakkında ne yazdıklarını merak edip kütüphanelerine gittim. almanya kütüphanelerinde çanakkaleyle ilgili 700 küsur kitap buldum. sonra beyazıt devlet kütüphanesine geldim. orada ise çanakkale hakkında o zamanlar sadece 23 kitap vardı. biraz araştırdım, okudum. bir gün beyazıt kütüphanesinde araştırma yaparken, Osman Selim Kocahanoğlu diye biri geldi kütüphaneye. bana orada ne işim olduğunu sordu. 'çanakkale hakkında bir kitap yazmak istiyorum, ama altından kalkabilir miyim bilemiyorum.' dedim. 'çanakkalede ne var, gavurlar bize hücum etti, askerlerimizi görüp çekip gittiler.' dedi. bunu söyleyen de üniversite mezunu biri. 'sen bunu söylüyorsan, bunu yazmak üzerime farz oldu. dedim ve yazmaya başladım. çanakkaleyi ciddiye almıyorlardı. çünkü orada ne olduğunu bilmiyorlardı.' şimdi de bu düşünceden hareketle yazılmış romanın içeriğine bakalım biraz.. Mehmed Niyazi nin yazdığı Çanakkale Mahşeri adlı kitap çanakkale savaşının başladığı ilk zamandan (kasım 1914) itilaf devletlerinin çekildiği zaman (ocak 1916) aralığını kapsayan bir roman.. bu da haliyle
Mustafa Kemal Atatürk
Çanakkale MahşeriMehmed Niyazi · Ötüken Yayınevi · 20082,081 okunma
Kitaptan Hop Sahneye Atlayan Gılgamış!
8/10
·130 syf.··
Beğendi
·
2025 4. kitabı
17 Mayıs 2025 Cumartesi, Gılgamış Destanı’nın Atatürk Kültür Merkezi’ndeki prömiyerine gittim. İstanbul Opera ve Balesi’nin, büyük emekle ve yeni bir koreografiyle hazırladığı gösteri harikaydı. Ahmet Adnan Saygun’un 1964-1983 yılları arasında üzerinde çalıştığı bu eser, bizim kendi elimizden çıktığı için daha da değerli. Ahmet Adnan Saygun’dan burada bahsetmemiz gerekir. Yunus Emre Oratoryosu olmak üzere, Türk operasına birçok eser sunmuş değerli bir müzik insanıdır. Devlet bursuyla Paris’te müzik eğitimi almış ve bu eğitim sırasında bestelediği “Divertissement” adlı orkestra eseri ödül kazanmış, bazı Avrupa şehirlerinde seslendirilmiştir. 1934 yılında, Atatürk’ün isteğiyle Türkiye’yi ziyaret edecek olan İran Şahı Rıza Pehlevi’nin şerefine, sadece bir ay gibi kısa bir sürede Özsoy Operası’nı hazırlamıştır Operaya gitmeden önce, Gılgamış Destanı’nın İş Bankası Kültür Yayınları’ndan çıkan kitabına göz atıp okumayı tercih ettim. İyi ki okumuşum. Destan hakkında önemli bilgilere sahip oldum ve operayı izlerken konuya aşinaydım. Marmaray’la Atatürk Kültür Merkezi'ne giderken elimde Gılgamış vardı. Her ne kadar mide bulantısı yaşasam da biraz okudum. Bu arada, rahatça araçta kitap okuyabilenlere özeniyorum. Hele ki ayakta okuyabilenlere… Maalesef ben bunu yapamıyorum. Opera için heyecanlıydım ve beğeneceğimi hissediyordum. Çünkü bir Türk operasıydı. Daha önce Özsoy’a da gidip tamamını büyük bir zevkle izlemiştim. Kendi dilimizde yapılan operalar haliyle bana daha yakın geliyor ve keyifle izliyorum. Yabancı operalarda ise aynı tadı aldığım söylenemez. Oyundan önce önümü kapatan bir genci uyardım. Oyun sırasında da fısır fısır yanımda durmadan konuşan çift vardı. Rahatsız olduğumu ifade etmek için uflayıp pufladım. Dikkate alınmayınca uyarmak zorunda kaldım. Neyse ki
Gılgamış DestanıAnonim · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20237bin okunma