Eşim kitabı okumuştu. “Ben de okuyayım” dedim. Zaten yazarın diğer kitaplarını sevmiştim. Böylece başladım.
Ama itiraf edeyim; kitap bana oldukça uzun geldi.
Bazen “keşke filmi olsa da izleyip bitirsem” dediğim bile oldu.
Okuması sabır, anlaması dikkat, devam etmesi yer yer çaba isteyen bir yolculuktu.
Ama bırakmak da kolay değildi; içine gerçekten emek verilmiş bir dünya vardı.
Yine de düşündürdü beni.
Hakkını yememek lazım.
Kitap; bilincin doğası, insan zihni, gerçeklik algısı, ölüm ve ölüm sonrası deneyimler, teknoloji ve “bedensiz varoluş” fikri gibi metafizik soruları merkezine alıyor.
Ve en çok da korkunun insanı nasıl şekillendirdiğini…
Gerçek dediğimiz şey, beynin sürekli yorumladığı bir deneyim olabilir mi?
Dış dünya tek bir gerçek değilse, zihin onu sürekli yeniden kuruyorsa…
“Beyin gerçeği görmez, tahmin eder.”
Bilinç sadece nöronların ürünü mü?
Yoksa daha geniş bir alanın içinde mi oluşuyor?
Belki de bilinç, beynin içinde değil; beynin “aldığı” bir şeydir.
Korku; kontrol ihtiyacı doğurur.
Kontrol; bilinci daraltır.
Daralan bilinç daha fazla korku üretir.
Bu bir döngü gibi işler.
Kitap ölümü de klasik bir “son” gibi değil;