8/10
·325 syf.··
Beğendi
·
2026 67. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 17:01
Uzun zamandır bekleyen yayın evine ait son kitabımı da okumuş oldum. Psikolojik etkenlerin ağır bastığı bir okuma oldu. Yıl 1976. Sekiz yaşındaki Peggy Hillcoat, Londra'da annesi ve babasıyla yaşamaktadır. Hayatta kalma uzmanı ve saplantılı bir adam olan babası James, eşiyle yaşadığı sorunların da etkisiyle radikal bir karar alır. Peggy'yi annesinden kopararak Avrupa'nın (Almanya sınırlarında) çok ıssız, ormanlık bir bölgesindeki döküntü bir kulübeye götürür. James kızına, dünyanın geri kalanının tamamen yok olduğunu ve hayatta kalan tek insanların kendileri olduğunu söyler. Peggy, babasının bu büyük yalanına inanarak büyür. Baba ve kız, adını "Die Hütte" (Kulübe) koydukları bu yerde kendilerine tamamen ilkel bir düzen kurarlar. Zamanı sadece güneşin hareketleri ve mevsimlerle ölçerler. Yazları avlanıp yiyecek stoklarlar, sert kış aylarında ise donma ve açlıktan ölme tehlikesiyle karşı karşıya kalırlar. Aradan tam dokuz yıl geçer; Peggy artık 17 yaşına gelmiştir. Bir gün ormanda dolaşırken gizemli bir şekilde bir çift bot bulur. Bu botların peşine düşmesi, babasının yıllardır kurduğu yalanlar zincirini yavaş yavaş çözmeye başlamasına neden olur. Dışarıda hâlâ yaşayan bir dünyanın ve bir annesinin olduğunu fark eden Peggy, esaretinden kurtulmak ve evine dönmek için tehlikeli bir mücadeleye girişir. Severek okudum...
Sonsuz Sayılı GünlerimizClaire Fuller · Kafka · 201551 okunma
Bir Ömrün Direnişle Yazılan Hikâyesi
10/10
·184 syf.··
2026 22. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 02:07
"Benim değil bu hikâye, bir başkasının hayatını anlatıyor.  (...) 1976 Haziranı'nda Paris'te, metroda tesadüfen çıktı karşıma. "İşte o!" diye mırıldandığımı hatırlıyorum. Görür görmez tanımıştım." Evet, Amin Maalouf'un hikâyesi değildi bu; bir tarih kitabının sayfalarında yer alan, bütün ufku dolduran bir posta vapurunun altında, İkinci Dünya Savaşı sırasında Kadim Topraklar'dan Direniş saflarına savaşmaya giden ve dönüşte de kahraman gibi karşılandığı yazan bir görselin içerisindeydi İsyan. İlk karşılaşma metro istasyonunda gerçekleşmişti. Ve onun sorduğu tek soru şuydu: "Bir sokak arıyorum. Bu civarda olmalı. Adı Hubert Hughes." İsyan'ı takip etme merakına yenilmişti anlatıcı. Aradığı sokağa kadar eşlik etme fikrine sadık kaldı. Kafasına takılan o tuhaf soruyu sordu adama: "Kaç numarayı arıyorsunuz?" Adamın vermiş olduğu yanıt içini daha da büyük bir merakla kapladı. Hayır, belirli bir numarayı aramıyordu, sadece sokağı görmeye gelmişti.             Hubert-Huges Sokağı                      Direnişçi                    1919-1944 Sıradan bir insan baktığında bu sokak adı hiçbir şey ifade etmiyor olabilir ancak onun için maziyi simgeliyordu. Paris'te direnişçilerin adını taşıyan otuz dokuz sokağı keşfe çıkmıştı. Fakat bu gezi için yalnızca dört günü vardı. Neden dört gün? Çünkü dört günün sonunda geleceğinin yönünü belirleyecek bir olay meydana gelecek... Yıllardır sessiz kalma mecburiyetinde bulunmuş İsyan Kitabdar, ilk kez derdini anlatmak için birine teslim oluyordu. Devrimci bir babanın tıp fakültesinde okuyan oğlu da tıpkı babası gibi direnişçi olmayı tercih etmişti. 6 Nisan 1909. O gün ne mi olmuştu? "Benim doğmama neden olan bir kıyamet." Adana'da ayaklanmalar başlamıştı. Ermeni mahalleleri yakılıp talan hale getirilmişti. Yıllar
Doğu'nun LimanlarıAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 202640,2bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
10/10
·134 syf.··
Beğendi
·
2025 9. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 26 Şubat 2025 20:56
Hüseyin Rahmi Gürpınar ile ilk olarak Efsuncu Baba adlı eseri sayesinde tanıştım. O kitabı okuduktan sonra yazarın kalemini çok sevdim. Hatta yazarla ilgili ilk inceleme yazımı da Efsuncu Baba üzerine yazmıştım. Yazarın anlatımını beğenince ikinci kitabı olarak Gulyabani 'yi okumaya karar verdim. Kitaba geçmeden önce, eserin ortaya çıkış hikâyesinden bahsetmek istiyorum. Hüseyin Rahmi Gürpınar, adını vermeyen sıkı bir okuyucusundan bir mektup alır. Bu mektupta okuyucu, yazardan cinli, perili, gulyabanili ve benzeri doğaüstü varlıkların yer aldığı bir roman yazmasını ister. Yazar da bu isteğe kayıtsız kalmaz ve Gulyabani adlı eserini kaleme alır. Romanın başkahramanı Muhsine'dir. Muhsine, bir akrabası tarafından çalışmak üzere büyük bir köşke yerleştirilir. Roman boyunca da köşkte başından geçen ilginç ve gizemli olayları anlatır. Köşkte yaşanan tuhaf olaylar, geceleri duyulan sesler ve etrafta dolaştığı söylenen gulyabani, hem Muhsine'yi hem de beni sürekli merak içinde bıraktı. Sayfaları çevirdikçe olayların nasıl sonuçlanacağını öğrenmek istedim. Kitapta cin, peri ve gulyabani gibi varlıklardan sıkça söz edilse de yazarın asıl amacı bunların insanların korkularından ve batıl inançlarından kaynaklandığını göstermektir. Hatta bu varlıklara mani söyletmesi, esere hem mizahi hem de farklı bir hava katmıştır. Romanın sonunda yaşanan olayların perde arkası ortaya çıkarken yazar da okuyucuya akılcı düşünmenin önemini hatırlatır. Eserin dili oldukça akıcıdır. Halkın günlük konuşma diline yakın bir anlatım kullanıldığı için kitabı okurken hiç zorlanmadım. Aksine, kendimi olayların içinde hissettim. Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın en beğendiğim yönlerinden biri de budur. Dönemin insanlarını, özellikle kadınların yaşamını, günlük konuşmalarını, halkın inançlarını ve sosyal yapısını anlatırken aynı
İnceleme
GulyabaniHüseyin Rahmi Gürpınar · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202518bin okunma
10/10
·181 syf.··
Beğendi
·
2026 56. kitabı
·
8 saatte okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 20:06
Sevgi Soysal’dan okuduğum ilk kitap.. Gazete yazıları.. 1976 yılında Politika’da çıkan yazıları.. TRT’den sol görüşü nedeniyle atıldıktan sonra evlilikle birlikte yürüttüğü gazete yazarlığında çok başarılı buldum onu. Dili akıcı ve üslubu sürükleyici.. Konular 1976’nın siyasi hayatı ..
BakmakSevgi Soysal · İletişim Yayınları · 2012111 okunma
Puan vermedi·280 syf.··
2026 2. kitabı
Forrest Carter (Asa Earl Carter) tarafından kaleme alınan ve 1976 yılında yayımlanan Küçük Ağaç’ın Eğitimi (The Education of Little Tree), otobiyografik tarzda yazılmış, doğa bilgeliğini ve saf insanlığı göklere çıkaran son derece naif bir büyüme hikayesidir. Roman, 1930'ların Büyük Buhran Amerika'sında, beş yaşındayken öksüz kalan yarı Çeroki yerlisi Küçük Ağaç’ın, Tennessee dağlarında yaşayan büyükanne ve büyükbabasının yanında, modern dünyanın hırslarından uzak bir Kızılderili kültürüyle büyüme sürecini konu alır. Eserin felsefi temelini, Çeroki yerlilerinin doğayla tam bir uyum içinde yaşamayı ve ondan yalnızca ihtiyacı olanı almayı öğütleyen "Yol" inancı oluşturur. Küçük Ağaç'ın dedesinden aldığı bu bilgece eğitim; beyaz adamın bürokratik, önyargılı ve sevgisiz kurumları tarafından zorla bir yetimhaneye kapatılmasıyla kesintiye uğrar. Kitap, bu yönüyle resmi eğitim sistemini, modern toplumun ikiyüzlülüğünü ve yerli kimliğini yok etmeye çalışan dini bağnazlığı bir çocuğun gözünden sert bir dille eleştirir. Kitabın arkasındaki en büyük çelişki, sevgi ve hoşgörü dolu bu metni yazan yazarın, gerçek hayatta geçmişi karanlık bir Ku Klux Klan (KKK) üyesi olduğunun sonradan ortaya çıkmasıdır. Ancak yazarın bu tezat geçmişine rağmen, kitaptaki dilin saflığı, samimiyeti ve doğaya duyulan derin saygı eseri yazarından bağımsız zamansız bir klasiğe dönüştürmüştür. Özetle Küçük Ağaç'ın Eğitimi, modern dünyanın koşturmacasından yorulan ruhlar için adeta bir dağ esintisi, sadeliğin ve köklere bağlılığın iç ısıtan ve burkan bilgece anlatısıdır.
Küçük Ağaç'ın EğitimiForrest Carter · Say Yayınları · 202110,7bin okunma
9/10
·222 syf.··
1996 5. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 04 Temmuz 1996 00:00
Benim 1990'larda okuduğum bir kitap. Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamını anlatan bir kitap. Yakalanmaları ve mahkeme sırasında olanlar anlatılıyor. Ayrıca kitapta yazarın şiirleri de var. Kitabın son bölümünde ise mahkeme ve bunun hukuki geçerliliği hakkında bazı insanların yazıları var. Kitap aslında Vatan gazetesinde yazı dizisi olarak yazılmış 1976 yılında ve sonra kitap haline getirilmiş. 22 yıl yasaklı olarak kalmış kitap. Tekrar izin verilince birçok baskı yapmış. Kitapta yazanlar idam kararının haksız ve ağır olduğunu söylüyor. Suçluydular ama cezası idam olmamalı idi deniyor. Bugün bile bazı insanlar, banka soymak nasıl idam ile cezalandırılır veya kimseyi öldürmemişler neden idam edildiler der. Halbuki idama gerekçe bunlar değildi. İdam kararı gerekçesi anayasayı zorla değiştirmek yani rejim değiştirmek idi. Kitapta bunun bir avuç genç ile yapılamayacak bir suç olduğu ve kararın ağır olduğu yönünde. 68 hareketlerinden etkilenmiş Türk solu ve bu gençler acaba komünizmi veya 68 hareketini ne kadar anlamışlardı? Orası da muamma bence. 68 hareketi ne kadar sol bir hareket gibi görünse de mesela Stalin ve Sovyetlere karşı bir hareketti de aynı zamanda.
Darağacında Üç FidanNihat Behram · Everest Yayınları · 201913,2bin okunma