Bir gün Allah peygamberleri çağinp sormuş, saadet ne Her biri kendilerine göre cevap vermişler.
Musa Arzı Mev'uda gitmektir; Isa: Bir yanağı na vurana ötekini uzatmaktır; BudayHayatta hiçbir arzusu ol mamaktır, yollu şeyler söylemiş. Sıra bizim Muhammed'e gelin "Saadet, hayatı olduğu gibi kabul etmektir..." demiş. Ne doğru söz! Hayatı olduğu gibi kabul etmeli ve ona ne bir şey ila ve etmeli, ne de ondan bir şey eksiltmeli...
Doğulular aşktan şimdi bizim anladığımızı anla
miyorlar. Onların aşkla ilgili çok geniş bir medeniyet birikimleri var. Bu yüzden biz aşkı onlar gibi anlamaya çalışarak işe başlamalıyız.
"Onlar aşkı birkaç açıdan ele alıyorlar. Mecazî, ilahi, mistik ve tinsel. Hilleli şairin önemsediği aşk ise platonik bir vadide akıyor. Doğu'da gönül diye bir şey var ayrıca. Kelime anlamı bizim yürek veya kalp dedigimiz şey ama ondan çok ayrı bir kavram. Bir nesneden çok bir tavir, somuttan çok soyut bir öge. Muhammediler dışında gönlün ne olduğunu tam olarak açıklamak mümkün görünmüyor. Onlar da bunu açıklamıyorlar zaten, yaşıyorlar. Çünkü aşk gönülde tecelli ediyor, doguşu da varlığı ve batışı da gönülde. Bizim bildiğimiz sevgi ve tensel ilişkiler Doğulu aşkın yalnızca bir versiyonu, hatta en aşağı versiyonu.Ondan ötede daha yedi katman var aşk için.