Her yeni gün bize bahşedilen bir mucizedir.
Kitaba başladığımda karışık bir durumdaydım ne iyiydim ne de kötü karışık işte...
Okuyorum hatta yeri geldiğinde kızıyordum bazı karakterlere ve kitaba istemsizce bir iki gün ara veriyordum. Ama ilerledikçe içine çekiliyorum olayların. Veronikayı anlamak için çabalıyorum. Bir insan neden ölmek isteyebilir, diyorum. Aslında çok sebep var ama en kolay yolu seçmemek lazım diye düşünüyorum. Sonra ölmek istediği halde beceremediği için hastaneye yatırılıyor ve orada da kalbinin zayıfladığı ve çok kısa bir ömrünün kaldığını öğreniyor Veronika. Derrken o bir hafta içerisinde aslında yaşamak istediğini bu güne kadar yapamadıklarını yapmak isteği doğuyor. E tabi bu süreçte hayatına dokunan insanlar oluyor ve onunda hayatına dokunduğu kişiler oluyor. Haa kitabın sonunda oh be diyorum tamda istediğim ama beklemediğim bir sonuç oluyor mutlu oluyorum hayata bağlandığı için...
Ölmek! Herkesin aklında keşke ölsem ya da bir an önce nasıl ölebilirim düşüncesi oluştuğu dönemler olmuştur..Ancak Mevlana'nın dediği gibi Her şey vaktini bekler. Ne gül vaktinden önce açar, ne de güneş vaktinden erken doğar. Bekle, senin olan sana gelecektir. Burada Mevlana ın söylediğinden birçok şey çıkarılabilir. Bu da çıkarılabilir: Nasıl olsa birgün öleceğiz neden vaktini beklemeyelim. Neden her sabah gözümüzü açtığımız günü bize verilen bir hediyeymiş gibi düşünüp hakkıyla yaşamayalım....