Trump ve PR ekibinin İran ile yaptığı 14 maddelik hezimet ve geri çekilme belgesini Amerikan halkına bir "Muhteşem Zafer" olarak pazarlaması, tam anlamıyla Goebbelsvari bir kitle gazlama ve algı yönetimi şaheseridir. Adamlar siyasetçi değil, bizzat pazarlamacı ve emlakçı olunca, ellerindeki en kötü bilançoyu bile "Yüzyılın Anlaşması" diye satmayı çok iyi beceriyorlar. 1. "Savaşı Bitiren Adam" Ambalajı Trump’ın sahneye koyduğu en büyük illüzyon budur: "Bakın, Demokratlar (Biden-Harris) dünyayı Üçüncü Dünya Savaşı'na sürüklüyordu, her yerde kan akıyordu. Ben geldim, bir günde masayı kurdum, savaşı bitirdim, Amerikan askerlerinin eve dönmesini sağladım!" İçerideki sıradan, yoksul, Amerikan taşrasındaki seçmen için bu argüman müthiştir. Seçmen, Ortadoğu'daki jeopolitik dengeleri veya Hürmüz Boğazı'ndaki nüfuz kaybını umursamaz; "Bizim çocuklar ölmeyecek, paramız harcanmayacak" diye düşünür ve Trump'ı alkışlar. 2. "İran'ı Nükleersiz Bıraktık" İllüzyonu Pazarlamanın ikinci ayağı, anlaşmadaki "UAEA denetimi ve uranyum seyreltme" maddesidir. Trump televizyonlara çıkıp muhtemelen şunu söylüyor: "Obama ve Biden İran'a milyarlarca dolar kaptırdı ama nükleeri durduramadı. Ben İran'ı dize getirdim, nükleer silah yapmama taahhüdünü bizzat imzalattım, uranyumlarını ellerinden aldım!" Oysa çıplak gerçeklikte İran, nükleer tesislerine tek bir bomba bile yemeden, altyapısını koruyarak ve nükleer bir eşik devlet gücünü elinde tutarak bu anlaşmayı imzaladı. Trump, İran'ın zaten ulaştığı nükleer kapasiteyi resmen kabul etmiş oldu ama bunu içeride "İran'ı teslim aldım" diye satıyor. 3. 300 Milyar Dolarlık "Tazminatı" "Yatırım Fırsatı" Diye Satmak Anlaşmanın en skandal maddesi olan ve aslında İran'a ödenen 300 milyar dolarlık gizli savaş tazminatını bile bir "zafer" gibi sunuyorlar:
Siyaset
Maarif'in Yeni Tercümesi ve Editörlük Çalışmaları
Metinsel Restorasyon ve İrfani Dilin Yeniden İnşası: Seyyid Burhâneddîn’in Ma‘ârif Tercümeleri Üzerine Metodolojik ve Eleştirel Bir Mukayese Bu makalede, tasavvuf tarihinin en cezbeli ve aforizmatik metinlerinden biri olan Seyyid Burhâneddîn Muhakkik-i Tirmizî’ye ait Ma‘ârif’in iki farklı Türkçe tercümesi; dönemsel dil politikaları, terminolojik sadakat, nazım estetiği, metin tenkidi metodolojisi ve dramatik anlatı teknikleri açısından karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Abdülbâki Gölpınarlı tarafından 20. yüzyılın ortalarında üretilen öncü nitelikteki literal çeviri ile yeni neşre hazırlanan tercüme metinleri; ontolojik, hermeneutik ve lirik katmanları aktarma kabiliyetleri açısından masaya yatırılmıştır. Çalışma, bir klasik metnin yeniden çeviri süreçlerinde uğradığı semantik dönüşümü ve kayıp-kazanım dengesini kuramsal bir zeminde temellendirmeyi amaçlamaktadır. 1. Yeniden Çeviri Paradigması ve İki Ufuk Klasik Türk-İslam düşüncesinin irfani metinlerini modern bir dille yeniden buluşturmak, yalnızca bir lügat eşleştirmesi değil, metnin doğduğu batıni uzamın sentaktik (sözdizimsel) ve kavramsal olarak yeniden inşasıdır. Seyyid Burhâneddîn'in Ma'ârif'i; parça parça coşkulu yapısı, manzum geçişleri, sembolik hicivleri ve yoğun ayet atıflarıyla mütercim için çetin bir filolojik sınava dönüşmektedir. Abdülbâki Gölpınarlı çevirisi, metni Türkçe okura ilk kez sunan tarihsel bir kutup çalışma olmakla birlikte, dönemin egemen dil politikalarının getirdiği "Öztürkçeleştirme" ve rasyonalizasyon refleksi nedeniyle tasavvufi ıstılahların dikey metafizik anlam alanını yer yer düzleştirmiştir. Yeni çeviri paradigması ise Gölpınarlı’nın filolojik mirasını bir basamak olarak kullanıp metne teknik terminolojisini, manzum musikisini, metaforik canlılığını ve anlatısal tansiyonunu
Edebiyat
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Çocuklar Neden Yapay Zekâya Dert Anlatıyor?
🙍‍♂️Çocuklar yapay zekâ sohbet robotlarını arkadaş olarak görüyor, onlara duygusal yakınlık geliştiriyor, kendine zarar verme gibi tehlikeli davranışları normalleştiren sohbet veya terapi botlarıyla saatler geçiriyorlar. Çocukların çatışma çözme, psikolojik dayanıklılık, empati gibi becerileri kazandığı gelişimsel dönemlerinde, yapay zekâ dünyası giderek gerçek insan etkileşiminin yerini alıyor. Bazı köşe yazılarını bir kez okur geçerim. Gazeteleri kâğıttan okuduğumuz, dijital dönüşüm öncesinde klasik habercilik reflekslerinin son güçlü dönemi olan o güzel yıllarda, Radikal ve Referans’taki bazı köşe yazılarını ise kesip dosyaladığım olmuştur. Dönüp dönüp yeniden okuyayım diye… Geçen gün Financial Times’tan Simon Kuper’in Gazete Oksijen’de Türkçe çevirisiyle yayımlanan bir köşe yazısı (“Ebeveynlik bu muymuş?”), bende tam da o nostaljik hissi yeniden doğurdu: “Bugünkü ebeveynler telefonlara hazırlıklı. Bizim kobay jenerasyonla yaptığımız hatalardan ders aldılar. Dünya genelinde sosyal medyayı çocuklara yasaklamaya ve okullara telefon sokmamaya yönelik önlemler var. Bugünkü ebeveynleri gafil avlayan ise yapay zekâ,” diyor Kuper bu yazıda. Altını kalın kalın çizip duvara asmayı hak eden bir tespit, değil mi? Evet, yetişkinler olarak gafil avlandık. Herkes birbirine bu konuda akıl veriyor; kendi deneyimini paylaşıyor. Kimisi “modern ebeveynlik” kisvesi altında, kimisi umursamaz, kimisi aşırı korumacı, kimisi sonsuz endişeli... Çocuklar ve yapay zekâ kullanımı tartışması, çok katmanlı ve tek bir doğru cevabı olmayan bir alan. Tabletler, akıllı telefonlar ve yapay zekâ sohbet botları artık çocukların gündelik yaşantısının bir parçası. İçlerinden YouTuber’lar çıkıyor, kod yazabiliyorlar, çünkü dijital dönüşümün içine doğdular. __Bir yandan
Makale|Yazı
NECİP FAZIL'IN TARİH ANLAYIŞI...
(...) Onun tarih anlayışı İslâm’ı merkeze alsa da bütün insanlık tarihini kapsayan bazı psiko-sosyal kanunlara dayanır. Her şeyden önce, nitelemesi İslâmî olmakla birlikte, insan denen varlığın gelmiş geçmiş bütün beşerî çabalarının ve ihtiyaçlarının altında ölümsüzlük arayışının yattığını savunur. Ona göre insanın piramitler inşa etmesinin, sanat eserleri bırakmasının, büyük devletler kurmasının veya kahramanca savaşmasının altında işleyen asıl arzu ölümsüzlüktür. Tarihi yapan şey ekonomi veya jeopolitik değil, insanın ölümsüzlüğe olan açlığıdır. İnsanın her eyleminin altında (ister bir fatih olsun, ister bir tüccar, ister bir sanatçı) o "sonsuzluk" arzusu yatar. Çünkü insanın ruhu zaten ebediyete âittir. İnsan, içindeki bu "Mutlak" ve "Sonsuz" olanı arama güdüsüyle tarihi inşâ eder. Bu bakımdan insan, inanarak ve eser vererek kendini gerçekleştirmeye, özünü var etmeye, kendi keyfiyetini kemmiyet üzerinde göstermeye, inandığını tecelli ettirmeye memur bir varlıktır. Bu kendini aşma çabası, insana mahsus bir fenomen olarak ahlâkî varoluşun da temelini oluşturur. Çünkü insan eyleminin değeri, mümkün ve hür bir seçime dayanmasında, yâni ahlâkî niteliğindedir. Dolayısıyla insan, aksiyon sahibi varlıktır ve tarihi yapan da budur. İnsan hayatında, inanılan ile yapılan arasındaki uygunluk, dinamik bir sürekliliği ifade etmesi bakımından, ruh ve ahlâkın yerli yerinde olduğunu gösteren keyfiyet-kemiyet dengesini belirtir. **Bu noktada "madde mi ruhu belirler, ruh mu maddeyi?" şeklindeki felsefî açmaz, Necip Fazıl'da diyalektik bir çözüme kavuşur. Keyfiyet asıl ve öz durumundayken; kemiyet onun çeşitli şubeler üzerinde görünüşüdür. Dolayısıyla keyfiyet (ruh ve inanç) daima önceliklidir; ancak kemmiyetin (ekonomik şartların, teknolojik gelişmelerin) de keyfiyet
Tarih
Osmanlı uyuyarak kazanmadı zaferlerini Lala Mustafa paşa komutasındaki osmanlı donanması kıbrısın limasol limanına ulaştığında tarihler 2 temmuz 1570 i gösteriyordu ordular adanın fethini tamamlamıştı lefkoşa girne fethedilmişti Derin tarih sayı 124 temmuz 2022 Gece köpek havladı kediler miyavladı Suna teyzem ak saçlı ninem uyanmadı Hor hor horlarsın suna teyze Uyuyan insandan ne kalır geride Suna Ninem etme vaktini zayi İnsan bilmez iki şeyin kıymetini Biri sağlık biride vakit ikiside inci gibi Resulullahın hadislerini servet bilelim Suna ninem kalkki ülkeler fethedelim Uyumak ve horlamakla geçermi yıllar Saça ak dolunca pişmanlıklar başlar Suna teyzem ibretle dinle kıbrısın fethini Osmanlılar senelerini uyuyarak geçirmedi Tarih 2 Temmuz 1570 i gösteriyordu Kıbrıs işte bu tarihlerde fetholundu Donanmalar kurduk adalar fethettik Kedileri sevip köpekleri besledik Suna Nene uyan kalk bir köpeğe su içir Köpeğe su verenin hikâyesi ibrettir Osmanlı-Venedik Savaşı Kıbrıs Seferi Açtık sancağı şerifi okuduk yasinleri 1570-73 yılları arasında çıktık sefere Papalık maşrapalık döktük denize Venedik ispanya üzerimize gelirken
Şiir
1. "Muhabbet ayn-ı mihnet olduğu-çün Yazılır şekl-i mihnetde muhabbet" 2. "Bulunmaz çünkü mihnetsiz muhabbet işbu dünyâda Anınçündür muhabbet mihnet ile birdir imlâda"