sevgili alevim, şimdi de üzüldüğümü düşünmene üzülüyorum. yok alevci, yok böyle bir şey! acı da, keder de, mutluluğu pekiştiriyor aslında. ve ben, duyduğu mutluluğu hak etmiş insanların erincini taşıyorum içimde. kuşkular, yıkıntılar, acaba'lar... bir de bakıyorsun, her şey daha yakın, daha güzel ve daha etkili. bir isyan, mitolojik bir gözleme dönüşüyor sanki. bir söz, binlerce masalın yükünü taşıyor. trajedi? o zaten var.
düşünüyorum da, salt bir mutluluk yok yeryüzünde. çünkü saltık (mutlak) hiçbir şey yok. olsa olsa aranması var mutluluğun, aranırken de kendini ele vermesi var biraz, hepsi o kadar. ve biz içinde yaşadığımız trajediden ne denli acı duyuyorsak, onu değiştirmeye çalışmaktan da aynı oranda bir sevinç payı ayırıyoruz kendimize. ve yaşamak da bu kadarcık bir şey, değil mi, alevci?
dün yazamadım sana. dükkâna telefon ettim, bir mektup olduğunu söylediler. iki defa giyindim, ama... çıkamadım işte. galiba azıcık hasta gibiydim. bugün geçti. daha doğrusu geçirdim; rahatça oynayabiliyorum vücudumla. bunu da öylesine güzelce yapıyorum ki.. kimbilir bu dünyada neye kızıyorum da böyle yapıyorum. neye? yoksa kendimi beğenmekten başka hiçbir şey gelmez mi elimden.
sonra... seni seviyorum sevgilim. bu, her saniye şimdilik camus hakkında bir inceleme kitabı çıktı, onu okuyorum. öğleden sonra şiire çalışacağım (alkolden gitmeden önce bir iki kitap daha bitirmek niyetindeyim.) akşam saat 6.da degüstasyon'da bir arkadaşla buluşacağım 8.de bir sözüm daha var. 12.de yatarım herhalde. iki adet müsekkinle 4-5 saat uyuyabiliyorum —birlikte olsaydık, bu uykusuzluklarımız ne güzel değerlenirdi—
sonra... seni seviyorum sevgilim. bu, her saniye ben? sahi ben nasılım sevgilim? teknik bakımdan şöyle: şiir kitabım (çağrılmayan yakup) aralık ayında çıkacak. dün, sinematek'te,