Otoimmün hastalıklar, tıp mesleğinin çözülmemiş en büyük gizemleri arasındadır. Çoğu doğası gereği "idiopatik" olarak kabul edilir, bu da basitçe "kökeni bilinmeyen" anlamına gelir. Doğal olarak, bir durumun nedenini tanımlayamazsak onu iyileştirme veya tersine çevirme çabalarımız engellenir. Birçok durumda semptom baskılanması veya bazen hasarlı dokunun cerrahi onarımı veya çıkarılması en modern tıbbın sunabileceği en iyi seçenektir.
Bu tür önlemler birçok kişide bir rahatlama sağlasa da hastalığın seyrini tersine çeviremezler ve Mee Ok'ta olduğu gibi, çok sayıda insanı uzun süreli bozulma ve sakatlığa mahkum ederler. Bu netlik eksikliği doktorlar ve hastalar için rahatsız edicidir; bilimsel olarak konuşursak bu hastalıklar aynı zamanda bir dizi başka muammayı da temsil eder. İlk gizem, neden giderek daha sık görülmeye başladıklarıdır.
Birçok Batı ülkesinde, çölyak hastalığından IBD'ye, lupustan tip 1 diyabete ve hatta alerjilere kadar her şeyin oranları, istikrarlı bir şekilde artıyor ve araştırmacıların önüne engeller çıkarıyor. 2016 tarihli bir New York Times makalesinde, "Son yarım yüzyıl da, otoimmün hastalık prevalansı ...* gelişmiş dünyada keskin bir artış gösterdi" yazıyordu. "Tahminen 13 Amerikalıdan birinde bu insanı güçten düşüren, genellikle yaşam boyu süren hastalıklar dan biri var." İngiltere' de, Crohn hastalığının teşhisi 1994 ve 2014 yılları arasında üç kattan fazla artarken, 4 Kanada' da çocuklarda IBD oranı 1999 ve 2010 yılları arasında yılda yüzde 7'nin üzerin de artarak ülkemi dünyada bu hastalığın en çok görüldüğü yerler arasına soktu. Bu tür eğilimler, tıbbi açıklamaların, genetik nedenlerin kurtarıcı olma niteliğini ortadan kaldırmaktadır. Genetiğin sağlayabileceği etki ne olursa olsun -ve şüphesiz bazı durumlarda çözüm üretiyorlar-
Sayfa 81 - *üç noktalı ibareler o şekilde belirtilmiş.