5/10
·144 syf.·
2026 61. kitabı
Tolstoy'u ya anlamıyorlar ya da anlaşılmasını istemiyorlar. Onun dehasına ulaşamayanların, onu küçümseme çabaları bile Tolstoy'un hakikaten zirvede olduğunu gösteriyor. Tolstoy'u anlamak Hıristiyanlığı sorgulamak demek. Bunu kim ister!? Hiç kimse! Tolstoy'u anlamak Hz. İsa'nın (aleyhisselâm) yolunu arama çabası demek; hayatın anlamını aramak demek, insanı yüceltmek ve özgürleştirmek demek. Bunu ise hiç mi hiç istemezler. Fakat, onun yüksek sanatı aşılmaz engel olarak önlerinde dağ gibi dikilir durur. Dolayısıyla, sosyalistler kendi zihniyetleri içinde bir Tolstoy profili inşa etmek isterler. Komunistler yine aynı şekilde. Ve diğerleri... Hepsi aynı şekilde. Derin psikoloji arayanlar bile, nedense, Tolstoy eserlerinde psikolojinin edebi estetikle (bediyyat/bedii edebiyat) nasıl ustaca harmanlandığını görmezler. Akrabam olsaydı biraz daha övmek isterdim. Bir Rus yazarı işte. Tolstoy'dan ne okuduysam hep hayranlığımla baş başa kaldım. Onu anladığımı düşünüyorum. Belki de sahiplenmem bundandır.
Edebiyat
Notos - Sayı 58 (Haziran - Temmuz 2016)Notos Dergisi · Notos Yayınları · 201618 okunma
2119 ‘dan Bugüne Bakış
Puan vermedi
Bir aralar çok okurdum Ian McEwan kitaplarını. Masumiyet ya da Özel İlişki hala favorim Tanışma kitabım olan ve filmine de bayıldığım Kefaret’in yeri başka tabi Beton Bahçe , Siyah Köpekler hatırladığımda hala tüyleri ürpertirken Solar tam bir hayal kırıklığıydıCumartesi alınıp okunamayan kitaplar arasında kaldı. En son Çocuk Yasası’nda ayrılmıştık. . Neyi Bilebiliriz? Beni zorlayan bir roman oldu. Dolu dolu! Üzerinde düşünmek hatta konuşmak istediğim pek çok konuya değiniyor. Beni en çok ilgilendiren aynı olayın farklı belleklerde bıraktığı izin değişkenliği ve tarih sandığımız şeyin aslında ne kadar güvenilmez olduğu.Gerçekler ne kadar kolay değiştirilebilir , tahrip edilebilir, yok edilebilir aslında.Evet ! Neyi Bilebiliriz? . Kitap iki bölümden oluşuyor. 1. Bölüm 2119’un distopik dünyasında geçiyor.İklim krizi ve savaşlar sonucu Avrupa ‘nın önemli şehirleri yok olurken Nijerya süper güç haline gelmiş , ırklar iyice iç içe geçmiştir. 21. Yüzyıl tüketim çılgınlığı, kaynakların hunharca kullanılması , savaşları ile bir masal gibi özlemle karışık bir nefretle anılmaktadır. Akademisyen Thomas Metcalfe bu geçmişte kalmış dönemin ünlü şairi Francis Blundy’nin eşine yazdığı kayıp şiirin peşine düşer ve ip uçları onu eskiden yaşadıkları bölgeye , belki de kayıp şiire(?) ulaştırır . 2.Bölüm işte bu noktada başlar .2119’un kasvetinden , yıkılmışlığından 2016 yılımın ferahlatıcı kırsalında Vivien’den -şairin eşi ve şiirin sahibi- gerçekliğin bambaşka boyutlarını gözler önüne serer , okuru sık sık şaşırtır anlattıklarıyla.Nispeten keyifli olan bu bölüm , akıcı ve merak uyandırıcıdır. . Günümüze 100 yıl sonrasından bakma fikrini sevdim.Hatta rahatladım.Gerçekliğin geçici ve değişken olduğu bir dünyada çok da şey etmemek lazım
Neyi Bilebiliriz?Ian McEwan · Yapı Kredi Yayınları · 202619 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Karatepeliler, Aladağlar ve Ali Rıza Yalgın Üzerine Bir İnceleme
10/10
·170 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
·
33 saatte okudu
·
Okunma: 02 Şubat 2026 20:46
2008'de Çamardı'dan Aladağlar, Hacer Boğazı, Barazama, Kapızbaşı, Köykeleri, Küp Yerköprü, Tetiri, Ergenuşağı üzerinden 11 günlük bir yürüyüşle Çürükdere'ye geldiğimiz 11 kişiden biri olan Naci Baytekin, haberdar olmuş bu kitaptan. Kitap piyasada satılmıyor. Ahmet Karataş her zaman olduğu gibi yardımcı oldu ve kitabı temin etti. Kitabı Mersin Belediyesi bastırmış. Bahse konu geziyi yapanlar 1983 yılında 9 Eylül Üniversitesi'nden 11 kişi, 11 gün süren bir gezi yapıyorlar. Yahyalı'dan Horozpınarı, Köykeleri üzerinden Yerköprü ve Küp'e varıyorlar. Karsantı, Kızıldam, Kapızbaşı, Acıman, Yedigöller'den Çamardı Karamık Köyünde geziyi bitiriyorlar. İçlerinden bazıları 2016'da bölgeye tekrar geliyorlar. Kitapta gezi ekibinin gözlemleri, anıları anlatılıyor. Tabi Ali Rıza Yalgın çok kapsamlı araştırmalar yaparken bu arkadaşlarımızın öyle detaylı araştırmalarından söz etmek pek mümkün değil. "Ali Rıza Yalgın'ın İzinden" başlığı ise, Yalgın'ın adını anarak hem sponsor bulma, hem de geziye bir anlam yükleme çabası gibi geldi bana. Zira bu bir araştırma değil, sıradan bir gezi Ama yine de elinizden koymadan, bir solukta ve sıkılmadan okunabilecek bir kitap. Okuyarak kalın. youtu.be/a0ZurPPicvc
Toroslar’da Karatepeli Bölgesi ve AladağlarErkan Özaydın · Mersin Kent Kitaplığı · 20232 okunma
10/10
2016 ‘da D&R ‘dan başka bir kitaba promosyon olarak alıp da okuduğum ve aşırı süper bir polisiye okuduğum bir kitaba sanırım bir daha böylesi bir tesadüfle rastlayamam… harika bir kitaptı, ağız tadı ile bir polisiye okumak isteyenlere tavsiyemdir…
Edebiyat
İsveç ÇetesiAnders Roslund · Doğan Kitap · 201676 okunma
Arzularla gerçeklerin çarpıştığı eşsiz bir pazarlık
8/10
·118 syf.·
2026 8. kitabı
Yeşim Türköz, psikoloji alanında hem akademik birikimi hem de bu birikimi edebiyatla harmanlayan "Büyü Dükkanı" serisiyle tanınan bir klinik psikolog, psikodrama terapisti ve eğitmen bir yazardır. 1985 yılında ODTÜ Psikoloji Bölümü’nde lisans eğitimi aldıktan sonra aynı bölümde 1988 yılında Klinik Uygulamalı Psikoloji alanında yüksek lisans derecesi almıştır. 2007 yılında ise doktorasını Ankara Üniversitesi Psikoloji Bölümü Klinik Psikoloji ABD’de tamamlamıştır. Bir dönem Ankara Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak dersler vermiştir. Bireysel terapiler ve grup terapileri üzerine profesyonel çalışmalarına devam ettiği biliniyor. Türköz, sadece teorik çalışmalarla sınırlı kalmamış, uygulama alanında da derinleşmiştir. Türkiye Grup Psikoterapileri Derneği bünyesinde uzun yıllar çalıştığı ve "Psikodrama Grup Psikoterapisti" unvanını aldığı bilinmektedir. Psikodrama yöntemiyle rol-playing ve sahneleme üzerine terapi, onun yazın dünyasını ve "Büyü Dükkanı"ndaki kurguları besleyen ana etkendir. Türköz’ün "Büyü Dükkanı (1998)" dışında psikoloji ve psikodrama alanı bağlamında yazdığı diğer kitapları ise "İç Dünya Oyunları (2005)", "Büyü Dükkânı’nda İki Çınar (2011)", "İçeride Oyun Var (2016)" ve "Büyük Dükkanı Üçüncü Bahar (2021)"dır. İlk ve en popüler kitabı "Büyü Dükkanı" aslında psikodramadaki "Büyü Dükkanı" tekniğinin edebi bir dille halka aktarılmasıdır. Genel olarak eserleri ve profesyonel duruşu, bedel ödemeden kazanım elde edilemeyeceği gerçeği üzerine kuruludur. İnsan ruhunun derinliklerindeki çatışmaları, masalsı, akıcı ve herkesin anlayabileceği bir dille aktarması, onu Türkiye'de psikolojik edebiyatın öncülerinden biri yapmıştır. "Hayatta her seçiş, bir vazgeçiştir" felsefesiyle okurlarına en naif şekilde hissettiren bu eseri bizlere sunmuş. Türköz’ün bu kitabı, "Büyü
Edebiyat
Büyü DükkanıYeşim Türköz · Epsilon Yayınları · 20234,585 okunma
10/10
·196 syf.··
Beğendi
·
2019 76. kitabı
·
10 saatte okudu
·
Okunma: 16 Ekim 2019 08:28
Zülfü Livaneli'nin 2008'de yayımlanan "Son Ada" romanı, distopik bir alegori olarak öne çıkıyor. Eser, huzurlu bir adanın adım adım otoriter bir rejime dönüşümünü anlatırken, insan doğası, güç ilişkileri ve çevre tahribatı gibi evrensel temaları işliyor. Roman, anakaradan izole edilmiş, doğal zenginliklerle dolu bir adada geçer. Ada, 40 haneden oluşan küçük bir topluluk tarafından yönetilir; burada elektrik, telefon gibi modern unsurlar yoktur ve sakinler doğayla uyumlu, kendi kendine yeten bir yaşam sürerler. Haftada bir gelen vapur dışında dış dünyayla bağlantıları sınırlıdır. Bu ütopya benzeri düzen, emekli bir devlet başkanının (darbeci kökenli) adaya yerleşmesiyle bozulur. Başkan, başlangıçta zararsız görünse de, adım adım otorite kurar: Önce ağaçları budatır, yolları medenileştirir, ardından martıları (adanın sembolik koruyucuları) yok etmek için bir kampanya başlatır. Topluluk, korku ve sessizlik içinde bu değişime boyun eğer; sonunda ada distopik bir hapishaneye dönüşür. Hikaye, isimsiz bir anlatıcı üzerinden aktarılır ve olaylar kronolojik bir akışla ilerler, ancak alegorik katmanlarla zenginleştirilmiştir. Romanın gücü, basit bir ada metaforu üzerinden büyük toplumsal eleştiriler yapmasında yatar – bu, klasik distopya eserleri gibi (örneğin Orwell'in "Hayvan Çiftliği"ne benzer şekilde) mikrokozmosu makro sorunlara bağlar. Yapısal olarak, roman üç aşamaya ayrılabilir: (1) Ütopya evresi (huzur ve doğa uyumu), (2) Dönüşüm evresi (güç konsolidasyonu ve direnişin kırılması), (3) Distopya evresi (tam yıkım ve kaçış). Bu yapı, mantıksal bir ilerleme sunar: Küçük müdahaleler (ağaç budama) büyük felaketlere (ekosistem çöküşü) yol açar, ki bu da sebep-sonuç ilişkisini vurgular. 1. Otoriterlik ve Demokrasinin Erozyonu: Başkan, oy çokluğuyla kendini seçtirerek
1000Kitap
Son AdaZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 201362,1bin okunma