01:25
" Küçük çocuklar gibi olmazsanız, Göklerin egemenliği'ne asla giremezsiniz."
Sayfa 61·Kitabı okuyor
25:18
Dediler ki: "Seni tenzih ederiz, Senden başka veliler edinmek bize yakışmaz. Ancak Sen, onları ve atalarını bolca nimetlendirdin, nihayet onlar öğüdüne uymayı boş verdiler. Ve helak olmayı hak eden bir halk oldular."
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
TOHUM (KİM GELDİ?) DÜŞVARİ: 8 Aralık 2014... Dün akşam, Trabzon'da konferansa gitmiş olan Sadeddin Ustaosmanoğlu'ndan telefon gelmiş; Mahmud Efendi'nin torunu Muhammed Fatih Ustaosmanoğlu, Dedesi'nin ziyaretine gidebileceğimi söylemiş... Ben, feci şekilde Telegram yorgunu, bu yüzden yatarken, haberi aldım; tabiî Telegramcılar da beni gece hiç uyutmadılar... Saat 11'i 25 geçe, Sadeddin Hoca ve Muhammed Fatih, beni aldılar ve düştük yola... Arabada, Efendi Hazretleri'nin rahatsızlığı ve yorgunluğundan, dalgınlığından dem vuruldu; yaşına bağlandı... Ben, yorgunluk, dalgınlık, yaşlılık hepsi tamam, ama bunun ona eksiklik kondurucu kelimelerle konuşulmaması gerektiğini genel bir ifadeyle söyledim. Bunun üzerine torunu, "ruhuna gark olanların bedeni zayıf düşer!" mânâsına gelen bir Farsça beyti Dedesi'ne söyleyince, onun, "Hâlim tamam bu!" dediğini aktardı. İkamet ettiği yere vardığımızda, Cemaat'ten gençler ve hizmette bulunanlar bizi karşıladı ve hemen Efendi Hazretleri'nin genişçe odasına aldı. Bir koltuk üzerinde, kıbleye dönük oturuyor, elinde tesbih, gözleri kapalı ve neredeyse baygın gibi başı biraz yana eğik oturuyor. Sadeddin Hoca ve Muhammed Fatih, benim geldiğimi kulağına eğilerek söylüyorlar; iyi işitmiyormuş, Allah bilir ama, iyi işitmeme değil de, istiğrak hâlinden olabilir... Bir ara gözleri açılınca, ben davranıp elini öpmek istiyorum: "KİM geldi?" diyor... Ben ismimi söylüyorum... "KİM geldi, KİM geldi!" diyor ve ben ismimi tekrar söylerken, elini öpüyorum. O tekrar dalıyor, ben önünde eğilmiş, eli elimde yüzüne bakarken, birkaç kelime ediyorum. O ânda, elini kıpırdatmaksızın, avucunda bir damarın birkaç saniye titreyişini hissediyorum. Bu damar titremesi, benim hemen o ânda aklıma gelen; ben bu yaşıma kadar ne böyle tâbir duydum, ne de avuç içinde benim
Sayfa 150 - İBDA Yayınları·Kitabı okuyacak
25 Ağustos gecesi Anadolu’da tüm sesler susmuş ve silahlar doğrultulmuştu. Sahne artık Gazi’nindi.
Sayfa 232·Kitabı okuyor
Alıntı
İstikamet krizlerini tetikleyen ve besleyen sürükleyici temel bir vektör olarak ekonomik refahın nankör insanlar üzerindeki menfi etkisi Kur'an-ı Kerim'de sıklıkla gündeme getirilir: "Onlara ve atalarına bolca nimetler verdin de onlar zikri unuttu ve böylece helak olmayı hak eden bir kavim oldular." (Furkan, 25/18) "Gerçek şu ki insan azar; kendisini müstağni gördüğünde!" (Alak, 96/6-7) Dünya hayatının görünen en parlak yüzü ve en önemli gücü paradır. Cenab-ı Hak, Karun'u anlatırken, onun Allah'ın ayetlerini bir kenara bırakıp sonsuz bir beklentiyle dünyaya yöneldiğinden söz eder. (Araf, 7/175-176) Öyle ya para olmadan dünya hayatının sefahati mümkün olmaz.
Sayfa 155·Kitabı okudu
“-25 derecede, saçları donma pahasına okula gelen, o yolu yürüyen çocuk zaten başarmıştır. Ben neyi, hangi cüretle değerlendiriyorum? Hangi matematik, hangi Türkçe notu o çocuğun buz tutmuş saçlarından daha değerlidir? Adalet sadece sınıfın dört duvarı arasında, kağıt üzerindeki doğrularla sağlanamazdı. Çocuğun hayatına, o görünmeyen mücadelesine de bakmak gerekirdi.”