Sıradan insanların gündelik hayatlarını etkileyen terör ve anarşi atmosferi darbeyi meşrulaştırdı. Darbe sonrasında demokratik hakları ciddi ölçüde sınırlayan yasal değişiklikler ve son derece baskıcı önlemler yoluyla terör ve anarşi son buldu. Bunun yanı sıra, Ocak 1980'de kabul edi len IMF istikrar paketini hayata geçirerek ve ihracat odaklı bir ekonomik politika izleyerek ekonomik istikrarsızlığı azaltmak da askeri darbenin hedefleri arasındaydı. Hatta cuntanın lideri televizyonda yayımlanan ilk konuşmasın da bunu açıkça belirtmişti. Dolayısıyla askeri darbe ile başlayan 1980 sonrası dönem, ülkenin ekonomik rejiminde de önemli değişikliklere tanık oldu.
AVRUPA'YA TAŞINAN KİTAPLAR VE YENİ/MODERN KÜTÜPHANELER
"Kaybolan Kitaplar" başlıklı birinci bölümde ele alınan yan meselelerden biri Mısır'dan, Suriye bölgesinden, Irak'tan birçok kıymetli yazmanın satın alma, rüşvet vererek kaçırma ve çalma yoluyla Avrupa kütüphanelerine taşınması konusudur (age, s. 27-59). XIX. yüzyılda bu kitap trafiğinin artmasının sebepleri arasında doğrudan işgal ve istilâlar, İslâm dünyasının siyasî ve iktisadi olarak zayıflaması, vakıf kütüphanelerin bulunduğu külliye, medrese, tekke ve camilerin vakıf gelirleri ve idare bakımından gerilemesi gibi umumi sebepler yanında oryantalistlerin, kitap koleksiyonerlerin, büyükelçiliklerdeki özel görevlilerin, misyonerlerin, tüccarların programlı çabalarının da ciddi bir yeri vardır. (Aynı dönemde İstanbul başta olmak üzere büyük Osmanlı şehirlerinde de benzer bir kitap trafiği olmuştur). Meşhur oryantalist Goldziher'in 1874 yılındaki ifadeleriyle, "Avrupalıların bilgi açlığı ve bunun için yüklü miktarda para harcamaları sayesinde, Arap filolojisinin ve İslâm dini kaynaklarının en eski ve en önemli olanları kendi vatanlarından alınarak, son yıllarda bu çalışmaların yeni durağı olan Avrupa'ya taşındı”.
6 Yazar ilk kitap yağmasının Napolyon'un 1798 Mısır'ı işgali sırasında yanında olan oryantalistler tarafından yapıldığına işaret ediyor ve örnekler veriyor. age, s. 31 vd."s.63
Soyguncu Sermaye ve Siyaset İlişkileri
Son günlerde ülkemizin sorunu sermayenin emeği, ülkeyi soyması olduğu halde bir holdingin yaş günü bu ülke de herkesin kutladığı bir görüntü olarak kitle imha silahı medya tarafından sunulması bilinçli kötülüğü aklamak adına bir çabaydı.
Son çeyrek yüzyılda başta Tüpraş olmak üzere enerjide toptancı ve perakende satış gücü mevcut siyasi yönetim tarafından adeta bu holdinge tekel tehdide dönüşme fırsatı sundu.
Siyaset ile sermayenin kavgası danışıklı dövüş oyunudur. Siyaset toplumdan yetkiyi alır sermaye planlarını halka hizmet diye satar. Ülkenin doğal kaynakları ve emek sermaye tarafından sömürge edilir.
Sözde planlı ekonomi olduğu dönemlerde bile bu küresel destekli soyguncu sermaye korunmuştur.
Planlı kamu ekonomisinde tekel sektör oluşturmak mümkün değildir.
Bu holding minibüs satarak zengin olsun diye metro ile elli yıl gecikmeli o olanağa sahip olabildik.
Yine biz oluruz vb bayileri aracılığıyla verdiği mesajlar oldukça üzücüdür.
Sermaye kanlı askeri ve sivil darbelerle zengin edilmiş utanmazlığın zirvesidir.
Bunların siyasette, medyada ve algı operasyonu aracı olarak kimsenin farkında olmadığı lobileri vardır.
Holding iktisatçıları ve bilgisini, emeğini satan uzman kadroları vardır. Devletin içinde bürokrasi de kullandıkları unsurlar vardır.
Çünkü ele geçirdikleri sektörler para basarak sermeyeye sermaye katan sektörler olup bu gücün hukuk içinde tekel oluşturmayacak, siyasete ayar vermeyecek toplumu soymaya ve bu tür güç gösterileri yapamayacak bir düzeye düşürmek gerekir.
21 Aralık 2015 tarihinden bugüne sermayenin karanlık sicil geçmişini ve son on yılda ki tutumunu takip ediyorum.
Çok daha sinsi ve kötülük üretme çabası içine girdiler.
Bunu hem içeride siyaset ve dış bağlantılar ile yapıyorlar.
Türkiye
1 Eylül 1936'da Mersin'de doğdum. 10 yaşımda politikaya atılıp Demokrat Parti'nin flamasını salladım. 14 Mayıs 1950'de Demokrat Parti'yle iktidara geldim, ancak iktidar sefam çok kısa sürdü. 1953'te falan iktidarla yollarım ayrıldı. O gün bugündür muhalefetteyim, akıntının ters yönünde kürek çekiyorum, dam yuvağını yokuş yukarı götürmeye çalışıyorum.
27 Mayıs'ın olduğu yıl, yükseköğrenimim sona erdi. Bir süre öğretmenlik yaptım.
Albay Talat Aydemir'in 21 Şubat 1962 ayaklanmasında, Polatlı Yedeksubay Topçu Okulu'nda öğrenciydim. Komutanlık kapısında, geceleyin, nöbetteydim. Sabahleyin, elde silah Ankara'ya gönderilmeyi bekledik. Tarafımızı elbette bilmiyorduk.
Albay Talat Aydemir'in, 20 Mayıs 1963 ayaklanmasında, Bornova 57. Er Eğitim Topçu Tugayı'nda teğmen rütbesiyle takım komutanıydım. O gün de kışladan dışarı çıkmadık, çıkarmadılar.
1965 ve 1966 yılları hayatımın dönüm noktasıydı. Paris'te ek öğrenim görüyordum.
12 Mart'ta, TRT Televizyonu'nda çalışıyordum, 11 Ağustos'ta gözaltına alındım.
12 Eylül'de, Cunta'nın çıkardığı "Emekli ol, yoksa ben emekli edeceğim" yasasıyla TRT'den uzaklaştırıldım.
1982'den sonra çeviri yaptım, Can ve Telos yayınevlerinde editör ve yayın yönetmeni olarak çalıştım. Yayımladığım yabancı yazarlardan ikisi Nobel Ödülü aldı.
2 Ocak 2000 ile 1 Nisan 2012 tarihleri arasında Hürriyet gazetesinde "Köşe Yazarlığı" yaptım. Bu süre içinde, "Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Röportaj Başarı Ödülü" (2001) ile "Bülent Dikmener Özel Jüri Ödülü"ne (2004) değer görüldüm.
Demek derd-i maişet için namazını terkeden, o nefere benzer ki: Talimi ve siperini bırakıp, çarşıda dilencilik eder.
(İman ve Küfür Müv. 27.sh - Risale-i Nur)