Kendimizden kaçarken
7/10
·460 syf.··
2026 8. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 12:16
Orhan Pamuk 'un Kara Kitap 'ını bitirdiğimde aklımda Galip'ten çok bir soru kaldı: İnsan neden kendisi olmakta bu kadar zorlanır? Bu soruyu yalnızca roman sormuyordu. Bölüm başlarında karşıma çıkan Lewis Carroll, Patricia Highsmith, Marcel Proust, Thomas de Quincey ve daha birçok yazar da aynı sorunun etrafında dolaşıyordu sanki. Kitap boyunca altını çizdiğim cümlelere dönüp baktığımda şaşırtıcı bir şey fark ettim: Birbirinden tamamen farklı görünen bu sesler, aynı karanlığa bakıyordu. Kimlik. Taklit. Başkalarının gözünden yaşamak. Kendi sesini kaybetmek. Kara Kitap dışarıdan bakıldığında kaybolan bir kadının hikâyesi gibi görünüyor. Galip'in eşi Rüya ortadan kaybolur ve o da onu aramaya başlar. Fakat roman ilerledikçe anlıyoruz ki Orhan Pamuk'un derdi hiçbir zaman bir kayıp vakasını çözmek değil. Asıl mesele şu: Bir insan, kendi hayatının içinde nasıl kaybolur? Orhan Pamuk'u ilk kez okuyorum. Üstelik siyasi olarak da kendimi ona yakın hissettiğim söylenemez. Ama edebiyatın güzel tarafı burada başlıyor zaten. Bir yazarı okumak için ona hayran olmanız gerekmez. Hatta bazen mesafeli olduğunuz sesler, size en ilginç koridorları açar. Kara Kitap benim için tam olarak böyle bir deneyim oldu. Roman boyunca sürekli bir arayış var. Ama bu arayışın yönü sürekli değişiyor. Başta Rüya aranıyor sanıyorsunuz. Sonra Celâl'in peşine düşülüyor. Sonra İstanbul'un. Sonra hikâyelerin. Sonra yüzlerin. Bir noktadan sonra ise insan şunu fark ediyor: Belki de herkes başka bir şeyi arıyor ama hiç kimse neyi aradığını tam olarak bilmiyor. Bu yüzden Kara Kitap'ı okurken sık sık günümüzü düşündüm. Çünkü romanın merkezindeki mesele bana göre kaybolmak değil. Başkası olmayı istemek. Kitapta beni en çok etkileyen alıntılardan biri şuydu: __"Babam insanımızın bir gün başkalarını taklit etmeyecek kadar mutlu olabileceğinden umudu
Edebiyat
Kara KitapOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202511,6bin okunma
Ekonomi ve Tarihe Bakış Açınızı Değiştirecek Bir Eser
9/10
·208 syf.··
2026 7. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 19 Mayıs 2026 00:00
Yalnızca ekonomiyi anlatmakla kalmayıp tarih, coğrafya, sosyokültürel yapı gibi pek çok şeyi de anlatan bir kitap. Dili oldukça sade. Herkesin rahat bir şekilde anlayabileceği tarza bir kitap. Kitabın en sevdiğim bölümü son kısım olan "Geleceğe İlişkin Öngörüler" kısmı oldu. Kitap Big Bang'i anlatarak başlamış ve tüm ekonomiyi tarihsel süreç içerisinde genel bir şekilde anlatmış. Kitabı okurken bir yandan da bazı konularda detaya inebilmek amacıyla ufak çaplı araştırmalarda bulundum. Detaya indikçe çok daha fazla ilgi duyduğumu söyleyebilirim. Keşke kitabın içinde çok daha detaylı anlatılsaydı dediğim yerler oldu. Ama genel bir bilgi edinmek ve genel kültür kazanmak istiyorsanız bu kitap tam size göre diyebilirim. Okurken çok keyif aldığım bir kitap oldu. Hem bilgilendim hem de bazı şeylere bakış açım değişti. Tavsiye ederim... Tarihsel Süreç İçinde Dünya Ekonomisi Mahfi Eğilmez
Duygu ve Düşünce
Tarihsel Süreç İçinde Dünya EkonomisiMahfi Eğilmez · Remzi Kitabevi · 20211,763 okunma
Reklam
Zamanın Akıntısında Bir Kırılma
Puan vermedi·184 syf.·
2026 32. kitabı
“Zaman, üzerine ne inşa ederseniz edin akıp giden bir nehirdir; bazen sadece boğulmamaya çalışırsınız.” Per Petterson, bu romanda bizi Arvid Jansen’in en enkaz halindeki yılına, 1989’a götürüyor. Berlin Duvarı yıkılırken, Arvid’in de hem evliliği hem de gençlik idealleri (Maoculuk) yerle bir oluyor. Ancak kitabın asıl kalbi, Arvid’in kanser teşhisi konan annesiyle çıktığı o sessiz ve mesafeli yolculukta atıyor. 276 sayfalık bu yolculuk; bitmemiş konuşmaların, geç kalınmış itirafların ve kontrol edilemeyen bir nehir gibi akıp giden hayatın buruk bir özeti. Kitap sakin bir nehir gibi öyle ya da böyle sakince akıyor, ama hiçbir yere gitmiyor. Arvid’in fabrikadaki o eski Maocu hayalleri ile bugünün 1 Mayıs meydanları arasında ortak bir burukluk var: Zaman, tıpkı o lanet olası nehir gibi akıp giderken, geride sadece gerçekleşmemiş idealler ve sessizce verilen bir yaşam mücadelesi kalıyor. 1 Mayıs işçinin ve emekçinin bayramı kutlu olsun
Lanet Olsun Zaman NehrinePer Petterson · Metis Yayınevi · 2022369 okunma
Puan vermedi·160 syf.··
Beğendi
·
2026 7. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 20 Nisan 2026 08:46
Başarısızlığa Övgü Merhabalar, genel olarak kitapta Mahfi Eğilmez kendi eğitim hayatından ve üniversitede kendini geliştirmek için neler yaptığını bölüm bölüm anlatmaktadır. Üniversiteye yeni başlayan bir öğrencinin, neler yapması gerektiği, yabacı dil öğreniminin önemini anlatmaktadır. Özellikle üniversiteye hazırlanan öğrencilerin okumasını tavsiye ederim.
Alıntı
Başarısızlığa ÖvgüMahfi Eğilmez · Remzi Kitabevi · 2022327 okunma
Puan vermedi·%40 (84/208 syf.)
Mahfi Eğilmez ’in Tarihsel Süreç İçinde Dünya Ekonomisi Kitabı, ekonomi tarihini sade bir dille anlatan; üretim-tüketim dönüşümünden sanayi devrimine, küreselleşmeden dijital çağa kadar uzanan süreci kronolojik bir akışla özetleyen, merak uyandırıcı ama derinlik arayanlar için yüzeysel kalabilecek bir giriş kitabı.
Ekonomi
Tarihsel Süreç İçinde Dünya EkonomisiMahfi Eğilmez · Remzi Kitabevi · 20211,763 okunma
ÜÇ DEYİNCE: BİİİİR, İKİİİ, ÜÇ!
10/10
·312 syf.··
Beğendi
·
2026 33. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 13 Nisan 2026 23:37
Taş Kâğıt Makas on yıldır evli olan bir çiftin hikâyesidir. Çiftimiz her evlilik yıl dönümlerinde birbirlerine geleneksel hediyeler —kağıt, bakır, teneke— verirler. Ve her yıl kadın, kocasına ona asla okutmayacağı mektuplar yazar. Bu mektuplar evliliğin tüm yanlarıyla gizli birer kaydıdır. Derken onuncu yıllarında ilişkileri çıkmaza girer. Bazen her çiftin ilişkisinin yeniden rayına oturması için bir hafta sonu tatili yeterli olsa bile hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Tanıdık geldi mi? S. 276 Taş Kâğıt Makas’ta Alice Feeney aslında kitabın özetini en güzel kendisi veriyor. Bu yüzden o pasajı olduğu gibi almak daha doğru geldi. “Tanıdık geldi mi?” sorusuna cevabım net: Evet, fazlasıyla tanıdık. Üstelik bunun için evli olmaya da gerek yok. Aynı evi paylaşan, uzun süre yan yana kalan her ilişkide o tanıdık duygu var: Farklı hayatlar, farklı insanlar… ama dönüp dolaşıp aynı çıkmaza saplanan bir ilişki. Kitap tam da bu tanıdıklığın içinden akıyor. Dil sürükleyici; sayfalar gerçekten hızla ilerliyor. Bir kadının zihnine giriyoruz, sonra bir erkeğin, sonra,sonra.... Aynı olayları iki farklı bilinçten okumak, hikâyeyi sürekli kaydırıyor ve diri tutuyor. İki olmayabilir de... Tam “bunu biliyorum” dediğin yerde, o tanıdıklık hissine kapılıyorsun. Karakterlerin birbirine yaptığı küçük jestler, kurdukları ritüeller bile bir yerden tanıdık geliyor. Ve tam burada bir yanılgıya düşüyorsun: “Bu hikâyeyi zaten biliyorum.” Ama yazar tam bu noktada oyunu kuruyor. Hikâyeyi bir yapboz gibi parçalara ayırıp önüne koyuyor. Okurdan bu parçaları birleştirmesini istiyor—hatta bunu sana hissettiriyor. Ama mesele şu ki, o parçalar hiçbir zaman tam değil. Eksik, kırık ya da bilinçli olarak saklanmış. Tam “çözdüm” dediğin anda, “Demek ki mesele buydu” diye kendini ikna etmeye çalışırken, hikâye bir
Taş Kâğıt MakasAlice Feeney · Yabancı Yayınları · 20238,2bin okunma
Reklam
Reklam