lgbt
LGBT dediğimiz şey, eşcinselliği savunan; yani erkeklerin kadın gibi, kadınların ise erkek gibi davranabileceğini ve aynı cinsiyetten olan insanların birlikte olabileceğini savunan bir düşünceyi temsil eder. Bu durumun toplumsal düzeni, sosyal ahlakı ve aile içi dengeleri olumsuz etkilediğini düşünüyorum. Aynı zamanda dini ve psikolojik açıdan da bazı sorunlara yol açtığını ifade eden görüşler bulunmaktadır. Bunları inceleyelim. 1. Toplumsal düzen Toplumun belli başlı yapı taşları ve bir düzeni vardır. Bunun bir kısmını erkekler, bir kısmını ise kadınlar sağlar. Genel olarak bu düzende erkekler daha ağır işleri yapıp çalışırken, kadınlar da aile içi işler ve daha hafif görevlerle ilgilenir. Bu demek değildir ki kadınlar erkek işi, erkekler kadın işi yapamaz. Ancak tarih boyunca toplumlarda bazı görev dağılımları oluşmuştur. Bu görevlerin bir kısmı insanların biyolojik özellikleriyle ilişkilendirilir. Bu nedenle bazı düşüncelere göre kadın ve erkek arasındaki farkların tamamen ortadan kaldırılması toplumdaki düzeni zorlayabilir. Bir örnek vereyim. Kadınlar biyolojik olarak doğuran taraftır. Bu yüzden toplumlarda genellikle annelik rolü önemli görülmüştür. Erkekler ise fiziksel güç gerektiren alanlarda daha fazla yer almıştır. Elbette günümüzde birçok farklı örnek vardır, fakat bu farklılıkların tamamen yok sayılması bazılarına göre toplumsal dengeyi zorlayabilir. Bunu anlatmak için şöyle bir örnek verilebilir: Bir yokuşu tabaka ekleyerek düzlememiz gerektiğini düşünelim. Bunun için bir uzun bir kısa sütun gerekir. Kısa sütun yüksek yere, uzun sütun alçak yere yerleştirilir ve böylece tabaka dengelenir. Ancak sütunların yerleri değiştirilirse zemin eğri ve işlevsiz olabilir. Bu örnekle anlatılmak istenen şey, toplumda bazı rollerin birbirini tamamladığı düşüncesidir. Bu
Siyaset
Reklam
BİZ NİYE EVDE (BEKÂR) KALDIK?..
Allah selâmet versin. "Mustafa" isminde bir arkadaşım var. Kendisi şimdilerde evlidir. Maşaallah. Fakat bundan yıllar önce iki bekâr "Biz niye evde kaldık?" muhabbetini döndürürken şöyle bir şey söylemişti: "Bu işler akılla olmaz. Akılla hareket eden evlenemez. Gençken teşebbüs etseydik o cahillikle, cür'etle, cesaretle kolayca içinden çıkabilirdik. Şimdi çok düşünüyoruz. "Armudun sapı, üzümün çöpü..." diyoruz. Bu kadar düşünmekle de işin tadı kaçıyor. İllâ kusurlar görünür oluyor. "Olmazlar" daha çok göze batıyor. İnsan hareket etmeye korkuyor." Benzer bir şeyi, çok nâmlı bir üniversiteden pazarlama eğitimi almış, "Özgür" ismindeki bir arkadaşımdan da duymuştum. O da ticarette başarılı olmak için "cahil cesareti" sahibi olmak gerektiğini söylerdi. Kendisinin başarısızlığını da "o cahillikten kurtarılmış olmasına" bağlardı. Ona göre, teşebbüs etmeden önce çok düşünmek, teşebbüsü öldürüyordu. Modern eğitim ise "raporlama yapmaktan" ticaret yapmaya zaman bırakmıyordu. Kendisi gibiler evraklarla boğuşurken ilkokul mezunu "Anadolu Kaplanları" hızla paranın gözüne basıveriyordu. Onların bu sözleri, bana, Efendimiz Aleyhissalâtuvesselâmın "gençleri erkenden evlendirmek" konulu hadîslerini hatırlatmıştı. Hani hem Buharî hem Müslim'de yer alan birisinde buyuruyor: "Ey gençler! Sizden kimin evlenmeye gücü yetiyorsa hemen evlensin. Çünkü evlilik, gözü haramdan sakındırmak ve iffeti korumak için en etkili yoldur. Kimin de evlenmeye gücü yetmiyorsa, oruç tutsun; çünkü oruç, onun için bir kalkandır (şehveti kıran bir engeldir)." (Buhârî, Nikâh 3; Müslim, Nikâh 1) Yine Tirmizî'de geçen bir başkasında da diyor ki: “Üç şeyi geciktirmeyin. Vakti gelince namazı, hazır olunca cenâzeyi ve denk birini bulunca bekârı evlendirmeyi.” (Tirmizî, Salât, 13/171) __Bunlara
Tefekkürât
Maarif'in Yeni Tercümesi ve Editörlük Çalışmaları
Metinsel Restorasyon ve İrfani Dilin Yeniden İnşası: Seyyid Burhâneddîn’in Ma‘ârif Tercümeleri Üzerine Metodolojik ve Eleştirel Bir Mukayese Bu makalede, tasavvuf tarihinin en cezbeli ve aforizmatik metinlerinden biri olan Seyyid Burhâneddîn Muhakkik-i Tirmizî’ye ait Ma‘ârif’in iki farklı Türkçe tercümesi; dönemsel dil politikaları, terminolojik sadakat, nazım estetiği, metin tenkidi metodolojisi ve dramatik anlatı teknikleri açısından karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Abdülbâki Gölpınarlı tarafından 20. yüzyılın ortalarında üretilen öncü nitelikteki literal çeviri ile yeni neşre hazırlanan tercüme metinleri; ontolojik, hermeneutik ve lirik katmanları aktarma kabiliyetleri açısından masaya yatırılmıştır. Çalışma, bir klasik metnin yeniden çeviri süreçlerinde uğradığı semantik dönüşümü ve kayıp-kazanım dengesini kuramsal bir zeminde temellendirmeyi amaçlamaktadır. 1. Yeniden Çeviri Paradigması ve İki Ufuk Klasik Türk-İslam düşüncesinin irfani metinlerini modern bir dille yeniden buluşturmak, yalnızca bir lügat eşleştirmesi değil, metnin doğduğu batıni uzamın sentaktik (sözdizimsel) ve kavramsal olarak yeniden inşasıdır. Seyyid Burhâneddîn'in Ma'ârif'i; parça parça coşkulu yapısı, manzum geçişleri, sembolik hicivleri ve yoğun ayet atıflarıyla mütercim için çetin bir filolojik sınava dönüşmektedir. Abdülbâki Gölpınarlı çevirisi, metni Türkçe okura ilk kez sunan tarihsel bir kutup çalışma olmakla birlikte, dönemin egemen dil politikalarının getirdiği "Öztürkçeleştirme" ve rasyonalizasyon refleksi nedeniyle tasavvufi ıstılahların dikey metafizik anlam alanını yer yer düzleştirmiştir. Yeni çeviri paradigması ise Gölpınarlı’nın filolojik mirasını bir basamak olarak kullanıp metne teknik terminolojisini, manzum musikisini, metaforik canlılığını ve anlatısal tansiyonunu
Edebiyat
Küresel Tasarımın İç Motoru
Küresel Tasarımın İç Motoru: Türkiye’de Sermaye Transferleri, Elit İkameleri ve Aparat Mekaniğinin Krono-Politik Anatomisi (1952 - 2026) Metodolojik Çerçeve ve Deterministik Matris Modern Türkiye’nin makro-tarihsel patikası, salt iç siyasi rekabetlerin, ideolojik polarizasyonların ya da lineer bir demokratikleşme/otoriterleşme anlatısının ürünü değildir. Karşımızda, küresel hegemonyanın yapısal tasarım dalgaları ile yerel sermaye savaşlarının asimetrik bir biçimde birbirinin üzerine katlandığı, yüksek entropili ve deterministik bir matris bulunmaktadır. Bu matrisin en radikal ve dönüştürücü iç motoru, geç Osmanlı döneminden itibaren devletin kurucu unsuru ve iktisadi omurgası olan Rumeli ve Balkan muhaciri (özellikle Yunanistan göçmeni) seküler elit yapının, gücü ve finansı Karadeniz, Kafkas ve Doğu Anadolu kökenli yeni muhafazakâr/milliyetçi ağlara devretmesidir. Bu elit ikamesi, yalnızca yasal bürokrasinin değil; yargı, emniyet, istihbarat, finansman kanalları ve informal güç odaklarını da kapsayan total bir hegemonya transferidir. Bu süreçte hiçbir ideoloji, aktör ya da ittifak statik kalmamış; küresel sistemin bölgesel ajandası ile içerideki kliklerin hayatta kalma arzusu dönemsel aparatlar üzerinden enstrümante edilmiştir. Her aktörün bir "son kullanma tarihi" (expiration date) bulunmakta ve işlevini tamamlayan unsurlar sistem dışına itilmektedir. Aşağıdaki krono-politik hat; bahse konu derin kurumsal kırılmaların, asimetrik tasfiye mekanizmalarının ve büyük servet transferlerinin rasyonel, deterministik ve bütüncül bir dökümüdür. Krono-Politik Hat ve Jeopolitik Kırılma Eşikleri NATO Üyeliği ve Çevreleme Stratejisinin Kurumsal İmzası 18 Şubat 1952 Türkiye resmi olarak NATO’ya kabul edildi. Bu adım, devletin güvenlik bürokrasisinin küresel takvime entegre
Tarih
Türkiye Ekonomi-Politiğinde Elit Değişimi ve Deterministik Matris
Küresel Tasarımın İç Motoru: Türkiye’de Sermaye Transferleri, Elit İkameleri ve Aparat Mekaniğinin Krono-Politik Anatomisi (1952 - 2026) Türkiye Ekonomi-Politiğinde Elit Değişimi ve Deterministik Matris Modern Türkiye'nin makro-tarihsel patikası, salt iç siyasi rekabetlerin ya da lineer bir demokratikleşme anlatısının ürünü değildir. Karşımızda, küresel hegemonyanın yapısal tasarım dalgaları ile yerel sermaye savaşlarının asimetrik bir biçimde birbirinin üzerine katlandığı yüksek entropili bir matris bulunmaktadır. Bu matrisin en radikal motoru, devletin kurucu unsuru olan Rumeli ve Balkan muhaciri (özellikle Yunanistan göçmeni) seküler elit yapının, gücü ve finansı Karadeniz, Kafkas ve Anadolu kökenli yeni muhafazakar/milliyetçi ağlara devretmesidir. Bu elit ikamesi, yalnızca yasal bürokrasinin değil; yargı, emniyet, istihbarat ve informal güç odaklarını da kapsayan total bir hegemonya transferidir. Bu süreçte hiçbir ideoloji, aktör ya da ittifak statik kalmamış; küresel sistemin bölgesel ajandası ile içerideki kliklerin hayatta kalma arzusu dönemsel aparatlar üzerinden enstrümante edilmiştir. Aşağıdaki krono-politik hat; bahse konu derin kurumsal kırılmaların, tasfiye mekanizmalarının ve büyük servet transferlerinin rasyonel ve deterministik bir dökümüdür. NATO Üyeliği ve Çevreleme Stratejisinin Kurumsal İmzası 18 Şubat 1952 Türkiye resmi olarak NATO’ya kabul edildi. Bu adım, devletin güvenlik bürokrasisinin küresel takvime entegre edildiği ve iç siyasi parametrelerin transatlantik barajına göre ayarlandığı kurucu eşiktir. Kurucu Rumeli eliti, bekasını Batı nizamına endekslemiştir. 27 Mayıs Askeri Darbesi ve İlk Sistemik Format 27 Mayıs 1960 Menderes yönetiminin son dönemindeki ekonomik sıkışmışlık ve SSCB ile yakınlaşma arayışları, ordu içindeki NATO eksenli
1000Kitap
Reklam
Reklam