Hz. Musa’nın muhatap olduğu kurulu düzen ve statükocu yapının başında tanrısal hususiyetler yüklenmiş hatta kendisini “bizzat” tanrı olarak gören politik bir idareci vardı. Bu yönüyle Hz. Musa’nın tecrübesi Nemrud örneğinde olduğu gibi, öldüren ve dirilten tanrısallık kudretine öykünmüş idareci bağlamında Hz. İbrahim’in tecrübesine benzemektedir. Nitekim “Allah kendisine hükümdarlık verdiği için şımararak Rabbi hakkında İbrahim ile tartışan kişinin haline bir baksana! İbrahim ona: ‘Benim Rabbim hayatı veren ve hayatı alandır’ deyince o ‘Ben de yaşatır ve öldürürüm’ dedi. Bunun üzerine İbrahim: ‘İşte Allah güneşi doğudan doğduruyor, haydi sen de batıdan doğdur bakalım!’ der demez kâfir donakaldı. Zaten Allah zalimleri hidayet etmez, emellerine kavuşturmaz” (Bakara, 2/258) ayetinde olduğu gibi, firavunun da Hz. Musa karşısında halkına “Ben sizin en yüce rabbiniz değil miyim” (Nâzi’ât, 79/24) diye seslenişi bütünüyle benzeşmektedir. Ancak örneğin İslam’ın zuhuru döneminde Hz. Muhammed’in Mekke’de muhatap aldığı zihin daha farklıdır. Mekkeli müşriklere “Andolsun, onlara ‘gökleri ve yeri kim yarattı’ diye sorsan elbette ‘onları kudretli hükümran olan, her şeyi bilen Allah yarattı” diyecekler (Zuhruf, 43/9). Zira onlar şirklerini, kendilerini Allah’ya daha çok yakınlaştırdığına inanarak putları şefaatçi saymaları olarak açıklamışlardır (Zümer, 39/3). Dolayısıyla Mekkeli müşrikler arasında bir şahsın politik bir idareci olarak Nemrud ya da firavunlar gibi ulûhiyet iddiasında olduğuna rastlamıyoruz. Ancak elbette firavun kendisinin kâinatı var eden yüce bir yaratıcı olduğunu iddia etmiyordu ancak onun iddiası, kendisinin kâinatın yaratıcısının yeryüzündeki tezahürü olduğuydu. Bu nedenle firavunluk ideolojisi, idarecinin tanrısal yetkiye ortak olması ya da bu yetkiyi yeryüzü
Din
Haberin olsun, halis din yalnızca Allah’ındır. O’ndan başkalarını evliyalar (dostlar) edinerek “Biz bunlara yalnız bizi daha fazla Allah’a yaklaştırmaları için kulluk ediyoruz” diyenlere gelince; Allah tartışıp durdukları konuyla ilgili hükmünü verecektir. Şu bir gerçek ki Allah yalancı, inkarcı kişiyi doğru yola iletmez. 39-Zümer Suresi 3
Sayfa 187 - İstanbul Yayınevi·Kitabı okuyor
Alıntı
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Yüce İslam dini başka bir ideolojiyle, başka bir izmle ya da batıl bir dinle sentez olabilir mi? Elbetteki hayır! Çünkü İslam'ın öncelikli şartı, dinin yalnız ve yalnız Allah'a hâlis kılınmasıdır. Bu gerçeği açıkça beyan eden birçok ayet-i kerime bulunmaktadır: "Gerçekten münafıklar, ateşin en alçak tabakasındadırlar. Onlara bir yardımcı da bulamazsın. Ancak tevbe edenler, ıslah edenler, Allah'a sımsıkı sarılanlar ve dinlerini katıksız olarak Allah için (hâlis) kılanlar başka; işte onlar müminlerle beraberdirler. Allah, müminlere büyük bir ecir verecektir." [2] "Hiç şüphesiz, biz sana bu Kitab'ı hak ile indirdik; öyleyse sen de dini yalnızca O'na hâlis kılarak Allah'a ibadet et. Haberin olsun; hâlis (katıksız) olan din yalnızca Allah'ındır..." [3] "De ki: Ben, dini yalnızca O'na hâlis kılarak Allah'a ibadet etmekle emrolundum." [4] "Öyleyse, dini yalnızca O'na hâlis kılanlar olarak Allah'a dua (kulluk) edin; kâfirler hoş görmese de." [5] 2 Nisa: 4/145-146. 3 Zümer: 39/2.3. 4 Zümer: 39/11. 5 Mümin: 40/14.
İslam’ın diğer kaynaklarından biri olarak gösterilen “icma” kelimesi ve türevlerinin Kuran’daki geçişi de hep olumsuzdur. Bu, Kuran’ın “hadis” kavramı gibi “icma”yı da mucizevi bir şekilde mahkûm ettiğini gösterir. (“İcma” kelimesi ve türevleri için bakınız 20-Taha Suresi 60, 70-Mearic Suresi 18, 104-Hümeze Suresi 2, 3-Ali İmran Suresi 173, 3-Ali İmran Suresi 157, 10-Yunus Suresi 58, 43-Zuhruf Suresi 32, 26-Şuara Suresi 38, 12-Yusuf Suresi 19, 10-Yunus Suresi 71, 20-Taha Suresi 64, 17-İsra Suresi 88, 22-Hac Suresi 73, 54-Kamer Suresi 45, 28-Kasas Suresi 78, 7-Araf Suresi 48, 26-Şuara Suresi 39, 26-Şuara Suresi 56, 54-Kamer Suresi 44)
Sayfa 79 - İstanbul Yayınevi·Kitabı okuyor
Alıntı
Fatiha 2.Bölüm
EUZUBİLLAHİMİNEŞŞEYTANİRRACİM BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM Elhamdulillahi rabbil âlemin esselatu vesselamu aleyke ya seyyidel evveline vel ahirin ve ila cemiil enbiyayi vel murselin ve ila cemiil evliyayi vel hamdulillahi rabbil âlemin. Bismillahirrahmanirrahim. El hamdu lillâhi rabbil âlemîn. Er rahmânir rahîm. Mâliki yevmid dîn. İyyâke na’budu ve iyyâke nestaîn. İhdinâs sırâtel mustakîm. Sırâtallezîne en’amte aleyhim. Gayril magdûbi aleyhim ve lâd dâllîn. Allah’ın Fatiha’daki muradını, kulluğumuz için Fatiha’nın önemini anlatıyorduk, Fatiha’yı bir dua olarak nasıl anlamamız gerektiğini anlatmıştık, yine devam ediyoruz inşallah. Kur’an, insanın hayat kitabıdır; yani insanın, hayatında yaşadığı her an mutlaka Allah’ın emriyle, hükmüyledir. İnsanın herhangi bir olay karşısında ne yapması gerektiği Kur’an’da mutlaka vardır. Bu yüzden Allah, Kur’an’ı birden bir kitap olarak indirmemiş, yirmi üç senede tedrici olarak, parça parça, bütün hayata yayarak indirmiştir. Bütün varlığın merkezinde insan vardır. Bunu laf olsun diye ya da herhangi bir kitaptan okuduğum için değil Allah böyle öğrettiği için söylüyorum. İnsanın hayatı Kur’an demektir. Allah, insanın kendi hayatını Kur’an’a göre yaşamasını istemiş, dolayısıyla fıtrat itibariyle de onu bir Kur’an olarak, bir kitap olarak yaratmıştır. Bütün Kur’an, insanda mevcuttur. Kur’an insanda mevcut olmazsa insanın Kur‘an’ı anlaması ve yaşaması mümkün olmaz. Allah, insanın gönlündekini, fıtratını, Kur’an’ı indirip insana hatırlatır; yani “senin için böyle bir hayat takdir etmişim, sen böylesin, sen canlı Kur’an’sın” der. Kur’an’ın canlanıp, bir insanın suretine bürünmesi mümkün olsaydı suretine bürüneceği kişi Resulullah (s.a.v.) Efendimiz olurdu. Bu durumda Resulullah (s.a.v.) Efendimiz canlı Kur’an demektir. Eğer Resulullah
Sayfa 179·Kitabı okuyor
Kul, önce sabah namazının sünnetini kılar. Zamm-ı sûre olarak Kafirun ve İhlâs surelerini okur.¹ Çünkü, rivayetlerin çoğunda, Hz. Peygamber’in (s.a.v) bunları okuduğu bildirilmektedir.² ....................... Ebu Hureyre (r.a) ve İbn Abbas’ın rivayet ettikleri hadisi şerife göre, Resullulah (s.a.v) sabah namazının sünnetinin birinci rekatında Bakara sûresindeki "Kulu amenna billahi ve ma unzile ileyna ve ma unzile ila ibrahime ve ismaile ve ishaka ve ya'kube vel esbatı ve ma utiye musa ve isa ve ma utiyen nebiyyune min rabbihim, la nuferriku beyne ehadin minhum ve nahnu lehu muslimun." [Deyin ki: "Biz; Allah'a, bize indirilene, İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a ve onların soyundan gelenlere indirilene; Musa'ya, İsa'ya ve diğer Nebilere Rabb'lerinden verilenlere, iman ettik. Onları birbirinden ayırt etmeyiz. Ve biz O'na teslim olanlardanız."] ayetini³ sonuna kadar okuyordu. İkinci rekatında ise: "Rabbena amenna bi ma enzelte vetteba'nar resule fektubna meaş şahidin." ["Ey Rabb'imiz! İndirdiğine iman ettik, Resul'üne tabi olduk. Öyleyse bizi tanıklarla birlikte yaz."] ayetini⁴ okuyordu.⁵ O halde bazen bunlar da okunmalıdır. _____________________ ¹ Rivayetler için bkz: Darimî, Salat, 146; Ahmed b. Henbel, Müsned, VI, 184, 225 ² Bkz: Müslim, Müsafirîn,98; Ebû Davud, Salat, 98; Nesaî, İftitah, 39 ³ Bakara 2/136 Al-i İmran 3/53 Ebû Davud, Salat. 98
Sayfa 89 - Semerkand Yayıncılık, 2. Baskı, Aralık 2003 (Çev: Yakup Çiçek ve Dilaver Selvi)·Kitabı okudu