Hala hatırlıyorum, altmışlı yılların başlarında Şehid Seyyid Kutub “Yoldaki İşaretler” adlı kitabını çıkarmıştı. Bu kitap o zaman İslam’ın stratejik hareket fikrinde önemli bir dönüm noktası olmuştu. Bütün düşünce ve fikirlerimle dopdolu bir şekilde bu kitabın şu makalesi önünde durdum; **"Bu dinin yöntemindeki ikinci özellik de, stratejik hareketin pratikliği ve esnekliğidir. Bu hareketin çeşitli merhaleleri ve her merhalenin gereklerine ve pratik ihtiyaçlarına uygun araçları vardır. Her merhale, bir sonraki merhale ile sona erer. Bu din, pratiği bir takım soyut teorilerle karşılamaz. Söz konusu pratiğin merhalelerine donuk ve katı tedbirlerle karşı koymaz. Bu dinin cihad hakkındaki metoduna delil göstermek üzere Kur’an ve Sünnet’ten çeşitli deliller ileri sürüp de, dinin bu özelliğini gözönünde tutmayanlar, bu yöntemin açtığı merhalelerin özelliği ile, çeşitli delillerin her merhale ile olan ilgisini idrak edemeyenler, ağır bir hataya düşmüş, bu dinin yöntemini saptırıcı kılıklara büründürmüş, kaynaklara da aslında taşınılmayacak olan, gayeye dönük esaslan ve kaideleri yüklemiş olurlar. Çünkü onlar Kur’an ve Sünnet’teki her delili sanki nihai durumu belirten bir delilmiş gibi, bu dinde nihai kuralları temsil eder diye kabul ediyorlar. İslama bağlılıkları sadece isimden ibaret kalmış olan müslümanlara karşı dikilen umut kinci pratiğin baskısı altında, hem akılca ve hem de ruhi bakımdan yılgınlığa düşen bu çeşit kimseler, İslam sadece savunma amacı ile cihad eder derler. Böylece bu dini, yeryüzündeki tüm zorbaları ortadan kaldırarak, insanlan sadece Allah’ın kulu yapmak olan metodundan feragat ettirmekle şirin gösterdiklerini sanırlar. Oysa insanlara getirdiği inancı zorla benimseterek değil, fakat insanlarla bu inancın arasını açık ve serbest bırakarak,
Sayfa 10 - Nehir Yayınları