Hakikat, en çok hoşumuza giden yalanın ta kendisidir!
*Karanlıktan yakınmak yerine ışığı yakmak çok daha iyi olur, dedi Bayan Ming. (Syf 9) *Eğer değerli bir insanla karşılaşırsan ona benzemeye çalış, sıradan bir insanla karşılaşırsan onun hatalarını kendinde ara. (Syf 37) *Bilge, içindeki kusurların nedenini ortaya çıkarır; çılgın, bundan diğerlerini suçlar. (Syf 38) *Onun elinden tutanı aydınlatan bir mumdur tecrübe. (Syf 41) *Dağı yerinden oynatan kişi önce küçük taşları temizlemekle başlar. (Syf 51) *Düşünmeden öğrenmek gereksizdir; öğrenmeden düşünmek tehlikelidir. (Syf 54) *Her gün ilerlemeye insan her gün geriliyor demektir. (Syf 55) *Bilge sakin ve dingin bir; sıradan insan kaygıların altında edilmiştir. (Syf 65) *Bayan Ming, tek başına bu halktı, anlaşılması güç, insani uygar Çin'di. (Syf 67) *Hakikat, bizim en fazla hoşumuza giden yalanın ta kendisidir. (Syf 73) *Bayan Ming, Ting Ring ve dokuz hayali çocuk kafamı hep meşgul ediyordu. (Syf 75)
"Özne sembolikle özdeşleştirilemez, çünkü sembolik döngüsellik daima bir ölçüde özneye dışsaldır. Ama yine de sembolikten kaçış yoktur. Bu Hyppolite'i doğrudan doğruya Lacan'a şöyle yakınmaya itiyor: 'Eğer doğru anladıysam sembolik işlev sizin için, eşzamanlı olarak ne tamamen içinde kalabildiğimiz ne de dışına çıkabildiğimiz aşkın bir işlev (une fonction de transcendance]. Hangi amaca hizmet eder bu? Onsuz yapamıyoruz, ama içinde yer alamıyoruz da' (38, 51). Lacan zaten söylemiş olduğu şeyi onaylayarak cevap verir ve böylece yasanın yineleme işlevini gözler önüne serer: "Eğer sembolik işlev işliyorsa, bunun içindeyizdir. Hatta şöyle söyleyeyim - bunun o derece içindeyizdir ki, dışına çıkamayız."
Reklam
Kitaplar, Arbelet'den bir cilt, Martineau'dan bir cilt, Lamiel, Lucien Leuwen, egotizm anıları. Biri Stendhal hakkında bir inceleme yazısı yapmayı tasarlamıştı. Kitaplar oradaydı, orada kalmıştı ve tasarı şaşkın, ürkek, madde haline gelmişti. 38 Mayıs'ı: Stendhal hakkında inceleme yazısı yapmak ahmakça bir iş değildi o zaman. Bir madde. Kirli beyaz örtüler gibi, örtülere oturmuş toz gibi herhangi bir madde. Bulanık, hareketsiz, kıpırtısız bir madde, içine sokulunması olanaksız bir varlık. Benim tasarım.
Üzülmekten başka ne gelir elden..:(
Özellikle istatistiksel araştırmalarda. Burada bulu­nan herkesin verisini bilgisayara girdiğimizde ortaya çı­kan rakam mahkumlarımızın kütüphane olgusuna çok uzak olduklarını ortaya koyuyor; tamı tamına yüzde 84.12'si okumaktan nefret ediyor. Mahkumların yüzde 26.38'i hiç okuma yazma bilmediği için bu durum gayet anlaşılabilir. Peki, ya okuma yazması olup da yaşamı bo­yunca kitaptan vebadan kaçar gibi kaçmış yüzde 47.71'e ne demeli? Geri kalan yüzde on kadarı da bir şekilde ki­tap okumuş ama onlar da kendilerine bir şey vermedi­ğini düşündükleri okuma eylemini zaman israfı olarak görüyorlar.
Sayfa 80 - Cehennem Kütüphanesi·Kitabı okuyor
Alıntı
Ebû Hüreyre’den (ra) rivayet edildiğine göre Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Allah Teâlâ, “Kim benim dostlarımdan birine düşmanlık ederse, ben de ona harp açarım. Bir kulum, kendisine farz kıldığım şeylerden daha sevimli bir amel ve ibadetle bana yaklaşmaz. Fakat kulum bana nafile ibadetlerle de sürekli yaklaşır, sonunda ben onu severim. Bir kere de onu sevdim mi, artık o kulumun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli ve yürüyen ayağı olurum. Eğer benden bir şey dilerse onu verir; bana sığınırsa mutlaka onu himaye ederim.” buyurdu.” (B6502 Buhârî, Rikâk, 38)
Din
Hala hatırlıyorum, altmışlı yılların başlarında Şehid Seyyid Kutub “Yoldaki İşaretler” adlı kitabını çıkarmıştı. Bu kitap o zaman İslam’ın stratejik hareket fikrinde önemli bir dönüm noktası olmuştu. Bütün düşünce ve fikirlerimle dopdolu bir şekilde bu kitabın şu makalesi önünde durdum; **"Bu dinin yöntemindeki ikinci özellik de, stratejik hareketin pratikliği ve esnekliğidir. Bu hareketin çeşitli merhaleleri ve her merhalenin gereklerine ve pratik ihtiyaçlarına uygun araçları vardır. Her merhale, bir sonraki merhale ile sona erer. Bu din, pratiği bir takım soyut teorilerle karşılamaz. Söz konusu pratiğin merhalelerine donuk ve katı tedbirlerle karşı koymaz. Bu dinin cihad hakkındaki metoduna delil göstermek üzere Kur’an ve Sünnet’ten çeşitli deliller ileri sürüp de, dinin bu özelliğini gözönünde tutmayanlar, bu yöntemin açtığı merhalelerin özelliği ile, çeşitli delillerin her merhale ile olan ilgisini idrak edemeyenler, ağır bir hataya düşmüş, bu dinin yöntemini saptırıcı kılıklara büründürmüş, kaynaklara da aslında taşınılmayacak olan, gayeye dönük esaslan ve kaideleri yüklemiş olurlar. Çünkü onlar Kur’an ve Sünnet’teki her delili sanki nihai durumu belirten bir delilmiş gibi, bu dinde nihai kuralları temsil eder diye kabul ediyorlar. İslama bağlılıkları sadece isimden ibaret kalmış olan müslümanlara karşı dikilen umut kinci pratiğin baskısı altında, hem akılca ve hem de ruhi bakımdan yılgınlığa düşen bu çeşit kimseler, İslam sadece savunma amacı ile cihad eder derler. Böylece bu dini, yeryüzündeki tüm zorbaları ortadan kaldırarak, insanlan sadece Allah’ın kulu yapmak olan metodundan feragat ettirmekle şirin gösterdiklerini sanırlar. Oysa insanlara getirdiği inancı zorla benimseterek değil, fakat insanlarla bu inancın arasını açık ve serbest bırakarak,
Sayfa 10 - Nehir Yayınları
Reklam
Reklam