Allah buyurdu ki: "Ey İblis! Ne oluyor sana da, secde edenlerle beraber olmuyorsun?" ﴾32﴿ İblis şöyle dedi: "Kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattığın bir insana secde edemezdim." ﴾33﴿ Allah şöyle buyurdu: "Öyle ise oradan çık! Sen, artık kovulmuş birisin." ﴾34﴿ "Kıyamet gününe kadar lanet senin üzerindedir." ﴾35﴿ İblis: "Rabbim! Öyle ise insanların kabirlerinden kaldırılacakları güne (kıyamete) kadar bana mühlet ver" dedi. ﴾36﴿ Allah buyurdu ki: "Sen mühlet verilenlerdensin." ﴾37﴿ "Allah katında bilinen vaktin gününe kadar..." ﴾38﴿ İblis şöyle dedi: "Rabbim! Beni saptırdığın için, mutlaka ben de yeryüzünde onlara günahları süsleyeceğim ve onların hepsini mutlaka azdıracağım!" ﴾39﴿ "Ancak içlerinden ihlaslı kulların müstesnâdır." ﴾40﴿ Allah şöyle buyurdu: "İşte bana ulaşan dosdoğru yol budur." ﴾41﴿ "Sana uyan azgınlardan başka, kullarımın üzerinde hiçbir nüfuzun yoktur." ﴾42﴿ "Şüphesiz ki onların hepsine vaad edilen yer cehennemdir." ﴾43﴿ "Cehennemin yedi kapısı vardır. O kapıların herbiri için birer grup ayrılmıştır." ﴾44﴿ Allahtan korkanlar, elbette cennetlerde ve pınarların başındadırlar. ﴾45﴿ Onlara: "Selametle güven içinde oraya girin" denir. ﴾46﴿ Biz o cennetliklerin kalblerindeki kinleri çıkarır atarız. Hepsi kardeşler olarak sevinç içinde karşılıklı koltuklara otururlar. ﴾47﴿ Orada kendilerine hiçbir yorgunluk gelmeyecek. Oradan çıkarılacak da değillerdir. ﴾48﴿ Kullarıma haber ver ki, gerçekten ben çok bağışlayıcı ve pek merhamet ediciyim.
Sarı-kahverengi-gri tonların hâkim olduğu mıntıkada bir vaha gibi duran Ömer bin Abdulazîz türbesinden ayrılırken, kendisine hayranlığım daha da artmıştı. İsteseydi, Şam'da veya Suriye'nin diğer büyük şehirlerinden birinde, devasa ve gösterişli bir türbede yatıyor olabilirdi.
39 yıllık kısacık ama parıltılarla dolu hayatı sona erdiğinde, âhiret yurduna giderken böyle gösterişsiz bir durak seçmek, onun karakterine dair bütün ipuçlarını veriyordu işte.
Tarih kaynakları, Ömer bin Abdulaziz'in, vefat ederken şu ayeti mırıldandığını yazıyor:
" İşte ahiret yurdu... Biz onu yeryüzünde üstünlük taslamak ve bozgunculuk çıkarmak istemeyenlere vereceğiz. GÜZEL AKIBET müttakilerin olacaktır." ( Kasas 83)
Beden artık tek eksiği bilimin son dokunuşu olan nihai mükemmelliğe ermesi için ona müsvedde muamelesi eden biyologların ve mühendislerin hakimiyet bölgesidir. *Ensomatozun* (eski gnostik geleneklerde bedene düşüş) bu modern ve laik vizyonunda insanın bedeni, onun lanetli payının cisme bürünmüş halidir; bilim tekniğin sayısız alanlarının yeniden şekillendirmek, "maddesizleştirmek", insanın belini büken kırılganlığın ve ölümün yükünden kurtarmak için kontrol edilebilir düzeneklere dönüştürmekte can attığı kısımdır beden.Etten kemikten oluşmuş olma kusuru karşısında beden, cisme büründürdüğü insandan ayrıştırılır ve bir kendinde-varlık olarak tasarlanır. Onu kırılganlığından ve sınırlılığından kurtarmak, o ele gelmez payı ele geçirmek ve teknisyenlere özgü kalıtsızlığa ulaştırmak için bedenin defalarca üstü çizilir, karalanır. Beden gerçekten kusursuz bir makine kılınamıyorsa, demiurgos'vari bir ayartmayla ıslah ve modifiye edilmelidir. Burada, laik düşünce çerçevesinde ifade edilmesi mümkün olmayan örtük bir fantazma alttan alta görülür: Bedeni yürürlükten kaldırıp büsbütün silmek ve yerine daha mükemmel bir makine koymak. Bedeni varoluş koşullarını yeniden belirleme eğilimindeki bu hayal dünyasında beden, makinelerin gelişmesi ve yeniden üretilmesi için gerekliliği gitgide azalan bir vasıtaya dönüşmektedir. Bedene karşı girişilen kavga, altındaki saik olan ölüm korkusunu gitgide daha çok ele veriyor. Bedenin kusurlarını gidermek, onu bir düzenek kılmak, makine fikriyle ilişkilendirmek ya da makineyle çiftleştirmek demek; vadesinin bitiminden onu kurtarmaya kalkışmak, "varolmanın dayanılmaz hafifliğini" (Kundera) silmek demektir. Beden insanda ölümün yeridir. Nitekim Meditasyonlar'ında kendi cismaniliğine ad vermek istediğinde aklına kadavra imgesi gelen ve bu imgenin
وَلَوْلَٓا اِذْ دَخَلْتَ جَنَّتَكَ قُلْتَ مَا شَٓاءَ اللّٰهُۙ لَا قُوَّةَ اِلَّا بِاللّٰهِۚ اِنْ تَرَنِ اَنَا۬ اَقَلَّ مِنْكَ مَالاً وَوَلَداًۚ
"Her ne kadar beni mal-mülk ve evlat bakımından eksik görüyorsan da bahçene girdiğin zaman: "Allah ne dilerse o olur, Allah'tan başka hiçbir güç yoktur, deseydin ya!"
(Kehf 18/39) âyet-i kerimesini okumak; mal, evlat gibi herhangi bir nimetin ölümden başka bütün âfetlerden selâmetine vesile olur.