‘İnsanlar sevginin öldüğünü söyler ama aslında ölmez. Onu şimdi seviyorsan buradan on yıl sonra da 40 yıl sonra da seversin. Belki farklı ve rengi solmuş bir aşkla. Ama o artık senin bir parcandır. Sen de onun.’
Türk ve Japon reformcuların felsefelerindeki farklılık, belki başka hiçbir hususta olmadığı kadar bariz ve karakteristik biçimde yazı meselesinde ortaya çıkar. Basitliği ile öne çıkan ve sadece 28 harften teşekkül eden Arap alfabesi dünyanın en mükemmel ve en yaygın alfabeleri arasında olmasına karşın Türkiye'de bu alfabe kullanımdan kaldırılmıştır. Diğer yandan Japonya, kendi içindeki Romalıların Latin alfabesini kabulü cihetindeki taleplerini reddetmiştir. Japonya reformalardan sonra dahi 46 işaret ve 880 ideogramı barındıran girift yazısını muhafaza etmeyi tercih etmiştir. Bugün Japonya'da okuryazar olmayan yoktur. Türkiye'de ise Latin alfabesinin kabulünden 40 yıl sonra bile nüfusun yarısından fazlasının okuryazarlığı yoktur. Böyle bir netice, körlerin dahi görebileceği cinstendir.
PKK'nın kökü derken, belli bir kökü yok. Bir bakmışsın halkın, bir bakmışsın Milli Savunma Bakanlığı'nın içinde, bir bakmışsın Meclis'te... Nasıl ki, bir ağacın 40 tane, 50 tane dalı varsa bu PKK olayının da aynı..
Bir sabah BTR zırhlı araçla sınır boyunca gidiyorum. Baktım, çalılık bir bölgede, insanların sırtlarında çalı kaçışıyorlar, ölecekler neredeyse. "Durun kaçmayın" dedim ama kadınlar Türkçe anlamıyorlar. "Kolay gelsin" diyorum, yüzüme bakmıyor. "Buraya gelin" diye sert bağırınca, mecbur koştu geldi. "Ben görevli olduğum müddetçe," dedim, "istediğiniz zaman odun alacaksınız." Böyle deyince, "önceden hem odunlarımızı alıyorlardı, hem de bizi dövüyorlardı" dediler. Sınır bölgesi, yasaklanmış, başka yerden odun bulma şansı yok. Bir gün, köyden, "bize merhaba dedi, gelsin çayımızı içsin" diye beni çağırdılar. Köylü buna bile hasret. Teğmen, bitişikte samanlığı olan vatandaşın evinin çatısına, sormadan, karakolun su deposunu koyuyor. Depo taşıyor, samanı ıslatıyor. Köylü, "neden böyle yapıyorsunuz, hayvanımın yiyeceğini ıslatıyorsunuz" deyince, 20-22 yaşındaki teğmen 40-50 yaşındaki adamı dövüyor. Köylü şikâyet etse, yukarıdan "iyi yaptınız" diyorlar..
Bir varlığı rabb ya da ilah edinmek için ona, "Bu benim rabbimdir." ya da “Bu benim ilahımdır.” demek gerekmez. Rabb ve ilahın özelliklerini bir varlığa verdiğinizde ya da yalnızca rabb ve ilaha yapılması gereken bir şiarı, bir varlığa yaptığınızda, o varlık sizin rabbiniz/ilahınız olmuş olur.
___________________
Ayrıca bk.3/Âl-i İmrân, 64; 4/Nisa, 59-60; 5/Mâide, 43-44, 50; 7/A'raf, 54; 12/Yûsuf, 40
Kaba rakamlarla yaklaşık 6 bin yıllık yazılı tarihi, 10-15 bin yıllık yerleşik yaşama kültürü ve 40-50 bin yıllık sanat ve alet üretme kültürü ile insanoğlunun geçmişine dair bilgilerimiz çok az...