Bu söylediklerimin hiçbiri zahiri günahla alakalı değildir. Hepsi nefisle ilgilidir. Nefsimizden kurtulmadan huzura varamayız; çünkü nefsin her hâli şirktir, küfürdür, riyadır, hasettir, kendini beğenmektir, “ben, bence, bana göre” demektir. Rûhun da bütün hâli aşktır, muhabbettir, hayırdır, güzelliktir, aftır, mağfirettir. Bedene ait olanlar ise sadece günahtır. Allah her türlü günahı affeder; fakat şirki affetmez.410 Bu yüzden asıl mesele şirkten temizlenmektir.
Günahla şirk çok farklı şeylerdir, bu ikisini birbirinden ayıralım. Mesela; rabbimiz leş, kan, domuz eti ve Allah’tan başkası adına kesilen hayvanın önce haram olduğunu buyurur; ama sonra mecbur kaldığımız takdirde ölmeyecek kadar onları yememize müsaade eder.411 Yaratan yarattığını bilmez mi?412 -Elbette ki bilir ve kulunun gücünün yetmediği durumlarda ona açık kapı bırakır; ama şirk için böyle bir şey söz konusu değildir.
411- Ebu Hureyre (radıyallahu anh) der ki: "Peygamberimiz 'O gün yeryüzü bütün haberlerini anlatır.' mealindeki ayeti (Zilzâl suresi 4. ayet.) okuduktan sonra sahabilere 'Yeryüzünün haberleri nedir, biliyor musunuz? diye sordu. Sahabiler 'Allah ve O'nun Resulü bilir.' diye cevap verince Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
-'Yeryüzünün haberleri, sen falan gün şunu şunu işledin, diyerek her kulun ve her cariyenin üzerinde işlemiş olduğu amellere şahitlik etnesidir. İşte yeryüzünün haberleri, bu demektir." (Tirmizi)
…
(1) "Geri geliş, kendi kendisine atfedilen içkinliktir” (a.g.e.).
c) Nakarat en çok ve en sarih şekilde yeryüzüyle ilişkisi içinde belirir ve tanımlanır; nakarat:
Yeryüzünün şarkısıdır” (A 1972, s. 416).
(2) "Bu önermeyi açalım. Nakarat, yeryüzünü üç kere dönüştürür. Kaostan çıkarken yeryüzünü hedef alır; kaosun kuvvetlerine karşı bir yeryüzünü düzenler; bu yeryüzünü “taşır” ve başka bir yere kaçar. Düzenleme-altı, düzenleme-içi ve düzenlemeler-arası. Kaos, yeryüzü, kozmik. Böylece, karanlıkta şarkı söyleyerek kendimizi teskin ederiz; ortalığı toplarken bir ezgi mırıldanırız; zihnimizin başıboş dolaşmasına izin vererek mırıldanırız (sırasıyla MP 1980, s. 384-397, 398-410, 411-433).
Öyleyse:
(3) "Nakarat, yerliyurtlu düzenlemeye doğru gider, buraya yerleşir ve buradan çıkar" (MP 1980, s. 396);
ve:
(4) "Belki de nakaratı yerliyurtlu veya yerliyurtlulaşmış, kendini filizlenmeye, üretmeye veren bir bileşen olarak adlandırmak gerekir” (a.g.e., s. 401).
…
411. Ebû Hüreyre'den [radıyallahu anh] nakledildiğine göre Resûl-i Ekrem (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur:
"Pazartesi ve perşembe günleri cennet kapıları açılır ve Allah'a şirk (ortak) koşmayan kulların hepsi mağfiret edilir. Ancak (din) kardeşi ile arasında düşmanlık bulunan kimse bundan müstesnadır. (Meleklere), 'Barışana kadar şu ikisini bekletin' denilir."
Ölümden sonra ne olduğunu sayfasında boş bir alanla gösterir sadece (I. 780; s. 609). İrade ve Tasarım Olarak Dünya'nın son bölümünde Schopenhauer, felsefesinin en sonunda bizi hiçlikle baş başa bıraktığını kabul eder. İradeyi reddedersek eğer, buna bağlı olan dünyayı da reddederiz; böylece hiçlikle baş başa kalırız. Ve bu yüzden şu cümleyi felsefesinde aktarır: "Bizim için geriye kalan sadece hiçliktir" (I. 557; s. 411).