-Spoiler İçermez-
Aslında kitaplar da bizi geçmişe götüren birer zaman makineleridir. Her kitap ister istemez yazıldığı döneme ilişkin ipuçları verir. Bazen bu ipuçları o kadar yoğundur ki, sizi adeta yaşadığınız zamandan alıp kitabın yazıldığı döneme götürür. O sebeple okuduğum her kitap bana kendimi bir "Time traveler" gibi hissettirir.
Eğer bir zaman makinem olsaydı ve geçmişe gidecek olsaydım yazının icadından öncesine, elimizde bir veri kaydının bulunmadığı zamanlara giderdim. Büyük ihtimalle de ilk olarak, ilk insanın dünyaya geldiği zamana giderdim. Gelecekten bile çok merak ettiğim bir zaman varsa o da ilk insanların yaşadığı zamandır.
Eğer geleceğe gidecek olsaydım da, sanırım korkacağım ve kendimi güvensiz hissedeceğim için, bulunduğum zamandan çok fazla uzaklaşmak istemezdim. En fazla yarım asır ileriye giderdim ve insanlığın ne kadar gelişmiş olduğunu görürdüm. Yani umarım gelişmiş olduğunu görürdüm.
Şimdi biraz kitaba dönelim. Kitapta zaman makinesini icat eden ve icadıyla birlikte geleceğe yolculuk yapan bir bilim insanının başına gelenler anlatılıyor. Kitabın orijinalinde "Time traveler" terimi kullanılmış. ithaki yayınları "Zaman yolcusu" olarak çevirirken benim okuduğum yayın olan İş Bankası Kültür Yayınları "Zaman gezgini" demeyi tercih etmiş. Artık yolcu mu demek istersiniz gezgin mi, size kalmış.
802 bin 701 yılına doğru yolculuğa çıkan bilim insanımız, insanlığın 2 türe ayrıldığını ve hem fiziken hem de içsel olarak değişimlere uğradığını görüyor. Yer üstünde yaşayan eloi türü ve yer altında yaşayan morlock türü, gidilen uzak zamanda bile sınıf farkının varlığını sürdürdüğünü açıkça ortaya koyuyor.
İnsanlığın, devamlı gelişme gösteren bir eğri içinde yer aldığını düşünmüştüm nedense hep. Oysa belli ki insanlık, başı ve sonu sıfır olan bir