(...) Ve sıra geldi, o en nâzik mevzuya: “Aşk”… İlâhî Komedya, belki her şeyden çok bir aşk hikâyesi olduğuna göre, bu meselenin etraflıca üzerinde durmamız gerekecek…
Evvelâ Türkçe’deki bu kelimeyi pek beğendiğimi belirtmeliyim. Arabça “ışk”tan geliyor ama, bence telâffuzu ondan daha güzel… Bu kelimeyi ilk işittiğimde 5 yaşlarındaydım. Ne mânâya geldiğiyle beraber nasıl söylendiğini iyice anlamak için birkaç defa tekrarlatmıştım. Ve ruhuma öyle lâtif bir rayiha kondurdu ki o gün, şimdi sizler için çoktan bir basit olmuş, belki işite işite artık gınâ getiren bu kelime, beni belki her duyduğumda o günkü gibi çarpmaya yetiyor.
İngilizler yayvan bir biçimde (love) diyorlar ona. Almanlar, kaygan bir biçimde, (liebe)… Aynı kökten geliyor bunlar. Hollandaca (liefde), Rusça ve diğer Slav dillerindeki (lübov) kelimesi de aynı kökten… Latinler (amur), (amor) ve (amore) diyorlar; kavramı bizzat “ruh” ile ilişkilendirici biçimde… İskandinavlar (kaerlighed), (kjaerlighet) ve (karlek) diyor; köken olarak sanırım Galce (carlad), İrlandaca (gra) ve Keltçe (kara) ile akrabâ… Yunanlılar (agapi), Romenler (dragoste), Arnavutlar (dashuri), Finliler (rakkaus), Estonlar (armastus), Macarlar (szerelem) diyor. Bunların bir kısmı gerçekten kaba telâffuzlar gibi geliyor bana ve “aşk”tan aldığım o lezzeti vermiyor. Yalnız Polonyalılar’ın (milosc) kelimesiyle, Letonların (milestiba) ve Litvanlar’ın (meilé) kelimesi sanırım farklı bir öbek teşkil ediyor; bunlardan en eskisi ve kök olanının Litvanca olduğunu düşünürsek, Arabça “meyl” kelimesiyle irtibatı anlaşılır. Sonra Çekler’in ve Slovaklar’ın, tıpkı bizim “aşk”a benzeyen (lâska) telaffuzları… Maltalılar’da ise Arabça (hubb)dan (imhabba)… Ve İzlandaca’da yine bizimkine benzeyen (âst)…
**Bana kalırsa, bu kelimelerin hiçbiri bizim
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Sayı 8, Ekim 1997) DANTE'NİN YOLCULUĞU -I-, (31 Ekim 1997 tarihinde Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde verilen konferans metnidir.)