Bu hayatı ilk defa tecrübe ettiği için düşüncelerle savaşıp endişelere kapılyordu.ilk kez yaşıyor olduğu için hayatı böylesine değerliydi. İlk olduğu için yaşamımızın nasıl sona ereceğini de 5 dakika sonra neyle karşılaşacağımızı da elbette bilemiyorduk. 
Sayfa 252
Alıntı
Araf Suresi'nden kendime notlar
1-)Şükrünü artır. 2-)Büyüklük taslama. 3-)İsraf etme. 4-)Allah'a karşı bilmediğin şeyi söyleme. 5-)Dünya hayatı seni aldatmasın. 6-)Rabbine içtenlikle, için için ve alçak gönüllülükle dua et. 7-)Dua ederken haddini aşma. 8-)Allah'tan korkarak ve umarak dua et. 9-)Allah'ın verdiklerine nankörlük etme. 10-)Sözünde dur. 11-)Sonuç Allah'a karşı gelmekten sakınanlarındır. 12-)Sana bir iyilik geldiğinde bu bendendir deme. 13-)Allah'a olan bağlılığını iyi şeyler geldiğinde bozma. 14-)Allah'ın ayetlerinden gafil olma. 15-)Günahtan sonra hemen tövbe et. 16-)Tevazu sahibi ol. 17-)Allah'a güzel isimleri ile dua et. 18-)Şeytandan vesvese dokunduğunu hissettiğinde Allah'a sığın. 19-)Kuran okunduğunda sus ve dinle. 20-)İbadetinle böbürlenme.
Reklam
- Rabbimin hazinelerini keşfettim. Artık dünyadan korkmuyorum.
Alıntı
Fena değilim ama muhteşem olabileceğini biliyorum. Kendimi sabote etmeye son verebilirsen Eğer ve iblislerimi alt edebilirsem.
Sayfa 51·Kitabı okudu
Millî Kurtuluş Hareketi, artık tasfiye saati çalan Türk cemiyet ve şahsiyetinin, her şeye rağmen bütün bir tarih boyunca gelen iman ve hayat şevk ve iradesiyle kendi kendisini kurtarmak için ruhunda hazır tuttuğu bir hamledir. Bu hamleyi nefslerine mal edenlerse, onun ruhuna tam zıt bir seciye belirten ve Tanzimattan beri hiçbir zaman misline rastlanmamış mikyasta ruhumuzu Garba teslim etmek kararını besleyen bir hiziptir. Bu hizbin, yüzlerine bir «suret-i hak» maskesi takıp dâvayı aziz gösterdiği ilk devirlerin gerçek kahramanlarından Mersinli Cemal Paşa, Ordu Kumandanı Nureddin Paşa gibi şahsiyetler ve daha nice isimli ve isimsiz hüviyet, hakikatte, Millî Mücadeleyi bizzat ve ilk defa olarak hazırlamış olmanın da şeref hissine mâliktirler. Nihayet, sadece Allah’ın lûtfu ve Türk milletinin yok olmamak cehdiyle muvaffak olunan hareket, semeresini vereceği zaman derhal bu hizip vaziyete hâkim olmuş; İsviçre’de Türk mukaddesatını ve iman kökünü Batı hegemonyasına satmak suretiyle her vasıf dışı bir istiklâl sağlamış; ve ondan sonra güya madde plânında kurtarılmış olan Türk, ruh plânında ve doğrudan doğruya sayelerinde imha edilmek istenmiştir. Kurtaran ve ilk defa kurtarmayı düşünen ve ona teşebbüs eden kendileri olmadığı halde, faraza kendileri olsa, bu kurtarıcılığı takip edici devrede gayenin büsbütün öldürmek için kurtarmak olduğu meydana çıkınca bu kurtarıcılığa, kurtarıcılık mı, öldürücülük mü ismini takmak lâzımdır? Böyleyken, tam 27 yıl boyunca, Allah’tan esirgenen saygı ve korku, birtakım put şahıslara ve mefhumlara karşı zorla besletilmiş, yeni nesiller bütün bir tarih ve hakikat tahrifçiliği metodiyle yetiştirilmiş, insanlık hayatının hiçbir devrinde görülmedik bir hak ve hakikat zalimliği edası altında, (Tabu) şahıslar ve mefhumlara dair ne lâf söyletilmiş,
İLÂHÎ KOMEDYA ve "AŞK"...
(...) Ve sıra geldi, o en nâzik mevzuya: “Aşk”… İlâhî Komedya, belki her şeyden çok bir aşk hikâyesi olduğuna göre, bu meselenin etraflıca üzerinde durmamız gerekecek… Evvelâ Türkçe’deki bu kelimeyi pek beğendiğimi belirtmeliyim. Arabça “ışk”tan geliyor ama, bence telâffuzu ondan daha güzel… Bu kelimeyi ilk işittiğimde 5 yaşlarındaydım. Ne mânâya geldiğiyle beraber nasıl söylendiğini iyice anlamak için birkaç defa tekrarlatmıştım. Ve ruhuma öyle lâtif bir rayiha kondurdu ki o gün, şimdi sizler için çoktan bir basit olmuş, belki işite işite artık gınâ getiren bu kelime, beni belki her duyduğumda o günkü gibi çarpmaya yetiyor. İngilizler yayvan bir biçimde (love) diyorlar ona. Almanlar, kaygan bir biçimde, (liebe)… Aynı kökten geliyor bunlar. Hollandaca (liefde), Rusça ve diğer Slav dillerindeki (lübov) kelimesi de aynı kökten… Latinler (amur), (amor) ve (amore) diyorlar; kavramı bizzat “ruh” ile ilişkilendirici biçimde… İskandinavlar (kaerlighed), (kjaerlighet) ve (karlek) diyor; köken olarak sanırım Galce (carlad), İrlandaca (gra) ve Keltçe (kara) ile akrabâ… Yunanlılar (agapi), Romenler (dragoste), Arnavutlar (dashuri), Finliler (rakkaus), Estonlar (armastus), Macarlar (szerelem) diyor. Bunların bir kısmı gerçekten kaba telâffuzlar gibi geliyor bana ve “aşk”tan aldığım o lezzeti vermiyor. Yalnız Polonyalılar’ın (milosc) kelimesiyle, Letonların (milestiba) ve Litvanlar’ın (meilé) kelimesi sanırım farklı bir öbek teşkil ediyor; bunlardan en eskisi ve kök olanının Litvanca olduğunu düşünürsek, Arabça “meyl” kelimesiyle irtibatı anlaşılır. Sonra Çekler’in ve Slovaklar’ın, tıpkı bizim “aşk”a benzeyen (lâska) telaffuzları… Maltalılar’da ise Arabça (hubb)dan (imhabba)… Ve İzlandaca’da yine bizimkine benzeyen (âst)… **Bana kalırsa, bu kelimelerin hiçbiri bizim
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Sayı 8, Ekim 1997) DANTE'NİN YOLCULUĞU -I-, (31 Ekim 1997 tarihinde Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde verilen konferans metnidir.)
Akademya Yazıları
Reklam
Reklam