Diğer taraftan, ilk nesil Müslümanlar Kur'an'daki hükümlerin teşri seyrinin miladi 610-632 yılları arasında yaşanan tarihî tecrübe ve kronolojiye koşut bir seyir izlediğine, dolayısıyla içinde bulundukları şartlar değiştikçe hükümlerin de değiştiğine bizzat şahit oldular. Onlar Kur'an vahyini tıpkı kendi gerçek hayatları gibi provasız ve tekrarsız olarak bir kez yaşayarak kavradıklarından, daha açıkçası, Mekke döneminin ilk yıllarında, "Sizin dininiz size, benim dinim bana!" (Kâfirûn 109/6) mealindeki hitaba muhatap kılınan müşriklerle ilgili olarak Medine döneminin son safahatında, "Kutsal aylar sona erdikten sonra, o müşrikleri ele geçirdiğiniz yerde öldürün!" (Tevbe 9/5) şeklinde bir kesin emri tatbikle emrolunduklarmdan, aynı kişiler, zümreler ve meseleler hakkında farklı hükümleri muhtevi ayetlere aynı an ve zaman içinde muhatap olmak gibi ilginç bir durum yaşamadılar, bilakis onlar nesh (şer'î bir hükmün daha sonra gelen şer'î bir delille yürürlükten kaldırılması) diye tabir edilen olguyu içinde bulundukları sosyolojinin akışkanlık ve değişkenliği içinde gayet tabii bir vakıa olarak algıladılar.
Sayfa 17 - Kırmızı Kedi Yayınevi·Kitabı okuyor
Din
Herbir unsurun, herbir nev'in, herbir mevcudun, küllî ve cüz'î müteaddid vazifeleri ve o herbir vazifenin çok neticeleri ve meyveleri var. Ve ekseriyet-i mutlakası, maslahat ve güzel ve hayır ve rahmettirler. Ve az bir kısmı, kabiliyetsizlere ve yanlış mübaşeret edenlere veya ceza ve terbiyeye müstehak olanlara veya çok hayırları sünbül vermeye vesile olanlara rastgelir. Zahirî, cüz'î bir şer, bir çirkinlik olur; bir merhametsizlik görünür. Eğer o cüz'î şer gelmemek için rahmet tarafından o unsur ve küllî mevcud o vazifesinden men'edilse; o vakit bütün hayırlı, güzel sair neticeleri vücud bulmaz. Bir hayrın ademi şer ve bir güzelliğin bozulması çirkinlik olması itibariyle; o neticeler adedince şerler, çirkinlikler, merhametsizlikler husul bulur. Demek bir tek şer gelmemek için yüzer şerler, merhametsizlikler irtikâb edilir ki; bütün bütün hikmete, maslahata, rububiyetteki rahmete muhalif düşer. Meselâ: Kar, soğuk, ateş, yağmur gibi nevilerin yüzer hikmetleri, maslahatları içinde bazı dikkatsiz ve ihtiyatsızlar, sû'-i ihtiyarlarıyla kendileri hakkında şer yapsa; meselâ elini ateşe soksa, ateşin hilkatinde rahmet yoktur dese; ateşin hadd ü hesaba gelmeyen hayırlı, maslahatlı, merhametli faydaları onu tekzib edip ağzına vurur. Şualar - 610
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Balkanlar'a Slav ve Ege Araplar gelişi
Balkan vilayetleri 600-610 yıllarında İran savaşını fırsat bilen Slav kabilelerinin istilasına uğramıştı. İstilayı izleyen 250 yılda bu bölgelerden günümüze gelen hemen hiç yazılı kayıt ol­madı. Ege adalarının birçoğu boşaldı. Terk edilen adalar ancak il. Nikiforos'un (963-969) doğu seferlerinden getirdiği Suriyeli Hristiyanlarla yeniden iskan edilebildi.
Sayfa 44·Kitabı okudu
Sirkte eğitimin en zorlu yönlerinden biri, çoğumuz için günlük ve sürekli olarak konfor alanlarımızdan çıkmamızın istenmesiydi. Palyaço atölyelerinde kendimizi aptal yerine koymaya, risk almaya, bir şeyler denemeye, başarısız olmak konusunda rahat olmaya teşvik edildik. Ve o anlarda sessizlikten başka hiçbir şey yoktu, kaçacak hiçbir yer yoktu. Ortaya bir şey koymak ve ne olduğunu görmek için bir varlık, acımasız bir dürüstlük gerekiyordu. Önemli olan oraya gidip onu yapmak, onun hakkında düşünmemek, başkalarının ne düşüneceğinden endişelenmemek, hatta belirli bir sonuca bağlı kalmamak, SADECE YAPMAKTI. (Kendi yorumum) Biz müslümanlar biliriz ki Peygamber Efendimiz 610 yılında Hira Mağarası'nda inzivadayken Cebrail (a.s.) tarafından "Oku!" emriyle gelen ilk vahiyle sarsılmıştı, yaşadığı yoğun heyecan ve korkuyla evine dönmüş ve eşi Hz. Hatice'ye "Beni örtün, beni örtün!" diyerek endişesini dile getirmişti. Bir süre konfor alanından, inzivadan çıkmamıştı ancak Rabbimiz, O’nun tebliğe başlaması gerektiğiyle ilgili bir vahiy göndermişti. Buna karşılık Peygamber Efendimiz kendisini "tamamen hazır hissetmeyi" beklemedi; ilahi emir gelir gelmez hemen eyleme geçti. Özetle, hazır olmak diye bir şey yoktur sadece yaşamak, eyleme geçmek vardır.
Sayfa 14·Kitabı okuyor
Mö. 610-546 yılları...
"Anaksimandros... dünyanın yok olabilir olduğunu düşünüyordu."
Sayfa 59 - Pinhan Yayıncılık·Kitabı okudu
Felsefe ve Düşünce
Meselâ: Kar, soğuk, ateş, yağmur gibi nevilerin yüzer hikmetleri, maslahatları içinde bazı dikkatsiz ve ihtiyatsızlar, sû'-i ihtiyarlarıyla kendileri hakkında şer yapsa; meselâ elini ateşe soksa, ateşin hilkatinde rahmet yoktur dese; ateşin hadd ü hesaba gelmeyen hayırlı, maslahatlı, merhametli faydaları onu tekzib edip ağzına vurur. Şualar - 610