Dünyayı Kuran Beyin
9/10
·351 syf.··
Beğendi
·
2026 76. kitabı
·
28 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 08:30
“Dünyanın yapılandırılması ve kurulması muazzam bir iştir, bunu her gün binlerce kez bilinçdışında yaptığımız için ne yaptığımızın farkında bile olmayız.” (s. 155) Oliver Sacks kitaplarının beni en çok etkileyen yanı, nörolojik vakaları anlatırken aslında insanın dünyayı nasıl kurduğunu sorgulaması oluyor. Bu kitapta renkleri kaybeden bir ressamın, hafızası zamanın bir noktasında donup kalan bir adamın, sonradan görmeyi öğrenmek zorunda kalan Virgil’in, Tourette sendromlu bir cerrahın ve otistik savantların hikâyeleri yer alıyor. İlk bakışta birbirinden çok farklı görünen bu vakalar, sonunda aynı noktada birleşiyor. Beyin dünyayı algılarken belirli ölçüde onu yeniden kurar. Bu fikir özellikle Jonathan I. vakasında belirginleşiyor. Renkleri kaybeden ressamın hikâyesinde Sacks, algının ne olduğu sorusunu da düşündürüyor. Bu bölümleri okurken sık sık Steven Pinker çağrışımları uyandı. Pinker dilin ve zihnin dünyayı doğrudan almadığını, onu kategoriler aracılığıyla işlediğini söyler. Johann Wolfgang Von Goethe ise renklerin yalnızca fiziksel bir olgu olmayıp deneyimin ürünü olduğunu düşünür. Sacks ise küçük bir beyin hasarının bütün gerçeklik deneyimini değiştirebildiğini gösterir. Üçü de farklı yerlerden aynı soruyu soruyor aslında: Gerçeklik nerede kurulur? “Rengi yapan şey, bizzat beyindi.” (s. 45) Bu cümle kitabın felsefi merkezlerinden biridir. Jonathan I. başlangıçta renkleri hatırlayabiliyor, onlar hakkında konuşabiliyordu fakat zamanla yalnızca renk görme yetisini değil renklerle ilgili zihinsel dünyasını da kaybetti. Renk, duyusal bir eksiklik olmaktan çıkıp hafızadan silinen bir deneyime dönüştü. Bu fikir beni özellikle etkiledi. Çünkü burada kaybolan şey bir duyudan ziyade o duyunun etrafında kurulmuş anlam dünyası gibi görünüyor. Hatta gördüğü renk gri bile değildir, kullandığımız
Mars'ta Bir AntropologOliver Sacks · İletişim Yayınları · 1997247 okunma
Yollarımız erken ayrıldı :(
Bir kitabı yarım bırakmak benim için pek alışıldık bir durum değil. Hatta başladığım kitapları, sevmesem bile bitirmeye çalışan bir okurum. Ama İnsanların Dünyası ile 63. sayfada yollarımızı ayırdık. Ve ilk kez yarım bıraktığım kitap oldu.. Yıllardır elimde duran bir seriydi. Artık okuyup yavaştan bitsin istedim ama olmadı. Saint-Exupéry'nin ne anlatmak istediğini anladım. Posta uçakları, pilotların yaşadıkları, dönemin zorlu haberleşme koşulları ve insanın sorumluluk karşısındaki hâli... Hatta yazarın kendi deneyimlerinden ve arkadaşlarının hikâyelerinden izler taşıyan bir anlatı olduğunu da fark ettim. Fakat ne yazık ki tek bir sayfa daha okuma isteği uyandırmadı. Merak etmedim, heyecanlanmadım. Sayfaları çevirmek benim için bir keyiften çok göreve dönüştü. Belki yanlış zamandı, belki de doğru okur değildim. Ama bazı kitaplar bitirilmek için değil, bize neyi sevmediğimizi göstermek için karşımıza çıkıyor. Küçük Prens benim için hâlâ çok özel bir yerde duruyor. Fakat aynı yazardan İnsanların Dünyası ile yollarımız beklediğimden çok daha erken ayrıldı.
İnsanların DünyasıAntoine de Saint-Exupéry · Dokuz Yayınları · 20202,437 okunma
Reklam
Seni İçime Gömdüm
Puan vermedi
Sevgili Tomris Uyar’ın Adnan Semih’in etkisinde kalarak Andrew Jolly’den çevirdiği bu küçük ama içerik olarak dev yapıt Kafka, Camus ve Dostoyevski karışımı bir estetik tatla kimlikleşiyor, belleklerimizde bir hüznün romanı olarak irileşiyor. Yapıtın yazarı hakkında yeterli bir bilgiye ise ulaşılamamış. Ancak bu bilge başka bir roman daha yazmış bu bilgiye ben ulaşmadım çünkü araştırmadım. Araştıranlara selam olsun. Diğer kitabının adı; A Time of Soldiers. Başka kitapları var mı? Bilmiyorum. Seni İçime Gömdüm, yaşamın odağında parçalanan aşk, sevgi değil ama bunların üstünde ya da bunların da anlamlandıramadığı psikososyal bir sürece denk geliyor. Yüreğe gömülen bir sevda neye denk gelir? Bence en acı ayrılıklara… Yapıt, ötekilerin romanı. Kavminden sürülmüşlerin… Bir çığlığın romanı: Seni İçime Gömdüm (Lie Down In Me). Yalın! Romanın erkek kahramanlarından Kabrero, kimdir ne iş yapar varlığını nasıl tanımlar ona da bakalım inceleme boyunca. Ama bir sevdanın ardı sıra sürüklenen bir insana bakar gibi. Roman: “Tan ağarırken ölmüştü kız.” cümlesiyle başlar. Kızılderili olan bu kız, hastadır. Bakıma muhtaçtır. Yaralıdır. Hasta bir kıza tutkuyla eğilişin alanı bir evliliğe kayar. “Karı” olarak kendi topraklarının kızlarından birisini seçmez kahraman. Eski kamyonlar yağlı çadırlar misalidir hayat… O yüreğindeki yangına tutkundur. Ağabeyine, sevdiği kızın ya da takıntılı bir şekilde içerikleştirdiği kadının hastalığından söz bile etmez: “Ağabeyine yaradan söz açmayı düşünmedi bile. Duygularını tıpatıp açığa vuracak sözcükleri bulabilse de -diyelim ki vardı böyle sözcükler- yine bir işe yaramazdı; onun sözcükleriyle ağabeyinin aklından geçenler, birbirini tutmuyordu ki” (s.14). Ağabeyi Kızılderili sosyal kişilik/toplum yaşantısını kendince gördüğü için kardeşinin vazgeçmesi
1000Kitap
Seni İçime GömdümAndrew Jolly · Ayrıntı Yayınları · 20221,075 okunma
Cerrah
10/10
·376 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
Bana polisiye,cinayet kitaplarını sevdiren kadın her kitabını okurum aşk kadın cok guzel yaziyor ya ilk okuduğum kitabı ikiz bedenlerdi sonra serinin (rizzoli and isles ) ilk kitabı olan cerrahı okudum bayıldım #k:112tes Tess Gerritsen
Kitap Alıntısı
CerrahTess Gerritsen · Doğan Kitap · 201817,2bin okunma
10/10
·816 syf.··
Beğendi
·
2026 25. kitabı
22/11/63", Stephen King tarafından yazılmış, tarihi kurgu ve zamanda yolculuk temalarını harmanlayan sürükleyici bir kitaptır. Kitabın ana karakteri Jake Epping, açık öğretimle liseden mezun olmak isteyenlere İngilizce Edebiyat dersi vermektedir. Jake'in hayatı, yerel bir lokantanın sahibi ve yakın dostu olan Al Templeton'ın ona büyük bir sır vermesiyle tamamen değişir. Al'ın lokantasının deposunda, 1958 yılına açılan gizli bir zaman geçidi (tavşan deliği) vardır. Kanser hastası olan ve ömrü tükenen Al, bu tavşan deliğini Jake'e gösterir ve ondan tarihi tamamen değiştirecek bir şey yapmasını ister. Başta Al'ın anlattıklarına inanmayan Jake, bir kez geçmişe gidip geldikten sonra istediği şeyi yapmaya karar verir. Stephen King’in sadece bir korku yazarı olmadığını, aynı zamanda muazzam bir kurgu dehası olduğunu gösteren bir eser. İçinde hem gerilim hem de hayatımızda okuyabileceğimiz en dokunaklı aşk hikayelerinden birini barındıran su gibi akan bir roman. Eğer okumadıysanız mutlaka okuyun. Kitabın çok sevilen bir dizisi de var henüz izlemedim ama mutlaka izleyeceğim.
22/11/63Stephen King · Altın Kitaplar · 20214,172 okunma
Kişisel görüşlerim değişti gibi
8/10
·336 syf.··
2026 3. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 06 Haziran 2026 00:00
Evet, bu kitabı yaklaşık bir buçuk haftadır okuyorum. Kitap gayet hızlı okunuyor eğer sınav haftasında olmasaydım daha erken bir vakitte bitirirdim. Önemli olan anlayarak okumak diyerek kendimi avutuyorum. Kısaca kitap hakkındaki spoiler içermeyen görüşlerimi belirteyim.Bence ortalama bir polisiyeydi.Konu olarak tek farklılık emekli ajanların ana karakter olmasıydı.Eğer öyle olmasaydı çok rahat 6-7 verirdim.Karakterlerin yaşlarının büyük olması asla sıkıcı değildi.Bilge topluluğu konuşuyormuş gibi hissettim.-Ingrid lütfen stalk taktiği verir misin?-Onları okudukça büyümekten korkmamam gerektiğini fark ettim.Kitabı kendi açımdan polisiye ve psikoloji olarak sınıflandırıyorum.Bu türlere ilginiz varsa okuyun derim,pişman olmazsınız. Gelelim spoiler içeren bölüme Kitabın bazı kısımlarının geçmişten bazı kısımlarının gelecekten olması hoşuma gitti.Normalde bazı yazarlar iki bölümde ele alıyor kitabı.Yarısı full geçmiş,kalan yarısı şimdiki zaman şeklinde oluyor.Ben bu hâlini tercih ederim.Akışı bozmadan bizlere bilgi veriyor ve biz de öğrendiğimiz bilgi ile yeni teoriler üretiyoruz.Harika!Jo'yu okurken eğlendim.Karakter geçişleri de iyiydi bölümler arasında ama Diana çok az konuşmadı mı?Biraz daha dünyayı onun gözünden okumak isterdim.Çünkğ şimdi ondan o kadar da nefret edemiyorum.Sonuçta biz resmen bütün olayı Maggie'nin ağzından dinledik.Maggie ile yıldızlarımız bir türlü çakışmadı nedense. Okurken yaptıklarını mantıksız bulmadan edemedim. Evet yeterince mantıklı bir karakter ama bazen aşırı ihtiyatsız davranıyordu. Emekli olunduğunda kariyerin neye dönüşebileceğini gördüğümde ufak bir krize girdim. Ben ne yapacağım hâlâ bilmiyorum. Bilgelikle dolu zaman bize yolumuzu gösterir herhalde xaxax. Bella'nın nasıl canavara dönüştüğünü adım adım izlemek tüyler ürperticiydi.
Duygu ve Düşünce
Casuslar SahiliTess Gerritsen · Doğan Kitap · 2024767 okunma
Reklam
Reklam