Ahmed el-Shamsy'nin ikinci bölümde ve eserin başka kısımlarında da (meselâ bk. s. 23, 59, 293) tekrarladığı bir iddia var; o da XIX. asrın başlarında âlimlerin, sonrasında canlandırılacak olan "eski" klasik eserlere “şaşılacak derecede" ilgisiz olduklarıdır. 8Yazara göre bunun sebeplerinden biri XI-XIX. asırlara hakim olan "metinsel skolastisizm", yani medresenin ve ilmiyenin öne çıkardığı kitaplara, onların usul ve muhtevasına mutlak
körükörüne) bağlılık (bir tür şerh-haşiye edebiyatı), ikincisi de "epistemolojik ezoterizm", yani "hal ilmi" olan, derunî-iç tecrübeye dayanan tasavvufun kitabı ve okumayı reddeden yahut önemsizleştiren bir karaktere bürünmesidir.
8 Yazar güzel ve doğru örnekler de veriyor. Meselâ "1900'lerin başına kadar İbn Teymiye'nin çok sayıda yazısının [risâlesinin?] neredeyse hiçbiri neşredilmemişti" (s. 271); "Taberi'nin IX. yüzyılda telif ettiği Kur'an tefsiri 1890'larda hiç bilinmiyordu, ancak metin yeniden keşfedilip 1903'te neşredildiğinde klasik tefsirlerin mükemmel örneklerinden biri haline gelmiştir" (s. 356)."s.67
Osmanlı Imparatorluğu'nun plansız ve programsız bir şekilde aldığı ve harcadığı dış borçlar, devletin siyasi ve ekonomik gelişmesine darbe vurduğu gibi, Türkiye Cumhuriyeti'ni kuruluş yıllarında ekonomik açıdan sıkıntıya soktu. Osmanlı İmparatorluğu'nun borçlarının yüzde 67'si Türkiye Cumhuriyeti'nin üzerine kalmıştı. Bu borcu ilk borç alışımızdan 130 yıl sonra 1984'te bitirilebildik.
Beyân meselelerine bir örnek olmak üzere de Hak Teâlâ'nm birliğini, yaratıcılığını, kudret ve azametini ifade eden şu âyetlere bir bakalım:
وَمَا لِيَ لَٓا اَعْبُدُ الَّذ۪ي فَطَرَن۪ي وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
"Ben, niçin benim fıtratımı belirleyene kulluk etmeyeyim? Siz de O'na döndürüleceksiniz." (yasin/22)
(saffat/4,5)
(4)اِنَّ اِلٰهَكُمْ لَوَاحِدٌۜ
Kuşkusuz ilahınız elbette Bir Tek'tir.
(5) رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ الْمَشَارِقِۜ
Göklerin, yerin ve ikisinin arasında olanların Rabb'idir. Ve doğuların Rabb'idir.
(83) فَسُبْحَانَ الَّذ۪ي بِيَدِه۪ مَلَكُوتُ كُلِّ شَيْءٍ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
O, çok yüce ve çok üstündür. Her şeyin mülkü ve egemenliği O'nun elindedir. Ve O'na döndürüleceksiniz. (yasin/83)
(67) وَمَا قَدَرُوا اللّٰهَ حَقَّ قَدْرِه۪ۗ وَالْاَرْضُ جَم۪يعاً قَبْضَتُهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ وَالسَّمٰوَاتُ مَطْوِيَّاتٌ بِيَم۪ينِه۪ۜ سُبْحَانَهُ وَتَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ
Allah'ı hakkıyla takdir etmediler. Yeryüzü, kıyamet günü tamamıyla O'nun avucundadır. Gökler de O'nun sağ eliyle dürülmüş olacaktır. O, onların ortak koştuklarından münezzehtir ve çok yücedir. (zümer/67)
Görülüyor ki bu mübarek âyetler, bir yüce gerçeği renkli üslupla ne kadar parlak, ne kadar etkili ve çekici bir biçimde açıklıyor.
65. Âd kavmine de kardeşleri Hûd peygamberi gönderdik. "Ey kavmim, Allah'a kulluk edin, O'ndan başka bir ilahınız daha yok. Hâlâ siz O'nun azabından sakınmayacak mısınız?!" dedi.
66. Kavminden inkara dalmış o cumhur cemaat (yani ileri gelen ve göz dolduran seçkinleri) dediler ki: "Kesinlikle biz, seni bir çılgınlık içinde görüyoruz ve kesinlikle seni biz yalancılardan biri sanıyoruz!"
67. "Ey kavmim, bende hiçbir çılgınlık yok... Fakat ben, alemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamberim." dedi.