Yaklaşık 1700'de Barbados'taki damıtımevleri özel yapım bakır imbikler ("metelik" terimi bu bakırdan gelir), büyük metal fıçılar ve sıvıları muhafaza edip işlemden geçirmek için gereken tüm borular getirilerek kayda değer derecede modernize edildi. Başlangıçta ufak çaplı olsa da, üretilen miktarlar arttıkça lezzeti ve (yerelde, ama özellikle Amerika'da) gördüğü talepte bir artış oldu; pek çok başka egzotik ürün gibi rom da eczacıların elinden tavernacılara geçiş yaptı. Rom üretilen bölgelerde plantasyon sahibinden işçiye, efendiden köleye, herkes tarafından yüksek miktarlarda rom tüketiliyordu. Martinique'de hizmetçiler ve Afrikalı kölelerin kişi başı yıllık rom tüketimi tahminen 3.5 galonu buluyordu. Karayipler'de görev yapan askeri personel için de aynısı geçerliydi. Romu, elbette keyif almak içiyorlardı ama aynı zamanda tıbbi açıdan da yaygın olarak tavsiye ediliyordu. Alkol, yerel hastalık tehdidine karşı vücudun sıcaklığını koruyabilmek adına hayati bir ilaç olarak görülüyordu. Romun özellikle tropikal bölgelerdeki beyaz askerler için önemli olduğu kanaati yayıldı; ayrıca geceleri nöbet tutanlara da tavsiye ediliyordu. Kuzey Amerika'daki İngiliz birlikleri ayda ortalama 3.5 galon rom içiyordu (bu rakam romu üreten köle nüfusun tüketim miktarının 12 katıydi). Bu dönemde her bir adada ve adalar arasında başarılı bir rom ticareti yürüyordu; fakat Karayip romunun arkasındaki itici güç, özellikle Kuzey Amerika'ya yapılan ihracattı. Karayipler'den rom ihracatı yapanların sayısı 17. yüzyılda hızla arttı. 1664-1665 yılları arasında Barbados'tan 102.744 galon rom gönderilmişti; 30 yıl sonra ise bu rakam yarım milyon galonu aşacak noktaya geldi. Yaklaşık 1700'de rom tüm Karayipler'de yetiştiricilik yapanların önemli gelir kaynaklarından biri haline gelmişti. Ama hepsinden