!!Spoiler olabilir..!!
Bosna'da 3 yıl süren 1992-1995 tarihleri arasında yaşanan Sırbistan soykırımını en gerçekçi haliyle yüreğinizi sızlatacak bir trajediyi Bosnalı Müslümanlara yapılan zulmü ele alınan bu kitap bir savaş romanı değil bu kitap dünyanın gözü önünde işlenen bir insanlık suçunun sessiz tanığı. Sırbistan'da 8372 insan vahşice öldürüldü kadınlara, çocuklara, yaşlılara defalarca tecavüz ve işkenceler yapıldı koca bir millet yok sayıldı tüm dünya izledi. Kitap Bosna'da yaşanan soykırımı gözümüze değil vicdanımıza sokuyor öyle ki kitabı okurken defalarca kalbimin sıkıştığını hissettim her sayfada küfür ve lanet ettim böyle alçak bir millet oldukları için.. Sinan Akyüz 'ün daha önce İncir Kuşları , Sevmek Zorunda Değilsin Beni , İki Kişilik Yalnızlık kitaplarını okudum hepsinde de ayrı bir trajedi ve hikaye vardı ama incir kuşları ve meyra resmen travmam oldu. İncir Kuşları ını deprem gecesi deprem olmadan yarım saat önce bitirip mutlu sonla bittiği için huzurla yatağıma yatıp sabaha 6 Şubat depremi ile uyandığım için uzun süre sinan Akyüz okuma cesareti bulamamıştım. Meyra ve İncir Kuşları konu olarak birbirine benzediği için ikisinin bende bıraktığı kalp kırıklığını anlatamam. Sırplardan o kadar nefret ettim ki son 3-4 gündür her 10 dakikada bir Sırplara küfür seansı yapıyordum bu da ayrı bir trajedi çoğu okurunda dediği gibi kitabın ortalarına doğru baya tekrara gittiği doğru ama her bir karakterin hikayesini ayrı ayrı anlatılması duygularını en açık haliyle aktarılması kitabı kitap yapan özelliktir Karakterler aracılığıyla sadece politik ve toplumsal boyutu değil; komşuluk, arkadaşlık, sevgi gibi duygusal ilişkileri de güçlü biçimde aktarıyor ama benim için eksi bir yönü olan kısım kitabın sonu sanki aceleye getirilip yazılmış 600 sayfa boyunca meyra ve samirin kavuşmasını bekleyip sanki apar topar
1995’te 8372 kişinin katledildiği Stebrenitsa soykırımından BM tercümanı olduğu için sağ kurtulan Bosnalı Hasan Nuhanoviç’in yaşadıklarını bir romandan ziyade acı bir anı havasında okuyoruz. Nuhanoviç ailesi Çetniklerin saldırısından kurtulmak için üç yıl süren bir mücadeleye girişir. Güvenli bölge olan Srebrenitsa’ya ulaşabilmek için çok zorlu bir yolculuk yaparlar. Ancak bu yolculuğun onları ölüme götüreceğini bilemezler.Nuhanoviçler bir taraftan Çetniklerle bir taraftan Balkanlar’ın acımasız soğuğuyla bir taraftan da korkunç bir açlıkla mücadele edeceklerdir. BM ve kurbanların anlatıldığı bu kitapta “unutulmuş insanların”adım adım ölüme nasıl gönderildiğini gözleriniz yaşarmadan okumanız mümkün değil. “Srebrenitsa’da tarih öncesi zamanlarda varlıklarını sürdüren insanlar gibi yaşıyorduk” sözleriyle orda yaşananları özetleyen Hasan Nuhanoviç Son Sığınak olarak gördüğü, kurtulacaklarını umduğu Srebrenitsa’da ailesinin Sırplara teslim edildiğine tanık olacaktır. BM gücü Hollandalı barış askerlerine tercümanlık yaptığı için sağ kurtulan Hasan Nuhanoviç’in kitabın sonunda söylediği şu sözler çok üzücüydü: “Bir Sırp propandacısıyla konuştuğumu hissettim. Aman Allah’ım! O anda etrafımın düşmanlarla veya düşmanlarımın müttefikleriyle sarılı olduğunu anladım. “Hasan Nuhanoviç Srebrenitsa katliamından sağ kurtulanlar ve yakınları için “Hakikat ve Adalet İçin” kampanyası başlatmış ve Srebrenitsa katliamını tüm dünyaya duyurmaya çalışmıştır.
Yakın tarihimizin en önemli olaylarından birisi, Yugoslavya'nın dağılma sürecidir. Küresel aktörlerin özgürlük masalları sonucunda, Balkanlar'daki kanlı hesaplaşmalar Sırplar, Hırvatlar ve Boşnaklar arasında uzun yıllar sürmüştür.
Alman yazar Alexandra Cavelius kitapta, savaşta esir düşen Bosnalı Leyla'nın başına gelenleri kaleme alıyor. Toplama kampında maruz kaldığı işkenceleri ve bir daha asla eskisi gibi olamayışını tüm çıplaklığı ile gözler önüne seriyor. Savaştan Hırvat bir asker tarafından kurtarılan Leyla, daha sonra ailesine kavuşur ve psikolojik destek almaya başlar. Hollanda'da savaş suçlularının yargılandığı mahkemede tanık olarakta dinlenir Leyla. Son zamanlarda okuduğum dili en akıcı kitaplardan birisi. Her satırın gerçek bir hayat hikayesi olduğunun bilincinde olmak ise, çok üzücü.
Ve Bosna...
Sırp kasabı Ratko Miladic komutasındaki askerlerin, 8372 kişiyi katlederek tarihin en büyük soykırımını yaptığı Srebrenitsa...
Tüm bu acılara rağmen adalet ve hürriyet için onurlu bir mücadele veren ve zulme karşı daima dimdik duran bir halk.
Kitabı bitirdiğimde ise Bosna'nın "Bilge Lideri" Aliya İzzetbegoviç'in şu unutulmaz sözleri kulaklarımda yankılandı:
"Ve her şey bittiğinde hatırlayacağımız şey; düşmanlarımızın sözleri değil, dostlarımızın sessizliği olacaktır..."
Alexandra CaveliusLeyla
Srebranista soykırımı 1995'te yaşanan ve en az 8372 müslümanın, Srebranista kasabasında Ratko Mladiç komutasındaki Sırp ordusu tarafından vahşice öldürülmesidir. Günümüzde 11 Temmuz Srebranista Soykırımını anma günüdür.
Adelisa sırpların elinden şans eseri kurtulmuş bir Boşnak kızıdır. Tüm ailesini bu acımasız soykırımda kaybetmiştir. Bu savaş Adelisayı o kadar olumsuz etkilemiştir ki Türkiye'de adını Can yapar, saçlarını hep kısacık keser ve bir erkek gibi davranır.
Alekos Ustanın yanında meyhanede çalışarak hayata tutunmaya çalışan Can'ın ansızın meyhaneye gelen Rodoplu ile yolunun kesişmesi ile tüm düzeni bozulur.
Alekos usta Rodopluya adelisayı emanet etmiştir. İkili Bursa'ya bir çiftliğe gittiğinde Adelisa yıllar sonra ilk kez aile kavramını hisseder. Tek sorun çiftlikteki herkesin onu Can olarak tanımasıdır. Gerçekler açığa çıktığında Adelisayı aile olarak gördüğü kişiler kabul edebilecekler midir?
Herkese merhaba bugün üzücü bir katliam sonrası hayata tutunmaya çalışan güçlü bir kadının hikayesini anlatmaya çalıştım sizlere. Erkeğe göre Nail olarak tasvir edilseler de kadınlar birçok acıya göz gererler. Kitap kalın olmasına karşın oldukça akıcıydı. Yazarın üslubunu çok beğendim. Yeri geldi güldüm yeri geldi üzüldüm dolu dolu bir kitap okudum. Yazarın hak ettiği yere gelmesi dileğiyle okumak isteyen herkese şimdiden keyifli okumalar diliyorum ✿✿
Srebrenitsa özgürlüğe giden ölüm yolu
11 temmuz 1995 tarihinde, Şuşnyari den binlerce kişi Tuzla ya varmak için Nezuk a doğru yürümeye başladı. Bir çoğunun silahı ve erzakı yoktu.
12 Temmuzda grup ikinci defa Kravitsa da saldırıya uğradı.Srebranitsa dan kaçan insanlar yine bölündü.
13 Temmuzda Boşnaklar Nova Kasaba yakınlarındaki Jadar Nehri ni geçerken bir kez daha saldırıya uğradı. Ne yazık ki çok sayıda insan hayatını kaybetti.
14_15 Temmuz da grup Marçiçi-Snagovo da pusuya düştü.
14_15 Temmuzda gece saatlerinde geri kalan bir avuç insan Tsrni vrh bölgesini geçip Balykovitsa istikametinde ilerlemeye devam etti.
16 Temmuz da özgürlüğe giden ölüm yolculuğunda geriye kalanlar gözyaşları ve tekbir sesleriyle serbest bölge olan Nezuk a ulaşmayı başardı.
Ve soykırım kurbanlarının tespit edilebilen sayısı 8372...
1992 yılında Avrupa nın gözleri önünde yaşanan bir soykırım herkesin üç maymunu oynadığı 3 yıl devam eden, insanın aklının mantığının almadığı işkenceler ,okurken insanlığımızdan utanacağımız, gözyaşlarınızı tutatmayacağınız. Boğazım düğüm düğüm okudum. Birleşmiş Milletler in yardım adı altında onları soykırımın kucağına atması nereden tutmaya çalışsalar ellerinde kalan umutları. Bütün suçları Müslüman olmaları olan bir halk kendi gibi gördüğü Hıristiyan ve Sırp insanlar tarafından hunharca katledilen ve tecavüz e uğrayan binlerce insanın yürek dağlayan gerçek hikayesi. Bence her insanın okuması gereken muhteşem kitaplar arasında.
DAVETİYE - 3 Eylül 2024- Bursa Ördekli Kültür Merkezi-19.15’de
Dostlar tam kadro bekliyoruz inşallah sizleri… “Savaşın kanlı yüzü, yazgıdan öte okunmayan bir çileydi…”
#8372NumaralıÇadır 8372 Numaralı Çadır
8372 Numaralı ÇadırŞifanur Özçelik Şirin · Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık · 20245 okunma