“Tam 15 yıl oldu. 15 koca yıl! Ben senden bir gün ayrılamazken 15 yıl bekledim. 15 yılda kaç gün var biliyor musun?
5.475... Peki... 131.400 saat nedir bilir misin? İşte o günlerdeki saat sayısı! Ve o saatlerin toplamı da 7.884.000 dakika ediyor! Bunların hepsini yaşadım ben... Sen, taş kalpli, ne ki bunlar diyebilirsin. Bunlar... Bana inen taş sayısı, üzerime saçılan ateş, zikir çeken bir dervişin çektiği tespih tanesi!“
Ukbe b. Âmir (radıyallahu anh), Resûlullah’tan (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle rivayet etmiştir:
“Kıyamet günü güneş yeryüzüne yaklaşır ve insanlar terlemeye başlar. Kiminin teri topuklarına, kimininki baldırlarının yarısına, kimisininki dizlerine, kimininki uyluklarına ve kimilerinin teri ise ağzına kadar varır (Resûlullah bunu anlatırken elini ağzına götürerek terin seviyesi ni gösterdi). Kimi de vardır ki, onun teri boyunu dahi aşar (Resûlullah bunu anlatırken de elini başının üstüne koymuştur).”
Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 4/157; Taberânî, el-Mu'cemü‘l-Kebîr, 17/884; İbn Hibbân, es-Sahîh, nr. 7329; Hâkim, el-Müstedrek, 4/571
Koynumuzda beslediğimiz bir yılan! Babası Osmanlılara yenilince, henüz çocukken rehin aldığımız, bakıp büyüttüğümüz III.Vlad! Saraylarımızda şehzadelerle oyun oynamış, aynı lalalalardan ders almış bir hain! Eflâk beyi olunca sapıtmış. Türklere vergi ödemeyi reddetmiş, Macaristan Krallığı'yla ittifak yapmış. 23.884 savaş esirini kazığa geçirmiş. "Erkek, kadın, çocuk dememiş, öldürmüş! Fatih Sultan Mehmet komutasındaki Ordu Eflâk'ın başkentine ulaştığında, kazıklara dizili cesetler arasından beş kilometre boyunca yürümüşler! Osmanlı'ya yenildiğini anlayan Kazıklı Voyvoda kaçarken taş üstünde taş bırakmamış, terk ettiği topraklardaki kuyuları zehirlemiş, ekinleri yakmış, hayvanları telef etmiş. Sonunda Transilvanya ormanlarında kıstırılıp yakalanmış. Seferden geri dönen Sultan'a ispat etmek için, III.Vlad'ı yakaladıklarında başını kesip İstanbul'a göndermişler.
Ankara'nın simgesi olarak sayılan Atakule...
Turgut Özal zamanında yapımına başlandı. Onun emanetiydi. Melih Gökçek burayı da diğer projeler gibi nedense sürekli kendi çalışmasıymış gibi yansıttı.
Halbuki 13 Ekim 1989'da açılmıştı.
Neyse...
Melih Gökçek, Vakıfbank ve Emekli Sandığı tarafından 30 yıl sonra belediyeye devredilmek üzere yap-işlet-devret yöntemiyle yapılan ve 1989 yılında açılan Atakule'yi o dönem 900 milyar liraya Vakıfbank'ın kuruluşuna sattı.
Hem de Belediye Meclis kararı olmadan, Atakule'yi Vakıfbank Personeli Özel Güvenlik Hizmetleri Vakfı'na sattı...
Parsel üzerinde Atakule İş Merkezi ve yan tesisleri de bulunuyor. Anıtsal Yapılar Şirketinin kullandığı 737 metrekarelik kısmın haricinde 28 bin 560 metrekare kullanım alanlı işyerlerinin aylık kirası 169 bin 884 dolardı.
Atakule'nin neden satıldığıyla ilgili Emlak Daire Başkanlığının açıkladığı gerekçede şunlar yazıyordu:
“Buradan elde olunan gelirin takibi, kesin bilinmesi mümkün olmadığından kayda değer bir gelirin ileriki yıllarda da elde edilmesi mümkün değildir. Satılarak, elde edilecek gelirin değerlendirilmesi uygun görülmektedir. Makamlarınızca da uygun bulunduğu takdirde Atakule'nin satışını olurlarınıza arz ederim."
Nasıl yani?
Demek ki Ankara Büyükşehir Belediyesi, Atakule gibi bir yerden alacağı kira gelirini izleyip alamayacağına, ileride de almasının mümkün olmayacağına inanıyordu ve bu nedenle satıyordu!
Gerekçeye bakınız...
Melih Gökçek sanki kente ve topluma hizmet etmek için değil, Cumhuriyetimizin temel nitelikleri ve bu arada hukukun üstünlüğü ilkesini yıkmak için Belediye Başkanı olmuştu. Tüm tutum ve davranışları kendisinin bu temel amacını yansıtıyordu.
Her yaptığı işin tek bir sonucu vardı, hukuk tanımıyordu…