·172 syf.····Okunma: 24 Nisan 2026 19:42 Edebiyat ve Psikoloji, edebiyat eserleri ile psikoloji bilimi arasındaki ilişkiyi inceleyen; karakter çözümlemeleri, bilinçdışı, travma, kişilik yapıları ve yazarın psikolojisi gibi konulara odaklanan akademik bir çalışmadır. Türkçe ve İngilizce olmak üzere iki bölümden oluşmaktadır.
Türkçe Bölümler:
1.
Sigmund Freud, Psikanaliz, Psikobiyografi, Rüyalar ve Edebiyat
2.
Jacques Lacan'ın Psikanalitik Kuramı Perspektifinden Bir İnceleme:
Georges Perec 'ten
Uyuyan Adam
3. Pozitif Psikoloji Perspektifinde
Pollyanna: Pollyanna Haklı mıydı?
4.
Carl Gustav Jung'un Arketip Kuramı Bağlamında
Geoffrey Chaucer'ın
Canterbury Hikayeleri: "Baht'lı Kadın"
İngilizce Bölümler:
5. Haunting the (Psychic) Crypt? Unearthing the Family Secret in
Christa Wolf's Madea
6. Mnemonic Shadow: A Jungian Reading of "The Song of Hyndla"
7. What Caused
Ernest Hemingway's Decline and Death? A Behavioral Neuroscience Exploration
Güçlü Yönler
Edebiyat ile psikolojiyi bir araya getirmesi ilgi çekici.
Sigmund Freud,
Carl Gustav Jung ve psikanalitik eleştiri gibi temel yaklaşımlara değinmesi faydalı.
Bazı edebi örnekler üzerinden yapılan analizler düşündürücü.
Alanlar arası bağlantıyı görmek açısından yararlı.
Zayıf Yönler
Konular geniş ama derinlik sınırlı; birçok başlık kısa geçiliyor.
Yer yer ders notu hissi veriyor.
Daha fazla roman/karakter incelemesi olsaydı daha etkileyici olabilirdi.
Okuma deneyiminden çok teorik bilgi aktarımına yaslanıyor.
Kimler Okumalı?
Psikoloji ve edebiyat öğrencileri
Psikanalitik edebiyat eleştirisine giriş yapmak isteyenler
Karakter analiziyle ilgilenen okurlar
Edebiyatın insan psikolojisini nasıl yansıttığını merak edenler Baharı bekleyen Bandini’nin kır çiçekleri açtı·176 syf.··Beğendi
···Okunma: 08 Mayıs 2026 20:20 Bazen bir kitabın içine girmek için onu bir arkadaştan duymak gerekir. Benim Arturo Bandini yolculuğum tam da böyle başladı. Bir arkadaşıma attığım ses kaydıyla ona sesimin kötü olduğunu, alerjim yüzünden baharı beklediğimi söylemiştim. O da gülerek, "Baharı Bekle, Bandini" diye bir kitap okuduğunu, benim de baharı beklemem gerektiğini söyledi ve birlikte güldük. İşin aslı, o kitabı okumak hiç aklımda yoktu; taa ki Toza Sor kitabının bu seriye ait olduğunu öğreninceye kadar. Meğer ben Arturo Bandini ile çoktan tanışmış, Los Angeles sokaklarında onunla çoktan yürümüşüm. Seriye tozun tam içinden girip kışın kalbinden dönmek, adeta bir zaman yolculuğu gibiydi.
Kitabı okurken aklıma Orhan Kemal’in o samimi karakterleri geldi. John Fante de tıpkı onun gibi yoksulluğu dramatize etmeden, en çıplak ve en insan haliyle anlatıyor. Ancak gerçek edebiyatın o sarsıcı yoğunluğu çok daha derinlerde saklı. Bu kitabı okurken hissettiğim o sarsıcı ağırlık bana çok tanıdıktı.
Ernest Hemingway
Silahlara Veda eserinin 59. sayfasındaki o çaresiz vedayı,
Hasan İzzettin Dinamo
Savaş ve Açlar romanındaki o çıplak açlığı ve
Jack London
Uçurum İnsanları kitabının 61.sayfasındaki o toplumsal uçurumu yeniden yaşadım.Arturo'nun Rosa'ya karşı duyduğu hırçın hayranlığı görünce, Martin Eden'ın Ruth'u gördükten sonra yatağına yatıp onu düşlediği o bitmek bilmeyen iki yüz sayfalık muazzam betimlemesi canlandı zihnimde. İşte Bandini de benim için böyle; Dostoyevski'nin Yeraltından Notlar eserinin o ilk giriş cümlesindeki huzursuz edici ama bir o kadar tanıdık hissiyatı yakaladığım bir durak oldu.Bandini’yi okurken insan en çok şuna şaşırıyor: Bir yazar, bir çocuğun iç dünyasındaki o karanlık ve utanç verici düşünceleri nasıl bu kadar çıplak anlatabilir? Tabii o çocuk yazarın kendisi değilse... Annesi ve babası ile olan ilişkisi, bir çocukluk ·168 syf.····Okunma: 30 Nisan 2026 23:41 Bu kitapta bir yazardan, "Nasıl yazar olunur?" sorusunun cevaplarını arıyoruz. Öncelikle kitabın deneme veya söyleşi olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz.
"Bu kitap, Hemingway'in, yazarın doğası ve yaşamındaki unsurlar üzerine düşünceleri ile yazarlara yazma sanatı, çalışma alışkanlıkları ve disiplin konularında verdiği özel, faydalı öğütleri içermektedir." (Giriş kısmından alıntı)
Alt başlıklar olarak incelemek istiyorum. Buyurunuz
Kitap İçeriği
Kitap 13 başlıktan oluşuyor (önsöz ve giriş dahil değildir). Yazara öğütler, karakterler, başlıklar, yazarın nitelikleri gibi başlıklar mevcut. Her başlığın altına da
Ernest Hemingway'in çeşitli kitapları ve bazı dostlarına gönderdiği mektupların bir kısmı var. Ki bu kısımlar başlığı açıklayan, asıl konuyu bize anlatan kesitlerdir. Örnek verecek olursam Yazarın Nitelikleri başlığının altında Death in the Afternoon'dan bir kesit var:
"İyi bir yazar, mümkün olduğunca, neredeyse her şeyi bilmelidir. Doğal olarak bunu yapamayacaktır.
Yeterince büyük bir yazar, bilgi birikimiyle doğmuş gibidir."
Bu şekilde çeşitli yazınlar var. Bu açıdan kolay okunabilir bir eser olduğunu söyleyebiliriz.
Yer yer tavsiyeler, yer yer kendi yazarlık yaşamından izler görüyoruz.
Kitaba 7 puan vermemin sebebi de bazı yerlerde alakasız gördüğüm alıntıların olmasıydı. Başlık ile uyuşmayan birkaç paragraf. Onun dışında beğendiğim bir kitap.
Öneriler
Yazar bize "mutlaka okumanız gereken eserler" diye bir yazı da göstermiş. Kitapları buraya bırakıyorum:
Savaş ve Barış (2 Cilt Takım)
Anna Karenina
Madame Bovary
Duygusal Eğitim
Buddenbrooklar
Dublinliler
Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi
Ulysses
Tom Jones
Joseph Andrews ·88 syf.····Okunma: 08 Ağustos 2020 00:00 Minimalizmin uç noktalarında bir hikaye. Konusu o kadar yalın ve ve üslubu o kadar durağandır ki tekrar tekrar okuduğunuzda hikayenin devamı hakkında hatırladığınız detaylar hiç canınızı sıkmaz; aynen devam edersiniz.
Tüm bunların yanı sıra, Hemingway yalnızlığı gerçekten çok güzel tanımlamıştır kitapta; gayet tablo gibi gözünüzdedir.
Ernest Hemingway Edebiyatispanyol iç savaşı ve gerillanın günlüğü·624 syf.··Beğendi
···Okunma: 08 Nisan 2026 16:04 0 spoilerlı incelemem
yazar bir gazeteci, savaşa bizzat katılmış birisi; bundan dolayı gerilla savaşını, bu çetelerin iç dinamiklerini güzel yansıtmış. organize ve spontane baskınlarını, yaşananları yalın bir dille anlatmış. bu dil kitabı okuyan bazı arkadaşlarıma fazla yalın geldiği için biraz sıkılmışlar ama şahsen yadırgamadım; sonuçta bir gazetecinin romanı, dostoyevskivari bir klasik çıkarmasını beklemiyorum.
savaş esnasında bir aşk hikayesi de yaşanıyor ve bu oldukça realist bir dille yazılmış. savaşın temposu, ölümün çatkapı gelebilecek oluşu ve başrollerimizin geçmiş travmaları zordan kuvvet doğuruyor. ikinci dünya savaşı sonrası nüfus patlamasını düşünün, bu çiftimizin arasındaki cinsel gerilim oldukça realist bir kalemden çıkmış. belki de hemingway bizzat ispanya'da böyle bir aşka şahit olmuştur.
gerilladaki bazı insanların ayrı baş çekmeye kalkması, bireysel çıkarlarını öncelemesi yazarın bize ayrı bir mesajı. ispanyol iç savaşının sol cephesindeki iki ayrı hizibin iç çatışması, barcelona olayı (1937) vs. yazarımızın kitapta da sürekli eleştirdiği bir mesele. merkezi ordunun taleplerini önceleyerek savaşı kazanacaklarının altını çizerken anarşist tarafı eleştirmiş bulunuyor. bunu yer yer açık olarak yapsa da genelde gerilladaki bir karakterin kişiliğinde somutlaştırmış. bunu yaparken propagandist bir amaç gütmüyor, yer yer hak da veriyor bu karaktere (ki haklı olduğu yerler de var. adam hayatta kalmaya çalışıyor).
kitap savaş yıllarının ortalarında geçiyor; bu yüzden savaştan bıkan gerillalarımızın vicdani iç çatışmalarını da okuyoruz. olayların başında öfkesiyle hareket ederken vicdani sorumlulukları aklına gelmeyen insanlar artık yaptıklarının sorgusunu vicdanlarına vermeye başlıyorlar.
daha uzatırdım ama yoruldum. online
Ernest Hemingway kitap kulübümüz var, Edebiyat Bu kitap için söyleyebileceğim ilk şey; bireysel hikayenin sınırlarını aşarak, toplumsal çöküşün ortasında insan kalabilmenin ne anlama geldiğini sorgulatıyor olmasıdır...
Gazap Üzümleri:
•√ 1930’ların ekonomik krizini anlatır
•√ Bir ailenin hikayesi üzerinden sınıf gerçeğini gösterir
•√ Modern edebiyatın en güçlü toplumsal romanlarından biridir..
Kitaptaki temel mantık, kapitalist üretim ilişkilerinin yarattığı eşitsizlikler etrafında şekilleniyor. Bankaların ve büyük tarım işletmelerinin küçük çiftçileri sistem dışına itmesi, emek gücünün değersizleşmesi ve göçmen işçilerin sömürüye açık hale gelmesi romanın ana eksenini oluşturur. Bu bağlamda romanımız, bireysel yoksulluk hikayelerinden ziyade, yapısal bir kriz üzerine inşaa ediliyor.
Araştırmalarımda kitabın adının, Battle Hymn of the Republic adlı ilahiden türetilmiş ve biriken öfkenin kaçınılmaz patlayışını simgelediğini öğrendim...
Yani; “Gazap Üzümleri”, insanların içinde sessizce olgunlaşan öfkenin bir gün toplumsal bir başkaldırıya dönüşeceğini ima ediyormuş.
Kitaba dair ek ve önemli bilgiler vermek istiyorum....;
1- Roman yayımlandığında büyük bir sarsıntı yaratır. Özellikle toprak sahipleri ve iş çevreleri, Steinbeck’i sert şekilde eleştirir. Kitap bazı bölgelerde yasaklanır, hatta yakılır. Buna rağmen eser, yazara Pulitzer Ödülü kazandırır ve 1962’de aldığı Nobel Edebiyat Ödülü’nün en önemli dayanaklarından biri olur.
2- Steinbeck’in en akılda kalan romanı “Gazap Üzümleri” olsa da, kendisi, en iyi eserinin “
Cennetin Doğusu” (1952)olduğunu düşünmektedir.
3- “Gazap Üzümleri”nin başrollerinde Henry Fonda (1905–1982), Jane Darwell (1879–1967) ve John Carradine (1906–1988) gibi isimlerin yer aldığı 1940 tarihli bir film uyarlaması yapılmıştır. Fakat bu uyarlamada romanın sonu değiştirilmiştir.
Bu