Ders 9
Öğrencilerinize en büyük çevre kirliliğinin tüketim olduğunu göstermeyi deneyin.
Sayfa 121·Kitabı okudu
Mukaddime
Malûmdur ki şanı yüce olan Kur'an, insanlık âlemini hidayet nurları içinde bırakacak, semaví (insan eseri olmayan vahiyle gelmiş bulunan) ve ilâhî bir kitaptır. Onun kutsal ayetleri binlerce hakikatleri içermektedir, bütün akıl sahiplerini irşat edip aydınlatmaya yeterlidir. Yeter ki o yüce kitabın emirleri, yasakları, bütün hükümleri, tavsiyeleri can ve dilden kabul edilsin, onun bütün beyanlarının birer hakikat, birer hikmet kaynağı olduğu tasdik olunsun. Evet. Kur'an-ı Mübîn, bütün beşeriyetin bir mukaddes, ilâhî kitabıdır. Bu mübarek kitabın bütün lafızları da manaları da ilâhîdir, vahye dayanmaktadır. Bütün insanları birlik ve kardeşlik dairesine davet etmektedir. Binaenaleyh Kur'an-ı Kerim'in ayniyetini, hikmet dolu hükümlerini olduğu gibi muhafazaya çalışmak, içinde bulunanlara tamamen riayet etmek, bütün beşeriyet için en kutsal, en faydalı bir vazifedir. Kur'an-ı Kerim'in beyanları, hükümleri herkese yönelik ise de bunları layıkıyla ilmî bir dairede güzelce anlayıp kavramaya her kimse muktedir olamaz. Velev ki Arap lisanına iyice vakıf bulunsun. Böyle bir kudret ve meziyeti haiz olabilmek için senelerce dinî ilimlerle uğraşarak maharet ve ayrıcalık kazanmış olmak lazımdır. İşte bu vasıflara sahip olan birçok İslam âlimleri, Kur'an-ı Azim'in yüksek hakikatlerini, bütün hükümlerini yine Arapça lisanıyla ve sair muhtelif lisanlarla şerh ve beyan ederek medeniyet ve İslamiyet âlemine pek kıymetli eserler armağan etmişlerdir. Bu acizin "Tabakatü'l- Müfessirin" unvanlı eserinde yazılmış olduğu üzere Asr-ı saâdet'ten beri on dört asır içinde birçok müfessir vücuda gelmiş, her biri güzel bir niyetle İlâhî kelâm'a hizmeti bir şeref kabul etmiş, bunun neticesi olarak da yüzlerce kıymetli tefsir ve meali Kur'an'dan ibaret olan tercümeler kütüphaneleri süsleyip
Kitap Alıntısı
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Bireyin Koşulları
Toplumun düzeyini inceledikten sonra bireyi incelemek gerekir. Mesela sıfır en düşük puan, 10 en yüksek puan olsa; 2 puanlık bir toplumun içerisinde 9 puanlık eğitim alan bireyin ulaşabildiği eğitim düzeyi, elbette 9 puanlık bir toplumda 9 puanlık eğitim alan bir kişiyle aynı olmayacaktır. Hz. Muhammed'in (s.a.v.), diğer tarihi önderlere göre, toplumunun alacağı puanın çok düşük olduğunu görmüştük. Bu bağlamda, bireysel bazda da O'nun ulaşabildiği eğitim imkânının, diğer tarihî kişilere göre oldukça kısıtlı olduğunu söylemek zor değildir. Önceki sayfalarda buna değindik. O’nu, Sokrates ve Parmenides'e talebelik etmiş, Pisagorcu okulda ders almış, yıllarca tragedyalar yazmış ve okumuş, soyca Solon'a dayanan asil ve Aristokrat bir aileden gelen Platon ile imkân bakımından kıyaslasak ne sonuç alırız? Ya da Aristoteles'e talebelik etmiş, II. Philip' in sarayında yaşamış, bizzat onun ordusunda komutanlık yaparak kendisini geliştirmiş İskender'in koşulları ile kıyaslasak?... Yahut altı dil bilen ve pek çok Avrupa şehrini gezmiş olan Lenin ile kıyaslasak? Lenin'in bütün kardeşleri, sosyalist işçi partisinde hizmet etmiştir. Ağabeyi Rus çarına suikast düzenleyen ekipten olduğu için asılmış, kız kardeşi sürgündeyken ölmüştür. Lenin, abisinin idam edilmesinden çok fazla etkilenmiştir. "Devrimci" faaliyetlerinin en önemli nedeninin bu idam olduğu aktarılır. Onun fikirlerini bireysel eğitimine bağlamak, elbette Nebiden (s.a.v.) çok daha kolay olacaktır. Konuyu uzatmak istemiyorum. Gerçekten fikir adamları ya da tarihî kişilikler arasında, bireysel olarak çok kötü şartlarda büyümüş olanlar vardır. Bunlar, genelde iyi düzeyi olan toplumlardan çıkmak-tadırlar. Bu tür kişilerin eğitimini anne ve babaları gerçekleştirmese dahi, toplumun bazal düzeyi içerisinde eğitim almış gibi
Sayfa 403 - İnsan Yayınları·Kitabı okuyor
Alıntı
Bir okurum yorgun anne sendromunu nasıl atlattığını şöyle anlattı
1. “Çocuk da yaparım kariyer de demedim, ayağıma gelen kariyer tekliflerini reddedip, işimi çocuğuma daha çok vakit ayıracak seviyede tuttum.” 2. “Ev işlerini, yemeği takıntı haline getirmedim. Tabii ki çocuk düzenli ve temiz bir ortamda sağlıklı olur ama ben sürekli temizlik ve yemek yapan ve bu nedenle çocuğuna vakit ayıramayan gergin anne olmak istemedim. Ev işleri için yardım aldım; eşimle bazı sorumlulukları paylaştık.” 3. Mükemmel anne olma takıntımı geride bıraktım ve oğluma da mükemmel olmadığımı, ama onu çok sevdiğimi, onu istemeden üzersem duygularını ifade etmesi gerektiğini anlattım.” 4. Annemden öğrendiğim gereksiz hijyen takıntısını bıraktım; çamurla da oynadık, yerlere de yattık, bol bol doğaya çıktık. Okuldan üzeri kirli geldiğinde onu, ‘Bugün oldukça eğlenmişe benziyorsun,’ diye karşıladım.” 5. Tüm arkadaşlarım, ‘Birinci sınıf korkunç yorucu ve gergin geçiyor, her gün evde ödev kavgası ediyoruz,’ deyince (maalesef eğitim sistemimiz içler acısı) ev almaktan vazgeçip özel okula yazdırdım.” 6. Evde onun annesiyim, öğretmeni değil. Ders konusunda onunla tartışmadım; ödevlerin onun sorumluluğu olduğunu anlattım.” 7. Onu, benim istediğim değil, kendi istediği faaliyetlere yönlendirdim; bir müzik aleti ve bir spor dalı ile ilgilenmek onu daha özgüvenli yaptı.” 8. Oynadık, oynadık, oynadık; karanlık korkusunu aşmak için ona oyuncak bir gece görüş gözlüğü aldım ve tüm ışıkları kapatıp hazine avına çıktık. 9. Program takıntısını bıraktım; şu saatte şunu yemeli, şu aya kadar dışarı çıkmamalı vb. ‘Çocukla seyahate çıkılmaz,’ tabusunu bıraktım; beş günlükten itibaren dağ bayır gezdik. Onun benim devamım değil, ayrı bir kişi olduğunu kabul ettim. Bir gün, ‘Ben üşüdüm, sen de yelek giy,’ deyince, ‘Anne, ben sen değilim,’ dedi. O gün kafama dank etti.” 10. “En
Eski Yunun’da sofistik mantık, yani mantıkta çıkmaz sokak açma ustalarından birine bir genç başvuruyor: – Senden avukatlık dersi almak istiyorum. Fakat ders ücretini ödemeye param yok... İleride kazanacağım ilk dâvadan ödenmek üzere beni talebeliğe kabul eder misin? Hoca bu teklifi memnunlukla kabul ediyor ve iki tuğla üzerine birer senet yazıp ahidlerini vesikalandırıyorlar. Genç, mükemmel bir avukat... Fakat hocasının borcunu bir türlü ödemiyor. – Niçin ödemiyorsun borcunu? – Henüz bir dâva kazanabilmiş değilim de ondan... Hoca mahkemeye başvuruyor ve ilk sözü şu oluyor: – Bu dâva, esasından temelsizdir ve mahkemenin ona göre karar vermesi lâzımdır. Şöyle ki, borçlum bugüne kadar hiçbir dâva kazanmadığını iddia edecek ve belki de doğruyu söyleyecektir. Halbuki işte şu ânda bir dâva üstünde bulunuyor. Eğer kaybederse kaybettiği için, kazanırsa da ilk dâvasını kazandığı için ödemek zorunda... Yani her halûkârda ödeyecek. Öyleyse bu vaziyette hemen borcunu ödemesi ve muhakemenin düşmesi gerekir. Gencin cevabı: – Benim hocam sahte mantık ışıkları altında eşyayı çarpık gösteren bir hüner sahibidir. Gerçekten bu mahkeme yersiz ve temelsizdir. Zira kazancak olursam borcumu ödememek kararı alacağım için, kaybedersem de kaybettiğim için ödemeyeceğim. Yani her halûkârda ödemeyeceğim! Muhakame lüzumsuzdur.
Bir sanat eseri insanlara neler öğretiyor acaba, insanlar sanatla meşgul oldukça onlarda ne gibi değişiklikler oluyor, neden insanlar sanat eseri verince mutlu oluyor? Bu soruların her birine cevap aradım. İnsanlar güzel bir şey görünce mutlu oluyorlar evet ama güzel bir şeyi kendileri meydana getirdiklerinde daha da mutlu oluyorlar. Allah her insanın içine farklı yetenekler vermiş. Bu yeteneğinizi bulup ortaya bir güzellik koymanız gerekiyor. İnsanı diğer canlılardan ayıran en önemli şeylerden biri de bu olsa gerek. Hangi hayvan harika bir tablo çizebilir ki, hangisi yeni bir müzik besteleyebilir, hangisi evini farklı bir şekilde inşa edebilir? Bütün bülbüller hemen hemen aynı öter, bütün kuşlar yuvasını benzer şekilde kurar. Ama insanlara farklı şeyler ortaya koymak gibi bir özgürlük verilmiş. "Sanat herhangi bir yeri ya da şeyi güzelleştirmektir." desek yanlış olmaz herhâlde. İnsanlara sanat neler öğretir diye düşünüyorum bugünlerde. Sanırım öncelikle sabırlı olmayı. Hiçbir sanat eseri aceleye gelmez, her biri zaman ve emek ister. Devamlılık bekler insandan. Çabuk vazgeçenler sanatının en iyi, en güzel hâlini hiçbir zaman göremez. Böylelikle sanat insana vazgeçmemeyi öğretir. İnsanlar genelde ilk eserlerini yapmaya çalışırken hata yaparlar. Bu hataları önemseyipdüzeltmeye çalıştıklarında ancak ilerleyebilirler. Sanat insana hatalarından ders almayı öğretir. Sanat yaparken küçük ayrıntılar bile büyük öneme sahiptir. Küçük ayrıntıları önemsemek insana ince düşünmeyi öğretir. İnce düşünen insan çevresine karsı daha nazik olur. Sanat insana nazik olmayı öğretir. Güzel bir sanat eseri ortaya koyan insan çevresindekilerden ilgi ve takdir görür. Bu da onu mutlu eder. Sanat insana kendine inanmayı öğretir. Ortaya konulan sanat eseri dünyada gözün gördüğü, kulağın
Sayfa 38·Kitabı okudu