10. yüzyıla kadar, Sünni İslamın temel prensipleri yerine oturmuş ve büyük ilahiyatçı Ebü'l Hasan Eş'ari (ölümü: 935) tarafından sistematik bir şekilde izah edilmişti. Sünni inancı, bilgeler tarafından da yorumlandığı şekliyle, Kur'an'ı, sünnetleri ve Muhammed'in yaptıklarını temel alıyordu. Şiiler de Kur'an'ın otoritesini ve sünnetleri kabul ediyordu ancak sadece kendi imamlarının Allah'ın sözlerini yetkin bir şekilde yorumlayabileceğini iddia ediyorlardı.
Sayfa 40·Kitabı okudu
Alıntı
Ortadoğu'ya girişinin ilk evresinde Horasan ile Maveraün­ nehir arasındaki sınır bölgelerinde esir alınanlar merkezi İslam ülkelerine getiriliyor, Müslüman yapılıyor ve kölemen olarak kullanılıyorlardı. Böylece Türklerin tarihi Abbasi halifelerinin tarihiyle çakıştı; yabancıları ya da köleleri kullanan eski asker toplama modelleri de kaynaştırıldı. Müslümanlar, bozkır Türklerinin Arap yazar el-Cahiz'in unutulmaz şekilde anlattığı atçılık ve okçuluktaki ustalık­larına, ayrıca hoş görünüşlerine çok değer veriyorlardı. Abbasi halifeleri Türk kölemenleri 9. yüzyılın başla­rında kullanmaya başlamışlardı. Özellikle el-Mutasım'ın (833-842) maiyetinde Türk gulam ya da memluk birlikle­ri vardı. Mal gibi görülen ev kölelerinin aksine gulamlar güçlü efendilerinin vekili olarak titizce eğitilirlerdi; efen­di için bu kadar değerli olmalarının sebebi, ona kayıtsız şartsız sadakat göstermeleriydi. Belki de en ünlü siya­ setname yazarı olan Selçuklu veziri Nizamülmülk (1018-1092) şöyle demişti: Bir sadık kul üç yüz oğuldan yeğdir; oğul babanın ölümünü, kul kutunu diler. Bu düşünce her zaman yarar getirmiyordu, ama inat­ la sürdürülmesi askeri köleliği bin yıl boyunca Ortado­ ğu'da devlet oluşumunun anahtar özelliği haline getirdi. Abbasiler açısından ne yazık ki, kölemenler saray muha­ fızlığından alay komutanlığına, oradan da asi vali, yerel hanedan kurucusu, hatta Bağdat'ta hükümdarları tahta çıkaracak kadar nüfuzlu konumlara kadar giden yolu yir­ mi otuz yıl içinde katediverdiler. İslam halifeliğini sağ­lamlaştırması gereken güçler halifelik içindeki merkez­ kaç eğilimleri güçlendirmişti. Örnekler arasında Mısır ve Suriye'deki Tuluni hanedanını (868-905) ve Mısır'daki ardılları İhşidileri (935-969) sayabiliriz.
Tarih
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Derviş'in gelişi ve ekonominin başına geçeceği yolundaki ha­berler, piyasalarda "erken bayram havası" yarattı. Dolar 935 (bin) liradan 920 (bin) liraya, faiz l00'lü rakamlardan 90'a iniyor, borsa hızla yükseliyordu. 1990'larda Yeni Demokrasi hareketine liderlik eden işadamı Cem Boyner "Derviş'e gözü kapalı 40 milyar dolar verirler" diyordu. Derviş, Yeni Demokrasi Hareketi'nde yer al­mıştı. Bu iyimserlik Derviş'in birikimli bir ekonomist olarak IMF ve Dünya Bankası'ndaki nüfuzundan geliyordu.
Bitmeyen mücadele
Endülüs Emevîleri, Barselona'yı geri kazanma umudunu asla tamamen yitirmedi. Bu çabaların en kayda değer örneklerinden biri, Halife III. Abdurrahman döneminde yaşandı. 935 yılında devasa Endülüs donanması, şehri hem denizden hem de karadan kuşattı. Müslüman orduları, kendilerine karşı çıkan Hıristiyan birliklerini yenilgiye uğratmayı başardılar. Ancak bu taktik zafer, şehrin surlarını aşmaya ve kalıcı olarak zapt etmeye yetmedi. Beş yıl sonra, 940'ta Müslüman orduları, tekrar Barselona önlerinde göründü. Ancak Halife III. Abdurrahman ile Barselona Kontu arasında varılan antlaşma gereği, kuşatma kaldırıldı ve ordu geri çekildi.
Dersim Harekâtının Bilançosu
2 Kasım 1939’da İçişleri Bakanı Faik Öztrak tarafından Başbakanlığa sunulan yazıda harekâtın bilançosuna dair önemli bilgiler veriliyordu. Yazının ekinde yer alan ve Tunceli Kanunu’nun uygulanmasından bu yana Dersim harekâtlarında elde edilen insan ve silah miktarıyla ordunun zayiatını gösteren cetvele göre 1937-1938-1939 yıllarında toplam 199 asker şehit olmuş 354 asker yaralanmıştı. Aynı zaman diliminde 13.806 asi öldürülmüş, 2967 asi yakalanmış, 4616 asi teslim olmuştu. 1938 yılında hem şehit ve yaralı sayısının hem de öldürülen asilerin çokluğu dikkat çekiyordu. 1938’de 13.160 asi imha edilirken 122 şehit ve 251 yaralı verilmişti. Toplamda asilerden 6117 tüfek toplanırken, 4263 tüfekle en çok tüfeğin toplandığı yıl 1937 yılı olmuştu. Bazı aşiretler silahlarını devlete vermemek için Dersim dışına kaçırmışlar ve fakat devlet bu silahları da toplamıştı. 1937 yılında Erzincan’dan 2845, Elazığ’dan 703, Bingöl’den 935, Sivas’tan 4122 ve Malatya’dan 21 olmak üzere Dersim dışından toplam 8626 silah toplanmıştı.
Sayfa 216·Kitabı okudu
Josef Stalin'in liderliği, neden olduğu sonuçlar kadar sofralarıyla da meş­hurdu. Birçok anlamda. 1 937-38 döneminde Stalin'in meşhur açık büfe davetlerine katılan en yakın yirmi bir kişiden sekizi daha sonra öldürülmüş, ikisi de intihar etmiş­ti. Buna, bu ölümcül yemeklerin konuklarından biri olan, gizli servisin ba­ şında kendinden önceki cansız tasfiyelerden sorumlu Yezhov da dahildir. Stalin dönemi­ nin tüm davetlerini inceleyen, Stalin'le Akşam Yemeği başlıklı kitabın yazarı Vladimir Ne­ vezhin'in istatistikleri böyle söylüyor. 1 935-49 yılları ara­sındaki tüm davetleri incele­ miş Nevezhin. Savaş dönemi davet yok. 47 davetin her bi­rinde 500-2000 arası konuk. Garsonlar tüm yemek ve tat­lıları aynı anda getirip ortadan kaybolmak zorunda. Davetler genellikle 1 Mayıs veya Ekim Devrimi kutlamaları zamanı gerçekleşiyor.
Sayfa 125 - Kafka kitap 2025
Araştırma-İnceleme Tarih