Akilah Kohen okurken birçok şey değişiyor. İnsan kendini başka bir varlık olarak algılamaya başlıyor. Sonra kendini tanımlamaya çalışıyor. Ama sadece çalışıyor. Çünkü kendini tanımlamak çok zordur. Sonunda iyi de çıkabilir kötü de çıkabilir. Azra Kohen de bu süreci yaşamış. O belli. Kendini bir şekilde tanımlamış ama kimselere benzememiş. Sahi nasıl başarmış bunu? Garip bir tat bırakıyor insanın ruhunda. Neden bunu yapıyorsun Akilah! Rahat bırak insanların ruhunu. İnsanlar yalancı hayatlarıyla orada mutlular. Ben değilim, biz değiliz. Okuyabiliyorum seni. Sonje gibi. Sen de parçalanmışsın benim gibi. Bir parçalanmışı, en iyi bir diğer parçalanmış anlayabilir. Tanıyabilir ve tanımlayabilir. İlk 30 sayfayı okudum, sanki Numi de parçalanacakmış gibi hissediyorum ilerleyen sayfalarda. Akilah... Ne ilginç bir isim. Nedir diye de bakmadım ama merak ediyorum, bakacağım. Üstüme garip bir his çöktü. Akilah, sen Numi gibi misin? Akilah diye seslenmek yakışıyor sana. Gördüm seni, çok güzel kadınsın. Ben kadınlara başka bir bakarım, eşin kıskanmasın ne olur. İlahisel bir kutsallık değil, dünyevi bir kutsallık veririm onlara. İlahi kutsallık bu dünyada lazım değil, beni de ilgilendirmiyor zaten. Akilah... Kitabın girişindeki sana atfedilen kutsal sözlere baktım da en iyilerini kadınlar yazmış. Bundan bahsediyorum Akilah, başka bir şeysiniz. Dünyadan olmayan ama Cennetten de düşmeyen başka bir şeysiniz. Kim bilir belki hepimiz yanılıyoruzdur ve asıl yasak olan elma sizsinizdir. Belki de asıl suçlu Adem’dir, yasak olan size dokunduğu için. Aşık Tanrı kızmış, kıskanmış ve kovmuştur hepimizi. Önyargı düşüncenin en büyük hastalığıdır Akilah, önyargılı bakma bana. Ben de başka bir şeyim, toplumun içine giremeyen, cemaatince kabul edilmeyen ama cemiyete de giremeyen. Bu sözlere dikkat et