Anıl Haznedar

Anıl Haznedar
@AHaznedar
İnstagram @haznedaranil
10/10
·516 syf.··
Beğendi
·
2019 23. kitabı
“Orhan Pamuk çok güzel bir kitap yazmış. Kitabı bitirince ben de çok etkilendim ve kendimi Kemal olarak farz edip, Kemal’den size son bir mektup yazdım değerli okurlar. Yorum için müzik: John Paesano - Finale” 70’ler ilginç bir dönemdi. Nedendir bilmem ama ne zaman uzun favorili, İspanyol paçalı pantolonlar giyen birilerini görsem 70’lerden kalma diyesim geliyor. Ne bilim bu dönem erkeklerinde vücut kıllarını aldırma moda oldu. Çünkü estetik algısı değişti. Kıllı göğüs yapısıyla dikkat çeken bir erkek gördüğümde de mesela 70’lerden kalma diyesim geliyor. 60 darbesinin getirdiği bir özgürlük ortamıyla birlikte, çeşitli fraksiyonların arttığı bir dönemdi 70’ler, bizim ülkemizde. Zor ve sıkıntılı yıllardı. Orhan Gencebay, İbrahim Tatlıses, Ferdi Tayfur ve Müslüm Gürses gibi sanatçıların, arabesk stilinin moda olduğu yıllar. Nedense arabeski hiç sevemedim, insanlarımızı umutsuzluğa ve karamsar bir havaya sokan şarkılar olduğuna inandım. O yüzden uzak durdum hep. Ama arabeskin yanı sıra Anadolu Rock diye bir akımın da baş gösterdiği yıllar. Barış Manço, Erkin Koray ve Cem Karaca’ların yıldızlarının parladığı dönem. Bu dönemin popüler bir uygulaması var Spotify. Anadolu Rock adında bir albüm var, ara sıra dinlerim. Çok hoş anıları çağrıştırır, tavsiye ederim. Aynı yıllarda Avrupa ve Amerika’da ise Pink Floyd, Led Zeppelin, The Rolling Stones ve Deep Purple’la rock rüzgarı esiyordu. ABBA diye İsveçli bir grubu da anmazsak olmaz. Zirve yapan bir grupdu. Mesela ülkemiz Eurovision şarkı yarışmasına 70’lerde katıldı. Cin Ali’nin çocuklara okuma yazma öğrettiği bir dönem bu 70’ler. Müsaitseniz akşam size geleceğizin dönemleri 70’ler. Çünkü henüz daha televizyon yaygın değil ve evinde televizyon olan insalara misafirliğe gidilen zamanlar. 74 Dünya Kupası da naklen yayınlanmış ve
Edebiyat
Masumiyet MüzesiOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202460,5bin okunma
Reklam

Anıl Haznedar

, bir kitap okudu
10/10
·516 syf.··
Beğendi
·
2019 23. kitabı
Orhan Pamuk
7.5/10 · 60,5bin okunma
10/10
·584 syf.··
Beğendi
·
2019 22. kitabı
Akilah Kohen okurken birçok şey değişiyor. İnsan kendini başka bir varlık olarak algılamaya başlıyor. Sonra kendini tanımlamaya çalışıyor. Ama sadece çalışıyor. Çünkü kendini tanımlamak çok zordur. Sonunda iyi de çıkabilir kötü de çıkabilir. Azra Kohen de bu süreci yaşamış. O belli. Kendini bir şekilde tanımlamış ama kimselere benzememiş. Sahi nasıl başarmış bunu? Garip bir tat bırakıyor insanın ruhunda. Neden bunu yapıyorsun Akilah! Rahat bırak insanların ruhunu. İnsanlar yalancı hayatlarıyla orada mutlular. Ben değilim, biz değiliz. Okuyabiliyorum seni. Sonje gibi. Sen de parçalanmışsın benim gibi. Bir parçalanmışı, en iyi bir diğer parçalanmış anlayabilir. Tanıyabilir ve tanımlayabilir. İlk 30 sayfayı okudum, sanki Numi de parçalanacakmış gibi hissediyorum ilerleyen sayfalarda. Akilah... Ne ilginç bir isim. Nedir diye de bakmadım ama merak ediyorum, bakacağım. Üstüme garip bir his çöktü. Akilah, sen Numi gibi misin? Akilah diye seslenmek yakışıyor sana. Gördüm seni, çok güzel kadınsın. Ben kadınlara başka bir bakarım, eşin kıskanmasın ne olur. İlahisel bir kutsallık değil, dünyevi bir kutsallık veririm onlara. İlahi kutsallık bu dünyada lazım değil, beni de ilgilendirmiyor zaten. Akilah... Kitabın girişindeki sana atfedilen kutsal sözlere baktım da en iyilerini kadınlar yazmış. Bundan bahsediyorum Akilah, başka bir şeysiniz. Dünyadan olmayan ama Cennetten de düşmeyen başka bir şeysiniz. Kim bilir belki hepimiz yanılıyoruzdur ve asıl yasak olan elma sizsinizdir. Belki de asıl suçlu Adem’dir, yasak olan size dokunduğu için. Aşık Tanrı kızmış, kıskanmış ve kovmuştur hepimizi. Önyargı düşüncenin en büyük hastalığıdır Akilah, önyargılı bakma bana. Ben de başka bir şeyim, toplumun içine giremeyen, cemaatince kabul edilmeyen ama cemiyete de giremeyen. Bu sözlere dikkat et
Edebiyat
AedenAkilah Azra Kohen · Everest Yayınları · 201814,4bin okunma
Puan vermedi·73 syf.··
Beğendi
·
2019 21. kitabı
Büyük bir filozof ve matematikçidir Bertrand Russell. İnanç biçimi ve neye inanıp inanmadığı tabi ki kimseyi ilgilendirmez. Ama yazmış Lord Russell. Mesela Sokrates için kötü bir papaz tipini andırdığını söylüyor. Haklı mı, evet kesinlikle haklı. Neden mi? Çünkü kısa zamanda eleştirel aklın, uzun zamanda da bilimin önüne en büyük engeli çeken adamlardan biridir. Açıklayalım. Sokrates için Nasıl diye bir şey yok. O Niçin sorusu ile ilgileniyor. Dünyanın Nasıl oluştuğu ile değil de Niçin yaratıldığı ile ilgileniyor. İnsanlar Nasıl ortaya çıkmışlar diye değil de Niçin yaratılmışlardır diye soruyor. Buradaki temel nokta kafanızı karıştırmasın. Önemli olan oluştu mu yaratıldı mı meselesi değil. Önemli olan nasıl kısmını bilebilmek. Siz eğer ki nasıl kısmını, sürecin içerisine dahil etmezseniz, o zaman işlerin nasıl ilerlediğini anlayamazsınız, yani çevrenizi tanıyamazsınız. Çevrenizi tanıyamadığınız zaman da depremleri Poseidon’un yaptığına inanır, şimşeklerin Zeus’dan geldiğini zannedersiniz. O zaman da çevrenize karşı korumasız kalır, kendinizi yalnızca dualarda korumaya çalışırsınız ki benim gördüğüm kadarıyla İslam dünyası dualarla pek korunmuyor. Bertrand Russell, Sokrates’in gerçeği aramak yerine kendi inançlarını empoze etmeye çalışan sahte bir peygamber olduğunu göstermiştir. Neden sahte peygamber diyoruz Sokrates için? Ben demiyorum kendisi yani Sokrates, kendisini peygamber ilan ediyor. Adalet Tanrıçası Dike’den kendisine vahiyler geldiğini ve onun yerine dünyada adaleti yaymakla görevli olduğunu iddia ediyor. Uyarma yöntemi de ilginç. Kendisininki dışındaki bütün görüşleri, çürütünceye kadar soru sormak. Buna doğurtma yöntemi diyor. Annesi ebeymiş, bundan dolayı
Felsefe
Neye İnanıyorumBertrand Russell · BGST · 2015173 okunma