Anıl Haznedar

Anıl Haznedar
@AHaznedar
İnstagram @haznedaranil
10/10
·304 syf.··
Beğendi
·
2019 17. kitabı
İlber Ortaylı salt bir tarihçi mi? Hiç sanmıyorum. Elbette her tarihçinin notları olur, okuduğu kitaplardan gördüğü önemli noktaları yazar, araştırır ve anlamaya çalışır. Ama bu kitapta gördüğümüz, tarihi şahsiyetlerin kısa ama öz biyografileri. Anlamlı kılan ise bu biyografilerin Ortaylı'nın defterinden geliyor olması. Evet, Ortaylı oturmuş, yazmış. Kimilerini yakınen tanımış, onlarla tanışma fırsatı bulmuş. Ama yine de yazmış. Kaç kişi, tanıdığı ya da tanımadığı insanların hayat hikayelerini, düşüncelerini, karşılaştıkları zorlukları ve verdikleri kararları oturup bir deftere yazar? Ya da şöyle soralım; bunu kaç tarihçi yapar? Müthiş bir hafızası var bir kere. Karşısına oturup konuştuğunuzda sadece dinleyin. Tarihin o masalsı havası içerisinde sizi alıp götürür, hayallere daldırır. Tarih içerisinde bir isim söyleyin, sanıyorum hakkında birkaç kelam edemeyeceği kimse yoktur. İnsanları zekaya ve bilgiye hayran edebilecek az sayıdaki insanlardandır. Tarihi, kitlelere sevdiren ama en önemlisi ise çocuklarınıza izlettiğiniz takdirde, tarihçi ya da bilgin olma isteğini uyandıran bir kişidir. Toplumda böyle insanlar vardır hani; dinlediğiniz zaman bilgisine, görgüsüne ve çalışma azmine hayranlık duyduğumuz, onlar gibi olmak istediğimiz. Günümüz dünyasında insan yaşamının süreçlerine baktığım zaman, ekranın bu kısmı ile ileriki yaşlarda karşılaştığımız için, içimizde uyanan bu, onu gibi olma istek ve arzusunu gerçekleştirmenin oldukça zor olduğunu hemen fark ediyoruz. Ama yine de o bilme nefsimizi tatmin etme gayesiyle konu dahilinde bireysel birkaç öğrenme çabası içerisine de girmiyor değiliz. Asıl anlatmak istediğim şu; artık bunun farkına varmış bireyler olarak, çocuklarımıza
Tarih
Defterimden Portrelerİlber Ortaylı · Kronik Kitap · 20181,956 okunma
Reklam

Anıl Haznedar

, bir kitap okudu
10/10
·304 syf.··
Beğendi
·
2019 17. kitabı
İlber Ortaylı
7.9/10 · 1.956 okunma
Puan vermedi·261 syf.··
Beğendi
·
2019 16. kitabı
Bu kitabı salt bir klasik olarak ya da çocuk kalsikleri kapsamında ele almak çok basite kaçmak olur. Kitabın muhteviyatına üstü kapalı olarak baktığımız zaman evet, böyle bir olasılık söz konusu. Ancak bu muhteviyatı soruşturmay başladığınızda, verdiği mesajlar itibariyle yetişkinlere hitap ettiğini çok rahat bir şekilde görebiliyorsunuz. Tabi satır aralarında kalmış olan cümleleri çıkartarak, öze ulaşmak gerekiyor bu anlayış için. Büyükleri için ince mesajlar içeren ve çocuklar için de bilinç altına yerleşerek mutlu bir gelecek mesajı veren sır dolu cümleler bunlar. William Golding, hangi cümlerle hangi mesajları veriyor? "Karar verebilmek için bir şefimiz olmalı. Oya koyalım, Şefi oyla seçelim." Oylama yaparaj şef seçmek. Yani bir kişinin sahip olduğu güce dayanarak değil de halkın isteği ile başa gelmesi. Halkın kendisini yönetecek olan gücü, kendi vereceği oylarla belirlemesi. Bunun adı demokrasidir. Yani halkın yasama organını kendisinin seçmesi demokrasidir. Bizimki gibi ülkelerde demokrasi işlemez. Çünkü o bilince sahip değiliz. Demokrasi kültürü bizde yerleşmedi henüz. Çünkü bizim milletimizin çoğunluğu sağ kültüre yakın ve biat, genetik kodlarında kayıtlı. Bu demokrasi bilincinin yerleşebilmesi ve gerçek anlamıyla mutlu bir yönetim sergilenebilmesi için evvela eğitim sistemi, hukuk ahlakına ve hümanist felsefeye dayandırılmalıdır. Dİn karşıtlığı olarak algılamayın ama bu iş, din ahlakıyla olmuyor. Hiç öyle ama efendim, gerçek din bu değil falan demeyin. Gerçek din bu değilse bile demek ki gerçeğini hayata geçiremiyoruz, beceremiyoruz bu işi. O halde eğitim sistemi hukuk ahlakına dayanmalıdır. Bu aynı zamanda iyi ahlaklı insanlar yetiştirmenin de temelini
Edebiyat
Sineklerin TanrısıWilliam Golding · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202597,4bin okunma

Anıl Haznedar

, bir kitap okudu
Puan vermedi·261 syf.··
Beğendi
·
2019 16. kitabı
William Golding
7.7/10 · 97,4bin okunma
19 Mayıs 1919
Atatürk, dostlarına güven, düşmanlarına ise korku salmaya devam eden nadir insanlardandır. Keskin zekası ile çoğu problemi, hem de en umutsuz zamanlarda, çözmeyi başarmış ve kullandığı yöntemler ile hayranlık uyandırmıştır. Eleştirel aklın en iyi örneklerini Atatürk’de görüyoruz. Bu sayfanın girişinde yazan ve benim şiar edindiğim Atatürk gibi düşünmek deyimi de boşuna söylenmemiştir. İzlediği yönteme baktığımızda bilimsel bir kafayla karşı karşıya kalıyoruz. Bir problemle karşılaştığı vakit evvela bir varsayımda bulunuyor ve bunu gözlemle test ediyor. Eğer ki varsayımı yanlışlanırsa o zaman derhal terk ederek yeni bir varsayımda bulunarak yeniden gözlemlemeye başlıyor. Buna bilim deniyor ve Atatürk’ün kafasında bu bilim tam bağımsızlığa, muasır medeniyet seviyesine, antiemperyalizme, Cumhuriyet’e dönüşüyor. 19 Mayıs 1919, bu tarihi adıma özel olarak Atatürk’ün bilimsel zekasını gözler önüne serecek olan ve tamamen gerçeklere dayalı kısa öykümüze başlıyoruz... 30 Ekim Mondros mütarekesi imzalanmasıyla birlikte Yıldırım Orduları lağvedilmiş, Mustafa Kemal, İstanbul’a gelmek üzere Adana’dan hareket eder. 10-11 Kasım günü Adana’dan hareket eden tren, Haydarpaşa İstasyonu’na varır. Aynı gün işgal güçlerinin donanmaları da Boğaz’ı işgal ederek yerleşirken, Yıldırım Orduları Komutanı General Mustafa Kemal de Haydarpaşa Rıhtımı’na doğru ilerlemektedir. Rıhtımda Mustafa Kemal’i yaveri Cevat Abbas Gürer, Doktor Rasim Ferit ve bir müfreze asker karşılar. -Hoşgeldiniz paşam! -Hoşbulduk Cevat, nasılsın? -... -Sen de haklısın, insan nasıl olur ki böyle bir manzara karşısında. Rasim, seni gördüğüme sevindim aziz dostum. -Gelmekliğiniz ile sevinç içerisindeyim. Ancak bu görüntü, ben de
1000Kitap
Reklam