1. İlk özellik, Zat-ı Kibriya'yı (Allah'ın yüceliğini) anlatan ayetlerdeki üstün/yüce anlatım tarzından bahsediyor. Yani Kur'an'da Allah'tan bahsedilirken kullanılan dilin, insani zayıflıklardan ve kusurlardan tamamen uzak olduğunu vurguluyor.
2. İkinci özellik olarak, Kur'an'ın başından sonuna kadar açık olmayan (gayr-ı beliğ), ahlaka aykırı veya eğitime/terbiyeye ters düşen fikir, cümle ve hikayelerden tamamen arınmış olduğunu belirtiyor.
Son kısımda John Davenport'un bir alıntısı var ve burada ilginç bir karşılaştırma yapılıyor: Bu özelliklerin aksine, Hristiyanların elindeki kutsal kitapta (İncil'de) bahsedilen bu tür eksikliklerin/kusurların bolca bulunduğunu söylüyor.
Kur'an'ın sayısız hususiyetleri içinde bilhassa ikisi fevkalâde mühimdir:
1- Zat-ı Kibriya'yı ifade eden âyâtın ahengindeki ulviyettir. Kur'an-ı Kerîm, beşerî zaaflardan herhangi birisini Zat-ı Kibriya'ya isnaddan münezzehtir.
2- Kur'an, başından sonuna kadar gayr-ı beliğ, gayr-ı ahlâkî yahut terbiyeye muhalif fikirlerden, cümlelerden ve hikâyelerden tamamen münezzehtir.
Halbuki bütün bu nakîseler, Hristiyanların ellerindeki muharref kitab-ı mukaddeste mebzuliyetle vardır.
JOHN DAVENPORT
Kur'an'ın sayısız hususiyetleri içinde bilhassa ikisi fevkalâde mühimdir:
1- Zat-ı Kibriya'yı ifade eden âyâtın ahengindeki ulviyettir. Kur'an-ı Kerîm, beşerî zaaflardan herhangi birisini Zat-ı Kibriya'ya isnaddan münezzehtir.
2- Kur'an, başından sonuna kadar gayr-ı beliğ, gayr-ı ahlâkî yahut terbiyeye muhalif fikirlerden, cümlelerden ve hikâyelerden tamamen münezzehtir.
Halbuki bütün bu nakîseler, Hristiyanların ellerindeki muharref kitab-ı mukaddeste mebzuliyetle vardır.
JOHN DAVENPORT
Carlyle (Karlayl) şöyle diyor:
Kur'an'ı bir kere dikkatle okursanız onun hususiyetlerini izhara başladığını görürsünüz. Kur'an'ın güzelliği, diğer bütün edebî eserlerin güzelliklerinden kabil-i temyizdir. Kur'an'ın başlıca hususiyetlerinden biri, onun asliyetidir. Benim fikir ve kanaatime göre Kur'an, serâpa samimiyet ve hakkaniyetle doludur. Hazret-i Muhammed'in (asm) cihana tebliğ ettiği davet, hak ve hakikattir.
Hapishaneye alternatif bir önlem arayışının bugün ne anlama gelebileceğini anlamak istiyorsak, bu sorunun yanıtlanması gerektiğini düşünüyorum.
Bir tür hipotez-paradoks formüle ederek başlamak istiyorum, çünkü gerçekten bilimsel bir hipotezin aksine, bunun 'eksiksiz' argümanlarla doğrulanabileceğinden emin değilim. Bence bu tartışmayı başlatacak bir hipotez, bence politik bir hipotez, (nasıl söyleyelim?) bizi nereye kadar götürebileceğini görmemiz gereken stratejik bir oyundur.
Bir kurumun fiziksel varlığı ortadan kalktığında, onun işlevlerini devralan mekanizmalar özgürleştirici mi olur, yoksa yeni bir kontrol biçimini mi temsil eder?
Gerçek şu ki, her şeye rağmen hapishane kurumu şu anda, her yönden değil belki ama çok geniş bir cephede, giderek daha fazla yaygınlaşması beklenen bir işlevsizlikte ısrar ediyor.