Emre Ç.

Emre Ç.
@Ad_Vitam_Aeternam
Bilgisayar Mühendisliği
26 okur puanı
Mayıs 2021 tarihinde katıldı
Reklam
(3) Öyleyse, dedim, önce timokrasinin aristokrasiden nasıl çıktığını anlatmaya çalışalım. Herkes bilir ki, bir toplumun düzenindeki her çeşit değişiklik baştakiler den gelir. Baştakiler arasına ayrilik girmesinden doğar, Yönetenler arasında tam bir birlik varsa, ne kadar az olsalarda, zordur sarsman onları. -Doğrudur. -Doğruysa Glaukon, dedim, bizim devlet nasi sar salacak? Koruyucularımız, yönetenlerimiz arasına anlaşmazlık nereden girip onlan birbirlerine düşürecek? Kendi devletlerini yıkmaya götürecek? Ister misin biz de Homeros gibi Musa'lanı çağıralım da anlatsınlar bize ilk çatışmanın nasıl olduğunu. Gelsin, çocuklarla oynar gibi oynasin, konuşsunlar bizimle. Biz de sözlerini ciddiye alip, tragedyaların yüksek diline çevirelim. -Anlamadım, nasıl? -Şöyle desinler bize aşağı yukarı: Zor bozulur sizin kurduğunuz gibi bir devlet, ama her doğan şey çürümek zorundadır sonunda; sonsuz olamaz sizin düzen de, o da bozulur, dağılır bir gün. Nasıl mı dağılır? Yalnız toprağa kök salan bitkiler değil, toprağın üstünde yanların canlarıyla bedenleri de bir kısır olur, bir verimli. Kısırlıktan verimliliğe, verimlilikten kısırlığa geçişler her varlığın gelişme çemberinin kapandığı zamanlarda olur. Kimi varlıkların oluş çemberi uzun, kimininki kısadır. Hayatlarının uzunluğuna, kısalığına göre. Gelelim sizin soydan varlıklara: Devleti yürütmek üzere yetiştirdiğimiz insanlar ne kadar akıllı, ne kadar görgülü olursa olsun blar, kısırlığın nerede bitip, verimliliğin nerede başladığını bilemeyecekler, geçişin hangi anda olduğunu fark edemedikleri için, çocuklarını tam getirilmeyecek zamanda dünyaya getirecekler.
Sayfa 270·Kitabı okudu
Felsefe
Emre Ç.
Yazının devamı mükemmel sayı ve bunun hesaplanması ile ilgili, uzun matematiksel açıklamalardan dolayı burayı atlıyorum.
Mağara alegorisi
(2) - Ya onu aydınlığın ta kendisine bakmaya zorlasak? Gözlerine ağrı girmez mi? Boyuna başını bakabildiği eylere çevirmez mi? Kendi gördügü şeyleri, sizin gösterdiklerinizden daha açık, daha seçik bulmaz mı? - Öyle sanırım. -Onu zorla alıp götürsek, dik ve sarp yokuştan çıkarıp, dışarıya, gün ışığına sürüklesek, canı yanmaz, karşı koymaz mı bize? Gün ışığında gözleri kamaşıp bizim şimdi gerçek dediğimiz nesnelerin hiçbirini göremeyecek hale gelmez mi? -İlkin bir şey göremez herhalde. - Yukarı dünyayı görmek isterse, buna alışması gerekir. Rahatça görebildiği ilk şeyler gölgeler olacak. Sonra, insanların ve nesnelerin sudaki yansıları, sonra da kendileri. Daha sonra da, gözlerini yukarı kaldırıp, güneşten önce yıldızları, ayı, gökyüzünü seyredecek. -Herhalde. - En sonunda da, güneşi; ama artık sularda ya da başka şeylerdeki yansılarıyla değil, olduğu yerde, olduğu gibi. - Öyle olsa gerek. - Işte ancak o zaman anlayabilir ki, mevsimleri, yılları yapan güneştir. Bütün görülen dünyayı güneş düzenler. Mağarada onun ve arkadaşlarının gördükleri her şeyin asıl kaynağı güneştir. - Bu değişik görgülerden sonra, varacağı sonuç bu olur elbet. - O zaman ilk yaşadığı yeri, orada bildiklerini, zindan arkadaşlarını hatırlayınca, haline şükretmez, orada kalanlara acımaz mı? - Elbette. - Ya orada birbirlerine verdikleri değerler, ünler? Gelip geçen şeyleri en iyi gören, ilk veya son geçenleri, ya da hepsini en iyi aklında tutup, gelecek şeylerin ne olabileceğini en doğru kestirenin elde ettiği kazançlar? Mağaradan kurtulan adam artık onlara imrenir mi? O ünleri, o kazançları sağlayanları kıskanır mı? O boş hayallere dönmekten, eskiden yaşadığı gibi yaşamaktansa, Homerostaki Akhilleus gibi "fakir bir çiftçinin hizmetinde uşak olmayı" dünyanın bütün dertlerine katlanmaktan
Sayfa 234·Kitabı okudu
Felsefe
Emre Ç.
Platon'un burada "fakir bir çiftçi" ile başlayan cümlesindeki örneğe en güzel anti tez, Hasta Toplumlar kitabı olacaktır. Hasta Toplumlar
1600'lerde Kahire'ye ya da İstanbul'a seyahat ettiğinizde çok kültürlü ve hoşgörülü metropollerle karşılaşırdınız; Sünniler, Şiiler, Ortodoks Hıristiyanlar, Katolikler, Ermeniler, Kıptiler, Yahudiler, hatta zaman zaman Hindular bile görece uyum içinde hep birlikte yaşarlardı. Osmanlı İmparatorluğu dini sebeplerle ayrımcılık yapsa aralarında kendilerince çatışmalar yaşansa da Avrupa'yla karşılaştırıldığında özgürlüklerle dolu bir cennetti. O dönemin Paris ya da Londra'sı, üzerinden dini radikallik akan, sadece hakim grupların barınabildiği topraklardı. Londra'da Katolikler, Paris'te Protestanlar öldürülürken, Yahudiler şehirlerden sürülür, Müslümanlar ise şehirlere adım bile atamazdı. Yine de Bilimsel Devrim, Kahire veya İstanbul yerine Londra ve Paris'te başladı.
Sayfa 209·Kitabı okudu
Tarih
Emre Ç.
Genel Bilim Tarihine bakıldığında sırasıyla şu dönemler mevcuttur: -Mezopotamya/Mısır -Antik Yunan -İslam Dünyası -Avrupa Herkesin bu ileti de ve yorumlarda merak ettiği veya eleştirisini yaptığı kısım sanıyorum ki İslam Dünyası.(Bahsettiğim bütün dönemler bir süreliğine Bilimin bayrak taşıyıcılığını yapmıştır) Bu konuda 2 isim önerebilirim: Uzun okuma yapmak istiyorsanız: Fuat Sezgin - Wissenschaft und Tecnick im Islam (Islamda Bilim Ve Teknik isminde çevrilmişti) ve Fuat hocanın diğer çalışmaları. Celal Şengör hocanın, Fuat Sezgin hocayla çalışmış biriyle "İslam bilim tarihine damga vuran icatlar hangileriydi?" başlığıyla yaptığı Teke Tek programını da izleyebilirsiniz, Fuat Sezgin hocanın eserlerine değiniliyor. Kısa okuma yapmak isterseniz : Ankara DTCF Felsefe Araştırmaları Enstitüsü Dergisinde yayınlanan(1963) > Ortaçağ İslam Dünyasında İlmi Çalışma Temposundaki Ağırlaşmanın Bazı Temel Sebepleri- Aydın Sayılı. Yazarın yorumuna gelirsek eğer böyle zan altında bırakacak bir yorum yapıyorsa bunu ya Arşiv Belgelerine atıfta bulanacak şekilde veya Arşiv Belgelerine dayanan bir bilimsel araştırmaya yer vermeli. Ek olarak eğer 1600 tarihinden sonraki Bilimsel Devrimi kastediyorsa doğrudur gelişmeler bakımından ancak kitabın genelinde saydığım bütün bu aşamaları görmezden gelip sadece Avrupa Bilimsel Devrimine vurgu varsa bu büsbütün cahilliktir. Bilim; Dünya Tarihinde ne Avrupanın, ne İslamın, ne Mısırın, ne de Yunanın şahsi malıdır, Bilim insanlığındır ve bir bayrak yarışıdır.