“Yaşamın, sana, bilmediğin, anlamadığın bir dilde; yabancı, tanımadığın bir üslupta, şarkı söyleyen biri gibi gelecek: Söylenen şarkı seninle ilgiliymiş, senden söz ediyormuş, sana söyleniyormuş gibi bir duygu duyacaksın hep; ama, hep de, bilmediğin, anlayamadığın bir dilde, sana yabancı, tanımadığın bir üslupta olacak duyduğun…”
“Hava kötü dediğimde sadece havadan söz etmediğimi anlamak bu kadar zor mu? İlle de, ben bu hayattan bıktım, türünde sözler mi etmeliyim? … Yanımda olmanı istiyorum diyemediğim için bu yağmur içimi ıslatıyor dediğimi nasıl anlamaz? Düpedüz, sarıl bana dedikten sonra, sarılmanın ne anlamı kalır!”
“Olmayışını, olamayışını sevmek olur mu?
Bunu da sevmiştim halbuki.
Bir anlamı olmayan hareketlerinden anlamlar çıkarmayı da sevmiştim.
Karşılaşmalardan anlamlar çıkarmayı sevmiştim.
Kaderin olabilme ihtimalini.
Seni konuşmayı sevmiştim, konunun sen olmasını.
Sonra yanıma gelince, gözlerime öyle bakınca, anlamlıyım zannetmiştim, nereden bileyim?
Saf sevmeyi sevmiştim.
Senin gözünde bir anlamım olabilme ihtimalini sevmiştim belki.
Ah be!
Şimdi fark ediyorum da ne çok sevmişim seni, ne çok sevmemişsin beni.”
“Şu yaşananları bir kitapta okusaydım oturur ağlardım Harry. Oysa bunlar benim başıma geldi ve her şey bana öyle inanılmaz geliyor ki bir damla gözyaşım akmıyor.”